<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990</id><updated>2012-02-15T23:47:58.529-08:00</updated><category term='sevgili'/><category term='aşk'/><category term='ibrahim saraçoğlu'/><category term='panikleme'/><category term='TATİL'/><category term='cilt bakımı'/><category term='yüreğim'/><category term='bilgisayar'/><category term='msj'/><category term='sonbahar'/><category term='sana'/><category term='cilt'/><category term='sevgi'/><category term='beklemek'/><category term='bayram msj'/><category term='adet düzensizliği kürü'/><category term='kalp hastalığı'/><category term='sen'/><category term='panik bozukluğu'/><category term='panik atak'/><category term='kalp çarpıntısı'/><category term='egzama nedenleri'/><category term='ramazan bayramı msjları'/><category term='bayram'/><category term='çarpıntı'/><category term='suyun faydaları'/><category term='klavye'/><category term='sağlık'/><category term='egzama'/><category term='atopik dermatit'/><category term='kür'/><category term='ölüm'/><category term='bayram mesajı'/><category term='Güzellik'/><category term='su'/><category term='kısayol.klavye kısayolları'/><category term='güzellik reçeteleri'/><category term='atopik egzama'/><category term='seboroik egzama'/><category term='bakım'/><title type='text'>NE ARARSAN HERYERDEN HERŞEYDEN BİRAZ</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>92</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-4913128415536006865</id><published>2008-12-28T09:19:00.001-08:00</published><updated>2008-12-28T09:20:41.579-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SVe1Xw0BW9I/AAAAAAAAARg/BjLnHV0na8g/s1600-h/8QJQ3CAMZ8E27CAHQ08SHCA62QKLWCAMVPEZJCAUKJLRECA3MR167CAG0EMI2CADG48HQCA8N9NTQCALEZMJ1CA4L4F8WCA5VTJ75CAAXB2VHCA83R7C4CAJA6MVGCA1PUONOCAGZO93HCAUPR1VX.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 120px; height: 86px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SVe1Xw0BW9I/AAAAAAAAARg/BjLnHV0na8g/s400/8QJQ3CAMZ8E27CAHQ08SHCA62QKLWCAMVPEZJCAUKJLRECA3MR167CAG0EMI2CADG48HQCA8N9NTQCALEZMJ1CA4L4F8WCA5VTJ75CAAXB2VHCA83R7C4CAJA6MVGCA1PUONOCAGZO93HCAUPR1VX.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5284892107587279826" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;Kadın Nasıl Tavlanır.?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Bir kadın seni ilginç buldu, sen de bu durumu ilginç buldun. Durum ilginç olmadığı gibi ilişkiyi ilk onun başlatması olasılığı da çok zayıftır. Toplum, her durumda kadının kitabıdır ve toplum der ki; ilişkiyi başlatan bir kadınsa o kadının kötü şöhreti vardır. Kadın için toplum, ilginç bir adamdan daha önemlidir. Kadınlar hakkındaki bu bilgiyi atlamamak gerekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Kesinlikle ilişkiyi başlatan sen olmalısın. Çünkü onların hisleri ve düşünceleri bütünüyle safsatadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Eğer başka bir erkekle çıkıyorsa ona adamın işe yaramaz olduğunu, onun tipi olmadığını, mutlaka yanlış bir tercih yapmış olduğunu söyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Kadınların hisleri ve düşünceleri önemsizmiş gibi, hatta yokmuş gibi davranmak en iyisidir. Onlar bu tutumunu "Bana kadın gibi davranıyor" diye yorumlayacaklardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Derin düşün. Bir kadına, kendi tarzınla onun ne kadar harika gözüktüğünü söyle, ama öyle ki, gözlerinle onun düşüncesini ve vücudunu yiyip bitirmek istediğini söyle. Bu onu etkileyecek ve ne kadar derin biri olduğunu düşünecektir. Kadınlar her türlü yalanın derin bir düşünce olduğunu sanırlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Zerre kadar gururun yokmuş gibi davran. Spor yap, iyi giyin, popüler ol. Bütün bunlar bir kadın için senin ne kadar ahlaksız, kadın meraklısı, yenir yutulur bir lokma olmadığının göstergesi olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Başlangıçta seksten başka bir şey düşünme ve müşkülpesent olma. İyisine ulaşmak için yığınla kadını elden geçirmen lazım. Gururundan başka kaybedecek birşeyin yok. Gurur ise sadece kaybedenlerindir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. Kendini kaliteli, düzgün biri olarak gösterirsen bu kadınları soğutur. Çünkü, diğer bütün kadınların da bundan feci şekilde soğuyacağını kalplerinin ta derinlerinde bilirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. Birsürü kadını seviyor olsan bile, kadınların herbiri, sadece kendilerini sevdiğini sanırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. Bütün kadınları çekici buluyormuşsun gibi davranırsan bütün kadınlar da seni çekici bulur. Çünkü, kadınlar kendi başlarına düşünemezler (toplum kadının kitabıdır, hatırlarsanız). Eğer diğer kadınlar sizi önemsemiyorsa, ancak o zaman o da sizi önemsemez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11. Kadınlarla birlikte olduğun o değerli zamanlarda onları aşağıla, küçük düşür ve ne yaptığını biliyormuşsun gibi davran. Elbisesinin basit ama saçlarının şahane olduğunu söyle ona. Ona zamanla doğru dürüst giyinmeyi ve öpüşmeyi öğreteceğini söyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12. Şüphede misin, hemen davran; onu biryere götür, öp onu, dokun ona, nazikçe elinden tutup yatak odana götür onu. Kadınlar, senin onları harekete geçirmeni bekleyip dururlar. Eğer ne yapacağına kararsız kalırsan, öyle bir değişirler ki, neden hala birşey yapmıyor diye şaşırıp kalırlar. Bu, bir kadının bir erkeği ciddiye alması için neredeyse her kadının başvurduğu, erkeklerden istediği, bir kendine güven testidir. Kadınların da kendilerine ait bir zekası vardır diye düşünürsen, senin aptal olduğunu düşüneceklerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13. Artık farkına var ki reddedilmek öyle çok da mühim bir şey değildir. Bir kadın sana hayır dediğinde, bunun, tam da o anda esen rüzgarın doğru yöne değil de ters yöne esmesinden hiç te farkı yoktur. Bütün kadınların birbirine benzemesi gibi okyanusta daha bir sürü balık vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14. Reddedilmekten korkarsan, kadınların gerçekten bir karar verecekmiş gibi hissetmelerine neden olursun! Bundan ötürü seni küçümserler. Olası seçenekleri değerlendirip gerçekten bir sonuca ulaşabilecek duruma sokulmayı hiç bir kadın istemez elbette. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15. Kadınları sıraya diz. Üç kadına sevişme teklif et, biri kabul edecektir. Onlara böyle basit metodlarla yaklaşırsan gururları okşanacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16. Kadınların bildiği kadarıyla kelimeler, aşk ve ihanet içindir. Bundan dolayı ASLA ve ASLA bir kadına öpebilir miyim diye sorma. Onu dikkatle dinle ama sakın söylediği herhangi birşeye inanayım deme. Daha ziyade onu tanıdığın kadarıyla, onun sözlerini yorumla. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17. Kadınlar beyinli değil fizikli yaratıklardır. Yani onlara aşık olduğunu söylemektense elini doğruca kasıklarına götür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18. Feminizmin bütün hedefleriyle - özellikle (her ne ise) ana fikriyle - bütünüyle hemfikir ol. Aslında herhangi bir kadının herhangi bir konuda söylediği herhangi bir şeyle aynı fikirde olmalısın. Lakin ne yaparsan yap hiç bir zaman bir kadına gerçekte nasıl davranman gerektiğini unutma, yoksa aziz olma tehlikesiyle her an karşılaşabilirsin ve kadınların bildiği kadarıyla bir aziz kötü bir şakadan başka birşey değildir. Bütün bunlardan yola çıkarak kadına, ne kadar akıllı ve cesur olduğunu ve fakat tıpkı diğer bütün kadınlar gibi kendi başının çaresine bakamayan, düşüncelerinin ve inançlarını önemsiz olduğunu hissettir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-4913128415536006865?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/4913128415536006865/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=4913128415536006865' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/4913128415536006865'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/4913128415536006865'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/12/kadn-nasl-tavlanr.html' title=''/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SVe1Xw0BW9I/AAAAAAAAARg/BjLnHV0na8g/s72-c/8QJQ3CAMZ8E27CAHQ08SHCA62QKLWCAMVPEZJCAUKJLRECA3MR167CAG0EMI2CADG48HQCA8N9NTQCALEZMJ1CA4L4F8WCA5VTJ75CAAXB2VHCA83R7C4CAJA6MVGCA1PUONOCAGZO93HCAUPR1VX.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-3603305210534394548</id><published>2008-12-28T09:15:00.000-08:00</published><updated>2008-12-28T09:17:04.134-08:00</updated><title type='text'>YAY BURCU ERKEĞİ</title><content type='html'>&lt;strong&gt; Yay Burcu er­keklerinin garip bir huyu vardır. Bunlar büyük beyaz bir ata biner, dörtnala caddelerden geçerken, kılıçlarını sallar ve davalarını savunurlar. Başka bir garip huylan daha vardır. Sirkteki palyaçolar gibi taklalar atar, fillerle kaba sakallı hanımı ayırdedemeyerek birbirine karıştırır, sonra sevinç-parauk helvalarını yerler.&lt;br /&gt;Bu adam belirli manevralarla ele geçirilebilir. Ama ce şunu beyaz atından indirmeniz, şu fillerden uzak­laştırmanız ve tabii o sakallı hanıma da yol vermeniz ge­rekiyor. Davalar ve sirklerden aile hayatı yaşamaya zaman kalmaz, kaldı ki duygusal el tutuşmalara.&lt;br /&gt;Hemen hemen her zaman O’nun çevresinde bir kalabalık bulunur. Bu da başka bir engeldir. O’na yaklaş­mak için bütün bu insanların arasından kendinise yol açmak zorunda kalacaksınız. Ama karamsar olmayın çünkü bu adam son derece iyimser bir insandır. O kadar iyimserdir ki, düşmanları kendisine bir kutu at gübresi gönderseler, hiç alınmaz. Atı göndermeyi unuttuklarını düşünür. Bu çeşit bir iyimserlik tehlikeli olabilir.&lt;br /&gt;Bu da, gerçekten körü körüne inancın başka bîr şeklidir. Yay erkeğinde bunlardan yığınlarla vardır. Şimdi körü körüne inanca bir diyeceğim yok. Kendim de bir ateş burcundan olduğum için, bunu anlarım. Ancak, böyle safça bir inanış Yay * in sık sik çamura düşmesine neden olabilir. Elinde yay ve okla sürekli gökyüzüne bakarak ve hiç kim­senin ulaşmaya cesaret edemeyeceği bir hedef arayarak koşarken çamura düşmek kolaydır. Aslında hiç kimse böyle bir hedefe uiaşmaya çalışacak kadar sağduyudan yoksun değildir.&lt;br /&gt;Güvenmek çok iyi bir şeydir, ancak yanlış insanlara güvenmek, bir yarış atını bile yavaşlatabilir. O, kelimenin tam anlamıyla gözü kapalı bir hayalci değildir. O’nun ha­yalleri her zaman Jüpiter’in zeki mantığının ve merakının süzgecinden geçer. Eğer bunlar Yay’ın dürüst kontrolü altında bulunursa, herhalde çılgınca oldukları kadar yararlı da olacaklardır; henüz dünya bunlara hazır olmasa bile, En ufak bir gerçekleşme umudu olduğu zaman, Yay boya­larını çıkarıp hayallerini en canlı ve cesur renklerle boya-yacaktır. Ancak, ileriye yönelik fikirleri ezmek için bekle­yen ve kendilerini kanıtlama şansını tanımadan bunlan boğan geri kafalılar her zaman bulunur ve ortalıkta ne çok geri kafalı bulunduğuna biliyorsunuz.&lt;br /&gt;Yükseklerde dolaşan hayal gücü O’nun düşmesine veya iflas etmesine neden olabilir. Ama çok şükür ki, şans perisi her zaman O’nu tam zamanında kurtarır. Bu adam genellikle o kadar şanslıdır ki, bu kadarı haksızlık gibi görünebilir. O, dağ başına maden aramaya gitse ve bir tor­ba kaya parçasıyla dönse, bunların altın olmayışına bîr süre ağladıktan sonra uranyum olduklarını keşfeder. Met­ronun girişinde ayağınızın dibinde parlak bir şey görüp te alsanız alüminyum jiklet kağıdı olduğunu görürsünüz. Onu Yay eğilip alsa, Harry Winston’un taksiye el sallarken düşürdüğü Hope Elmasının parçası çıkar.&lt;br /&gt;Bu çeşit bir talihi olunca, Yay doğal olarak iyimserdr. Her zaman kayanın kaya, Alüminyum kağıdının da alü­minyum olduğu günler vardır, ancak tipik Yay böyle ezici darbelerin etkisinden çabuk kurtulur. Sizin Jüpiter erke­ğinin aşktaki şansı da aynen böyledir. O şanslıdır. Şansı yaver gitmediği zaman, çabucak kendini toparlar. O, dürüst olmayan insanları diğerlerinden ayırır, çevresinde bu kadar arkadaşı ve dostu olmasının nedeni de budur. İnsanların dış görünüşünün ötesine bakarak aldatıcı olmayan gerçek değerleri arar. Bu, düşmanları olmaması demek değildir. Kuşkusuz düşmanı da vardır, ama başka bu rçl ardaki in­sanların düşmanlarına oranla, Yay’ın düşmanlarının sa­yısı daha azdır. O’nun içtenlikle söylediği sözlere güce-nenler boğazını sıkıp boğmak isteyebilirler, ancak genel-iîjde eninde sonunda kötü niyetli olmadığını anlarlar. Yay erkeğinin günahı hiç bir zaman kasten acımasızca kötülük )’. etmek değildir, sadece nezaketsizlik ve düşüncesizliktir. (; Artık anlamış bulunuyorsunuz ki, Yay’ın konuş­ması, sembolik oku kadar direkttir. Çirkin şeyler söyle­yebilir ve eğer O’na aşıksanız, bu sözleri yanma kar kala­bilir. Ancak, henüz tanıştığınız bir Yay erkeği parlak, dik­katli bakışlarını yüzüne dikerek size. tam bir erkeğin met­res olarak seçeceği kız olduğunuzu söylediği zaman O’na ne kadar içerlerseniz haklı olursunuz. Bütün gücünüzle Suratına bir tokat indirmeye hazırlanırken, yüzüne o masum,,çocukça ifadeyi takınarak silahınızı elinizden alan jir içtenlikle, asıl istemek istediği şeyin şu olduğunu İÇiklar; orta çağdaki krallar ve aristokratlar çıkarlarını İüşünerek evlenirlermiş ve bu yüzden eşleri çoğunlukla isil kan taşıyan çirkin ve sıkıcı yaratıklar olurmuş. Öte /andan metresleri, kurallar el verse aşık olup evlenmek için seçecekleri, çok güzel ve zeki kadınlarmış. Yay bunlan okumaktadır, çünkü özellikle o çağda olup bitenleri merak&lt;br /&gt;eder. Siz bu sözleri dinleyince sakinleşirsiniz ve hatta kendinizi biraz mağrur hissedersiniz. Öyle ya, mecbur ol­madıkça kaç erkek tarih okumak için saatlerini harcar? O bir dahi olmalı. Düşünün bir kez, bir entellektüelin eşi olabilirsiniz! Yanlış. Bir entellektüelin metresi olabilirsi­niz. Siz O’nun beynini böyle değerlendirmeye başlayınca, farkında olmadan asıl teklif ettiği şeyi olumlu karşılamış olacaksınız. O da hemen harekete geçecek ve siz düşmüş bir kadın olacaksınız.&lt;br /&gt;Kadınlar çoğunlukla Yay’ın davranışlarım yanlış yorumlar ve aralarındaki ilişkiyi gerçekte olduğundan daha fazla ciddi zannederler. Aynı şekilde; hafif, fiziksel olma­yan bir arkadaşlık, sadece arkadaşça dolaşacağı bir kız ararken de, karanlık emeller peşinde koştuğu samlabilir. Her iki şekilde de yay zararlı çıkar. Ama O gene de şanslıdır ve bütün bu karışıklık düzelir. O bir flörttür, bu irkar edilemez, ancak yalnızca seks aramamaktadır. Ö değişiklikten ve kafaca uyarılmaktan hoşlanır. O sadece kendisini oyalarken bir kadın O’na yapışacak olursa, ara­larında geçen herşeyin şakadan başka bir şey olmadığını anlatmaya çalışacaktır. Bu durumda kızcağızın yapacağı hiçbir şey kalmaz. O sadece arkadaşça davranmaktadır.&lt;br /&gt;O her zaman size duymak istediğiniz şeyleri söyle­meyecek. Çoğunlukla açık sözlülüğü ve utandırıcı soru­larıyla saçlarınızı diken diken edecek. Ama arada sırada öyle özel, öyle harikulade bir şey söyleyecek ki, size şarkı söylüyormuş gibi gelecek.&lt;br /&gt;Size bir örnek vereyim. Sahne: Bir kahvehane. Tam O’nu sevdiğinizi söylemek için cesaretinizi topladığınız sırada, O hilesiz mavi gözlerini -veya kırpmadan baktığı kahverengi gözlerini- kocaman açarak size bakar ve me­rakla sorar; “Bu kadar kısa boylu olduğun için neler hisse­diyorsun? Bu seni sinirli filan yapmıyor ya?” Yutkunarak, erkekliğinize yakışır şekilde kendinizi toparlamaya çalı­şırken, ekler, “Aldırma. Kısa boylu bir çok erkek var. Örneğin Napolyon. Ve Fiarello Guardia” Bu neredeyse ha­karet üstüne hakaret demektir. Hiç kimsenin bu kadın kadar kabalığı haketmediğini düşünerek, tam kalkıp gitmek üzereyken, O hülyali dalgın bir bakışla, “Fasulye sırığı gibi erkeklerden nefret ederim” der. “Sen kusursuzsun. Bu gece birlikte buraya doğru yürürken dikkat ettim. Boyları­mız birbirine çok uyuyor.”&lt;br /&gt;Oturun yerinize. Kalıyorsunuz. Uzun bir süre için. Arkadaş canlısı, samimi Yay kızı, garip bir çekicilikle kalbinizi fethetti. O her zaman biraz açık sözlü olacaktır, çünkü dünyayı, o komik pembe gözlüklerle bile, aynen olduğu gibi görür. Kabul etmeniz gerekir ki, bu da bir ye­tenektir. Her durumu açık, anlaşılır bir mantıkla ele almak, herşeyi olduğu gibi kabul etmeye karar vermek herkesin harcı değildir.&lt;br /&gt;Yay kadınları her zaman, her yerde görülen pollyan-na’lardır. Daha çok para kazanmanızı dilediğini söyleye­rek, şu sözleri eklediği zaman kırılırsınız: “Kuşkusuz, fazla para insanları bencil yapar. Belki de fakir olduğun için şanslısın”. Kabul etmek gerekir ki, bu bir çeşit solak iyimserliktir, ama buna alışacaksınız. Bu kız size hiçbir zaman yaian söylemeyecektir. İçinizden “keşke biraz yalan söylese” dediğiniz zamanlar olacaktır. Birlikte olmadığınız geceleri nasıl geçirdiğini merak ettiğinizi belli ederseniz, geçen yaz tatilinde tanıştığı yakışıklı adama yazdığı mektuplar ve telefonla yapılan kaç buluşma teklifini geri çevirdiği konusunda size son derece dürüst, ayrıntılı rapor verecektir. Hatta belki de sıkıntılarını uykusuzluğa bağ­layarak, geceleri uyanık yatarken size karşı duyduğu şeyin aşk değil de, acaba arkadaşlık mı olduğunu düşündüğünü anlatacaktır. İçinizden O’na bağırmak gelecek, “Tanrı aşkına, arada sırada yalan söyle ne olur! Bir erkeğin de gururu vardır”. Sakın fazla yüksek sesle bağırmayın, sonra O’nu incitirsiniz. Hem kendisi de ateş almayan cinsten biri değildir. Yay kızlarının oldukça ateşli öfkeler içinde ken­dilerini kaybettikleri bilinir.&lt;br /&gt;Yoksa o, birlikte sinemaya gidecekleri zaman küçük kız kardeşini de getirip getirmeyeceğini sorduğunda, “Aaa, umarım evlendikten sonra da sürekli asılmaz”, diye ağzın­dan kaçırdığına mı alınmıştı?” Belki de genç kızdan ger­çekten hoşlanabilirdi ama, Yay’lardaki evlendikten sonra eş yakınlarının nefes aldırmamaları korkusu O’nun böyle düşüncesizce ve patavatsızca birşey söylemesine neden olmuştu. Şimdi bozuştuğu erkek kadar O’nun kız karde-&lt;br /&gt;sini de özltiyordu, ne var ki ne demek istediğini açıklamak İçin artık çok geçti ve O’nu hiç kimse anlamayacaktı.&lt;br /&gt;Yay kızı için, bütün mantıklı düşüncelere karşın, böyle içinden çıkılmaz durumları anlamak olanaksızdır ve bu O’nu çoğunlukla asla gidilmemesi gereken bir romans ülkesine götürür; ateşin ne zaman ve neden alevleneceğini bilmez ve alevlendiği zaman yanacağından korkar. Sonra işi oluruna bırakır, hiç kimseyi ciddiye almaz. Açıkça flört eder ama, sürekli veya sonsuza kadar sürecek ciddi bir ilişki kurmayı düşünmez ve böylece soğuk ve kalpsiz bir kadın olarak tanınır. Bir ateş burcu hiçbir zaman soğuk ve kalpsiz değildir, ancak bunu bilmeyen astroloji cahili pek çok erkek vardır. Böyle olaylar yüzünden bir Yay kızı bekar kalırsa, kesinlikle hayata küsmüş, kabuğuna çekilmiş bir ihtiyar olmayacaktır. O gene de yaşamın tadını çıkaracak ve çok eğlenecektir. Bir erkek yerine çevresinde dolaşan bir çok erkek olacak ve O onların hepsinden hoşlanacaktır.&lt;br /&gt;Gerçek şudur ki, O kalbi güven dolu bir çocuktur. Görünüşü o kadar saftır ki, kurtlara, tatlılıkla adam kandırma ustalarına ve şarlatanlara cesaret verir. Ne kadar akıllıca tartıştığını ve nasıl şaşırtıcı şekilde mantıklı olabildiğini unutun. Tüm bunların O’nun kalbiyle hiçbir il­gisi yoktur. Kafası tartışma götürmez. Parlak ve zekidir ve herhangi bir tehlikeden kendini kurtaracak güçtedir. Ama kalbi savunmasızdır. Sık sık düşer yaralanır.&lt;br /&gt;O’nun bir başka özelliği de, biraz sakar olmasıdır. Bazen Yay kızı safkan, soylu bir at edasıyla caddeden aşağıya yürüyüp giderken O’nun gördüğünüz en zarif kadın olduğunu düşünürsünüz. Sonra birdenbire ayağı kaldırımdaki bir yarığa takılıp sendeleyince, dengesinibulmak için beceriksizce oradaki manavın tentesine sarılır ve iki sandık portakalın altüst olmasına neden olur. Manav belki biraz küfreder ama, çok geçmeden omzunu silkeler. O’na aldırmamasına söyleyerek eline bir salkım üzüm tutuşturur. Yay’ın neşesi en katı kalpleri bile eritir. Arada sırada bu kız size, kuyruğunu dostça sallayan ve ayağınızın üstünden geçen sakar bir köpek yavrusunu hatırlatacaktır. Böyle cana yakın köpekçileri pek çok insan sever ve besler. Tabii, köpekleri beslemek ucuza gelir. Tipik Jüpiter kızı çok iştahlıdır. O iyi yiyecekleri ve şarabı, güzel giysileri sever ve yolculukta hep birinci sınıfı seçer. Yay’lar do­ğuştan savurgandır . Paraya hiç değer vermezler ve onlara bir doların ne demek olduğunu anlatmak epeyce zaman alır. O’na kredi kartınızı ödünç vermeden önce yükselen bur­cunu dikkatle inceleyin.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-3603305210534394548?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/3603305210534394548/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=3603305210534394548' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/3603305210534394548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/3603305210534394548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/12/yay-burcu-erkei.html' title='YAY BURCU ERKEĞİ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-4749075860994562326</id><published>2008-12-08T02:15:00.000-08:00</published><updated>2008-12-08T02:17:41.829-08:00</updated><title type='text'>ÇÖREK OTU</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/STz0MGxvxUI/AAAAAAAAARQ/TWhDfyLvSlQ/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 130px; height: 98px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/STz0MGxvxUI/AAAAAAAAARQ/TWhDfyLvSlQ/s400/images.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5277361352186250562" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) 14 asır önce şöyle buyurmuştu&lt;br /&gt;“ buyurmuşlardır. (Buhârî, Tıbb, 7; Müslim, Selâm, 88)&lt;br /&gt;"Ya Ali evinde bal ve çörek otu bulunduran kimse için melekler istiğfar getitirir."&lt;br /&gt;O zamanlardan günümüze kadar geçen asırlar boyunca, bu ufak taneli gıdada her hastalığa şifânın olabileceğine birçok kimse dudak bükmüştü. Ama müslümanların yapması gerekeni Maren Franz adlı bir Alman yaptı ve çörek otunun sağlığımız üzerindeki faydalarını araştırıp, bu konudaki yayınları bir araya getirdi. Sonuçta:”Tabiattan Gelen Şifâ Kaynağı: ÇÖREKOTU” adıyla dilimize tercüme edilen 96 sayfalık bir kitap ortaya çıktı. Üstelik, Peygamberimizin çörek otuyla ilgili hadisinin kendisini uyardığını ve bu sözü rehber alarak bu kitabı hazırlamaya giriştiğini önsözde belirterek... &lt;br /&gt;Bu yazımızda Maren Franz’ın kitabından yola çıkarak, çörek otunun mucizevi tesirlerini tanıtmaya çalışacağız. &lt;br /&gt;Çörek otu niçin değerli? &lt;br /&gt;Çörek otunun tohumunda doymamış yağ asiti, eterli yağ, vitaminler ve organizma için zaruri olan ve çok az miktarda tüketilmesi gereken değerli maddeler bulunur. Bu maddelerin karışımı, hasta kişinin iyileşmesine vesile olur. &lt;br /&gt;Çörek otu tohumunda bulunan doymamış yağ asitinin metabolizmaya müsbet yönde tesir ettiği, bağışıklığı arttırdığı ve allerjiyi durdurduğu ispatlanmıştır. Bu sebepten çörek otunun astım, bağışıklığın zayıflığından meydana gelen marazlar ile sinir ve deri hastalıklarında başarılı sonuçlar vermesine şaşırmamalıdır. &lt;br /&gt;Bu iyileştirici tesir, çörek otunu yemeklerde de kullanılan ve sevilen bir gıda haline getirmiştir. Zamanımızda özellikle ABD ve Avrupa’nın büyük ülkelerinde çörek otuna talep çok artmış, istekler karşılanamaz hâle gelmiştir. Almanya’da ise çörek otu tohumu ve yağı, saf veya hap şeklinde eczanelerde ve baharatçılarda yer almaya başlamıştır. &lt;br /&gt;Savunma sistemimiz ve çörek otu: &lt;br /&gt;Sağlam bir savunma sistemine sahip olan kişi, kendini genelde iyi hisseder ve nâdiren hastalanır. Çünkü rahatsızlıklara karşı mukavemeti fazla demektir. Böyle olunca mikrop, virüs ve mantarlarla baş edebilir. &lt;br /&gt;Savunma sistemi zayıfladığında, şu hastalıklar ortaya çıkabilir: &lt;br /&gt;•Mikroplu hastalıklar, bilhassa sık sık grip olma ve mesane iltihabı. &lt;br /&gt;•Deri, mukoza ve bağırsakta mantarların oluşması. &lt;br /&gt;•İnatçı herpes (uçuk). &lt;br /&gt;•Sindirim sistemi bozukluklarından meydana gelen ishâl ve zayıflama. &lt;br /&gt;•Kaşıntılı deri hastalıkları. &lt;br /&gt;•Kronik (müzmin) rahatsızlıklar. &lt;br /&gt;•Kanda dolaşım bozukluğu, yüzde belirli solukluk. &lt;br /&gt;•Kronik yorgunluk. &lt;br /&gt;•Cinsî isteksizlik. &lt;br /&gt;•Uyku bozuklukları &lt;br /&gt;Saymış olduğumuz bu hastalıklara yakalanmamak için savunma (immux) sistemimizin kuvvetli olması gerekir. Çörek otunun ise, immun sistemi güçlendirdiği binlerce yıldan beri bilinmektedir. Çörek otu, savunma sistemini dengelemekte ve mümkün olduğu kadar iyi çalışmasını sağlamaktadır. &lt;br /&gt;Çörek otunun bu özelliği nereden kaynaklanır? Bilim adamları, bu sorunun cevabını modern teknolojinin yardımıyla bulmuşlardır. “Çörek otunun tohumunda organizmayı destekleyen yüzden fazla madde vardır.” &lt;br /&gt;Kara mucizenin muhtevası: &lt;br /&gt;Çörek otunun tohumunda takriben %38 oranında karbonhidrat, %35 oranında çeşitli yağlar, %21 oranında da albumin bulunur. Geri kalan %6 ise, yüzden fazla maddeden oluşur. Bu orana çok değerli olan doymamış yağ asitleri de dahildir. Linolen asidi, alfa linolenasidi ve iç yağı bunlar arasındadır. Eterli yağlar olarak kofur, nigellon, alfa-pinen vb. mevcuttur. Çok az miktarda bazı vitaminler (B1, B2, B6 folasidi niacin), mineraller (demir, kalsiyum, magnezyum, çinko ve selen) ve amino asitleri vardır. &lt;br /&gt;Doymamış yağ asitleri ve eterli yağ, savunma sisteminde çok yararlıdır. Vitamin ve mineraller, savunma sisteminin işlemesinde önemli rol oynar. Çörek otunun tesiri, çok sayıdaki bu maddelerin karışımından gelmektedir. &lt;br /&gt;Doymamış yağ asitlerin faydaları: &lt;br /&gt;Doymamış yağ asitleri, metabolizmaya yardım eder. Hücrelerin büyümesi, gelişmesi ve yenilenmesinde yine buna ihtiyaç vardır. Ayrıca vücudun ihtiyacı olan hormonların gelişmesinde yardımcı olur. Yine alerjik sinyaller gönderen histamin gibi maddelerin artmasını engeller. &lt;br /&gt;İşte doymamış yağ asitlerin faydaları: &lt;br /&gt;•Hormanların yapımına katkıda bulunduklarından, sağlıklı bir savunma-hormon ve sinir sisteminin oluşumunu sağlar. &lt;br /&gt;•Savunma ablukasının kaldırılmasında yardımcı olur. &lt;br /&gt;•Savunma hücrelerinin gereğinden fazla çalışmasını engeller. &lt;br /&gt;•Hücrelerin dağılımı, yenilenmesi ve hücre duvarlarının sağlam olmasına katkıda bulunur. &lt;br /&gt;•Kandaki kolesterolü normale döndürür. &lt;br /&gt;•Kan damarlarının gerginleşmesini ve dolaşım hızını tanzim ederek tıkanmayı önler. &lt;br /&gt;•Tansiyonu düşürüp damar sertleşmesi ve kalp enfarktüsü riskini azaltır. &lt;br /&gt;•Yaraların çabuk iyileşmesine, derinin pürüzsüz olmasına yardım eder. &lt;br /&gt;İnsan vücudu, doymamış yağ asitlerini üretemediği için, dışarıdan almaya mecburdur. Bir gram çörek otu yağı, bu açıdan günlük ihtiyacımızı karşılamaktadır. &lt;br /&gt;Çörek otunun diğer tesirleri &lt;br /&gt;•Çörek otundaki nigellon ve alfa-pinen gibi eterli yağlar, solunum borusunu genişletip kramp gidericidir. Ayrıca ifrazı geliştirip öksürüğü hafifletir. İltihap giderici, ağrı dindirici ve idrar söktürücüdür. Devamlı kullanımda kan şekerini düşürür. &lt;br /&gt;•Çörek otundaki B1, B2 ve B6 vitaminleri, birçok enzimlerin üretiminde önem taşır. Zira bunlar, savunma ablukalarını yok eder ve boyun altı bezini; dolayısı ile savunma sistemini güçlendirir. Folasidi vitamini ise, kalp ve tansiyon hastalıklarının riskini azaltır. Bunun yanısıra hücre yenilenmesinde de lüzumlûdur. &lt;br /&gt;• Beta karotin, A, E ve C vitamini, selen gibi antioksitler vücudun savunma sistemini güçlendirir. Selen, vücudun zehirli maddeleri atmasında yardımcı olur. &lt;br /&gt;Çörek otunun faydaları: &lt;br /&gt;Bu kadar mükemmel olarak yaratılan ve Efendimiz’in (a.s.m.) methine mazhar olan çörek otu, bütün bu özellikleri ile: &lt;br /&gt;•Mikrop, virüs ve mantarlara karşı öldürücü tesire sahiptir. &lt;br /&gt;•İfraz boşaltıcı ve solunum borusunu genişleticidir. &lt;br /&gt;•Kan şekerini düşürür. &lt;br /&gt;•Damar hastalıklarını önler. &lt;br /&gt;•Hazmı kolaylaştırır. &lt;br /&gt;•Vücuttaki zehirleri süzerek atar. &lt;br /&gt;•İdrar söktürücü özelliği ile safraya iyi gelir. &lt;br /&gt;•Yaraların çabuk iyileşmesini ve hücrelerin yenilenmesini hızlandırır. &lt;br /&gt;•Alerjiyi önler. &lt;br /&gt;•Savunma sistemini dengeler. &lt;br /&gt;•Hormon sistemini ve ruh hâlini sağlamlaştırır. &lt;br /&gt;Özel hallerde faydaları: &lt;br /&gt;•Çörek otu, müzmin hastalıklarda şaşırtıcı iyileşmeler sağlar. Çocuklarda özellikle sinir ve deri hastalıklarına, astım ile alerjiye iyi gelir. &lt;br /&gt;•Çörek otu ürünleri (yağ ve ezilmiş bal karışımlı) hamilelik devresindeki şikayetleri azaltır. Yan tesiri olmayıp, bu devredeki hanımlara ve bebeklerini ana sütüyle besleyenler için süt kalitesinin bebeğe daha yarayışlı olmasını sağlar. &lt;br /&gt;•Egzamalı deriye sık sık çörek otu yağı sürüldüğünde deri çabuk iyileşir. Yine deri hastalıklarında mikrop öldürücü tesirinden dolayı çok fayda verir. &lt;br /&gt;Bazı Hastalıklarda Çörek Otu: &lt;br /&gt;•Hazım zorluğu ve mide şişkinliklerinde çörek otu eskiden beri bilinmektedir. &lt;br /&gt;•Hemoroide iyi gelir, çünkü damarları güçlendirir ve kan dolaşımını hızlandırır. &lt;br /&gt;•Romatizma, şeker hastalığı ve kolesterolün yükselmesi gibi metabolizma hastalıklarına faydalıdır. &lt;br /&gt;•İktidarsızlık ve kısırlıkta yine yarar verici tesire sahiptir. Çünkü çörek otu, cinsî hormanları tanzim etmekte, bedenî ve ruhî olarak zindelik ve dinçlik vermektedir. &lt;br /&gt;•Çörek otu yağı kadınlardaki ay hâli sancıları ve diş ağrılarına karşı yine başarıyla kullanılmaktadır. &lt;br /&gt;Sağlıklı olmak için çörek otu kürü: &lt;br /&gt;Tabii muhtevası ile savunma sistemine, metabolizma ve hormonlara iyi gelen çörek otu, vücudu toksin adı verilen zehirli maddelerden temizler, kan dolaşımını güçlendirir ve bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar. Cildi parlaklaştırır. Düzgün bir cilde, parlak saç ve gözlere sebep olur. Sağlıklı ve hayat dolu bir görünüm sağlar. &lt;br /&gt;Çörek otu savunma (immun) sistemini güçlendirdiğinden, kanser, AIDS gibi çağın hastalıklarına karşı tavsiye edilmektedir. Yine tansiyon ve ateş düşürücü ve tabii antibiyotik tesirleriyle yaygın hastalıklara şifâ olmaktadır. Başta astım ve polen alerjisi olmak üzere alerjik hastalıklara, saç dökülmesine ve kepeğe karşı da tesirlidir. &lt;br /&gt;Maren Franz’ın kitabından naklettiğimiz bu satırlar, çörek otunu “ölümden başka her derde deva” olarak tarif eden Peygamberimizin(a.s.m.) yüceliğini gözler önüne sermektedir. Çünkü Efendimiz(a.s.m.) çörek otunun daha yeni keşfedilen bu mucizevî özelliklerini asırlar öncesinden görmüş ve bunu da, kıyamete kadar gelecek olan insanların en iyi anlayacağı şekilde ifade etmiştir:&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-4749075860994562326?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/4749075860994562326/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=4749075860994562326' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/4749075860994562326'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/4749075860994562326'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/12/rek-otu.html' title='ÇÖREK OTU'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/STz0MGxvxUI/AAAAAAAAARQ/TWhDfyLvSlQ/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-6843929008463334680</id><published>2008-11-30T11:48:00.000-08:00</published><updated>2008-11-30T11:57:33.286-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güzellik reçeteleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güzellik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bakım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cilt bakımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cilt'/><title type='text'>GÜZELLİK ÖNERİLERİ</title><content type='html'>&lt;strong&gt;- Avokado Yağı : Avokado yağı, avokadodan elde edilir. Avokadoyu buzdolabınızda bulundurabilir ya da doğal avokado yağı içeren ürünler temin edebilirsiniz. Avokado yağı, A, D ve E vitamini açısından zengindir. Avokado, diğer doğal ürünlerden çok daha iyi cildinize nüfuz eder. Cilde yumuşaklık kazandırırken ince çizgilere karşı bakım sağlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Jojoba Yağı : Jojoba yağı, pek çok şampuan ve besleyicide bulunmaktadır. Kendi vücudumuzun sebumunda yer alan vitamin, mineral ve proteinlere benzer vitamin ve proteinler içermektedir. Jojoba yağı, hücre yenilenmesini desteklerken aynı zamanda saçınızı ve cildinizi nemlendirir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Üzüm Tohumu : Yağı Üzüm tohumu yağını direk cildinize uygulayabilir ya da vitamin olarak alabilirsiniz. Üzüm tohumu yağı, vitamin ve mineral açısından oldukça zengindir. Cilde yumuşaklık kazandırırken nem de sağlar. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;- Nane Yağı : Nane yağı, mükemmel bir doğal iyileştiricidir. Cildinizi canlandırır ve pürüzsüzlük kazandırır. Aynı zamanda baş ağrıları ve kas ağrılarının giderilmesinde de oldukça etkilidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Süt : Dolabınızdaki süt, cildiniz için mükemmel bir üründür. Cildinizi pürüzsüzleştirir. Kuru veya tahriş olmuş cilt için oldukça uygundur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-6843929008463334680?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/6843929008463334680/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=6843929008463334680' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6843929008463334680'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6843929008463334680'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/11/gzellik-nerileri.html' title='GÜZELLİK ÖNERİLERİ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-25001138019934646</id><published>2008-11-02T01:26:00.000-07:00</published><updated>2008-11-02T01:28:24.964-08:00</updated><title type='text'>ZEYTİN YAĞRAĞI</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SQ1ysyiCMZI/AAAAAAAAANI/l1v8U_6cm4Q/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 88px; height: 118px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SQ1ysyiCMZI/AAAAAAAAANI/l1v8U_6cm4Q/s400/images.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5263989653270311314" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;em&gt;Zeytin yaprağında, 60-90 mg/gr oranında, oleuropein bileşiği bulunmaktadır. En aktif antioksidanlar, fenolik ve polifenolik bileşiklerdir. Oleuropein, başlıca polifenolik antioksidanlardan biridir ve yaprağın en etken fenolik bileşiğidir. Bu bileşik aynı zamanda terapötik (tedavi edici) etkiye sahiptir. Oleuropeinin, doğal antibiyotik olduğu bilinir. Vücudun bağışıklık sisteminde, soğan ve sarımsak ile benzer etki gösterir. &lt;br /&gt;Zeytin yaprağında ki, oleuropein maddesi ve hidrolizleri, antibiyotiklere direnç kazanmış mikroorganizmalar üzerinde, etkili ve çok değerli bir bileşendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaprakta, çeşitli flavonoidler bulunmaktadır. Fenolik ve flavonait bileşikler, vücudun bağışıklık sistemini güçlendirip; hastalıklara karşı dirençli olmasını sağlar. Zeytine uzun ömrünü verdiği söylenen, oleuropein maddesi, Avrupa'da, gençleştirici kremlerden, haplara ve sütlerin özelliklerini artırmaya yönelik olmak üzere, çok geniş alanlarda kullanılmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeytinin yaprağında bulunan tanen, antiseptik bileşikdir. Yaprakların çayı ve tentürü kullanılır. Asırlardır yetiştiği coğrafyalarda zeytinin yaprağı, ilaç olarak kullanılmaktadır. Zeytinin yaprağı, düşük basınç altında, az ısıyla kurutulursa, yaprağın, hem değerleri değişmez hem de acılaşmaz. &lt;/em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-25001138019934646?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/25001138019934646/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=25001138019934646' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/25001138019934646'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/25001138019934646'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/11/zeytin-yarai.html' title='ZEYTİN YAĞRAĞI'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SQ1ysyiCMZI/AAAAAAAAANI/l1v8U_6cm4Q/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-8504629060760677819</id><published>2008-10-04T10:58:00.000-07:00</published><updated>2008-10-04T10:59:38.246-07:00</updated><title type='text'>SAÇ DÖKÜLMESİNİN NEDENLERİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SOevAiw03iI/AAAAAAAAANA/s36XOHQ58Eo/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SOevAiw03iI/AAAAAAAAANA/s36XOHQ58Eo/s400/images.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5253359914217430562" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1. Normal saç dökülmesi: Saçın yaşam döngüsüne bağlı olarak günde 100-150 kadar saç dökülmesi normaldir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Fizyolojik saç dökülmesi: Hamilelik dönemindeki saç dökülmesi buna örnektir. Geri dönüşümlüdür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Kişiye bağlı saç dökülmesi: Kişinin kendisinin yaptığı dökülme böyledir. Sıkı saç tokaları sonucu oluşabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Enfeksiyonlara bağlı saç dökülmesi: Bazı mantar enfeksiyonlarında görülür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Alopesi Areate: Lokalizedir ve yama tarzında saç dökülmesidir. Uygun tedavi ile geri dönüşümlüdür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Angen Effluvium: Radyasyon ve bazı kimyasalların neden olduğu saç kaybı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Telogen Effluvium: Strese ve kronik hastalıklara bağlı saç kaybı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. Travma ve basıya bağlı saç köklerinin hasar görmesi&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-8504629060760677819?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/8504629060760677819/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=8504629060760677819' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/8504629060760677819'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/8504629060760677819'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/10/sa-dklmesinin-nedenleri.html' title='SAÇ DÖKÜLMESİNİN NEDENLERİ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SOevAiw03iI/AAAAAAAAANA/s36XOHQ58Eo/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-7144011705437537130</id><published>2008-09-28T06:53:00.000-07:00</published><updated>2008-09-28T06:58:14.989-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='msj'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bayram'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bayram msj'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ramazan bayramı msjları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bayram mesajı'/><title type='text'>BAYRAM MESAJLARI</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;strong&gt;Bayramlar, dargınlıkların unutulduğu, insanların barıştığı, kardeşçe kucaklaştığı günlerdir. Bayramlar, milli ve dini duyguların, inançların, örf ve adetlerin uygulandığı bir toplumda millet olma şuurunun şekillendiği, kuvvetlendiği günlerdir. Sevgi dolu ve huzurlu nice bayramlar geçirmek dileğiyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Dostluğu, sevgiyi ve geleceği... Aşımızı, ekmeğimizi, soframızı... Hüznümüzü, acımızı, yalnızlığımızı paylaştığımız; birlik ve beraberliğimizi, kardeşlik ve dostluğumuzu en sıcak şekilde hissedeceğimiz mübarek Kurban Bayramınızı tebrik eder, mutluluklar dilerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Güzellik, birlik, beraberlik dolu, her zaman bir öncekinden daha güzel ve mutlu bir Kurban Bayramı diliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Allahın rahmeti üzerine olsun. Sana gelen her iyilik Allahtandır, bütün kötülükler nefsindendir. Mekanın cennet yuvan huzurlu kalbin Allah ile dolu bayramın mübarek olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Hep bir arada, sevgi dolu ve huzurlu nice bayramlar geçirmek dileğiyle, Ramazan Bayramınız kutlu olsun! Mübarek Ramazan Bayramı tüm ulusumuza kutlu olsun. Allah tüm inananlara nice huzurlu, bereketli bayramlar nasip etsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; yağmuru kıskandım,sana dokundu diye.rüzgara kızdım,kokunu aldı diye.yollara küstüm,seni benden aldı diye.tek geceleri sevdim,seni rüyalarıma yolladı diye.hayırlı bayramlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün sevinç günü, kederleri bir yana bırakıp mutlu olalım. Ramazan Bayramını doya doya yaşayalım. Hayırlı bayramlar! Her şeye kadir olan Yüce Allah, bizleri, doğru yoldan ve sevdiklerimizden ayırmasın! Hayırlı ve bereketli Ramazan Bayramları dileğiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varlığı ebedi olan, merhamet sahibi, adaletli Yüce Allah kendisine dua edenleri geri çevirmez. Dualarınızın Rabbin yüce katına iletilmesine vesile olan Kurban Bayramınız mübarek olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bayramlar berekettir, umuttur, özlemdir. Yarınlar niyettir. Kestiğiniz kurban ve dualarınız kabul olsun, sevdikleriniz hep sizinle olsun.. Bayramınız mübarek olsun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bugün Kurban Bayramı, kurbanlar kesilecek sevap niyetiyle etler dağıtılacak herkese. Yürekler bir olacak gönüllere kilitlenecek. Gökler rahmet bereketiyle yağmurlar boşaltacak yeryüzüne. Bugün hepimizin yüreği şenlenip bayram sevinciyle coşacak. Hepimizin Kurban Bayramı kutlu olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Her ilkbaharda gelinciklerin en güzel başlangıçları müjdelemesi gibi, bu bayramın da sana ve ailene mutluluk ve neşe getirmesi dileğimle. Kardeşliğin doğduğu, sevgilerin birleştiği, belki durgun, belki yorgun, yine de mutlu, yine de umutlu, yine de sevgi dolu nice bayramlara&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En delice esen seher yeli, en güneşli günler, en parlak gecedir bayramlar. Kurban Bayramınız kutlu, her şey gönlünüzce olsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayramlar o kadar büyülüdür ki, gelişi bütün bir yıl beklenir ve gidişindeki keder de ancak böyle bir ikinci geliş ümidiyle hafifler; tasa iken sevinç olur, hüzün iken beklenen bir neşeye dönüşür. Kurban Bayramınızın da böyle bir neşeyle gelmesi ve tüm ailenizi sevince boğup evinize bereket getirmesi dileğimizle? İyi bayramlar! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurban Bayramının ulusumuzun diriliğine, mazlumların kurtuluşuna, insanlığın huzur, barış ve hidayetine vesile olmasını dileriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu değerli Kurban Bayramında, kainatın yaratıcısı ve alemlerin Rabbi bağışlayıcı ve acıyıcı yüce Allah tüm dualarınızı kabul etsin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün ellerinizi her zamankinden daha çok açın. Avucunuza melekler gül koysun, yüreğiniz coşsun. Kurban Bayramınız hayırlara vesile olsun? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bin damla serilsin yüreğine, bin mutluluk dolsun gönlüne, bütün hayallerin gerçek olsun, duaların kabul olsun bu bayramda... Kurban Bayramın mübarek olsun! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeye kadir olan Yüce Allah, bizleri, doğru yoldan ve sevdiklerimizden ayırmasın! Hayırlı ve bereketli Kurban Bayramları dileğiyle? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mübarek Kurban Bayramınızı tebrik eder hayırlara vesile olmasını dileriz. Bu hayırlı günde dualarınız kabul olsun. Dualarınızı eksik etmeyin... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurban Bayramını sevdiklerinizle beraber sağlık ve huzur içinde geçirmenizi dileriz. Bayram tüm insanlığa hayırlı olsun! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küskünlerin barıştığı, sevenlerin bir araya geldiği, rahmet ve şefkat dolu günlerin en değerlilerinden olan Kurban Bayramınız kutlu olsun? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bayram gülüşü savur göklere, eski zamanlara gülücükler getirsin, öyle içten öyle samimi, gözyaşlarını bile tebessüme çevirsin. İyi bayramlar! &lt;/strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-7144011705437537130?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/7144011705437537130/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=7144011705437537130' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/7144011705437537130'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/7144011705437537130'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/09/en-delice-esen-seher-yeli-en-gneli.html' title='BAYRAM MESAJLARI'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-799167908362753598</id><published>2008-09-07T02:13:00.001-07:00</published><updated>2008-09-07T02:13:48.793-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;İSHAL (Amel): Patlıcan sapları temizlenerek sıcak suyla kaynatılır. ve suyu hastaya içirilir. Demli çay içirilir. Kuru çay yedirilir.&lt;br /&gt;SOĞUK ALGINLIĞI: Isıtılmış toprağa yatırılır. Papatya veya ıhlamur kaynatılarak içirilir. &lt;br /&gt;ÇIBAN: Baş soğan ateşte haşlanır yarayı kapatacak şekilde yara üzerine sarılır.&lt;br /&gt;KURDEŞENİ (Dizanteri): İtburnu diye bilinen ot şekerle kaynatılarak hastaya içirilir.&lt;br /&gt;KULAK AĞRISI: Tavşan yağı temiz bir parça ile ağrıyan kulağa sürülür.&lt;br /&gt;EZİLME VE İNCİLME: Ezilen veya incilen bölgeye yeni kesilmiş bir hayvanın karın bölgesinde ki et çiğ ve tuzsuz olarak sarılır. İkinci bir yöntem KÜL HAŞULU uygulanır. Bir uzunca bez ocaktaki sıcak kül, tuz ve su ile karıştırılır. Bu üç karışımdan oluşan çamur bezle karıştırılır. Sıcak halde incilen bölgeye sarılır. Ezilen yer küçük bir alan ise ekmek ağızda çiğnenerek hamur haline getirilir. İnce bir beze koyularak ezilen bölgeye sarılır.&lt;br /&gt;Ezilen veya darbe alan bölgeler büyükse yeni kesilen bir koyun veya kuzu derisi hastanın yaralı bölgesine sarılır.12 saat etli iç yüzü sarılı olarak,12 saatte dış yünlü yüzü arılı olarak yatırılır.24 saat sonra deri alınır. Hastanın ağrıları ve göveren yerlerinin iyileştiği görülür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÜNEŞ YANMALARI: sarımsaklı yoğurt yanan bölge üzerine sürülür.&lt;br /&gt;BÖBREK TAŞI DÜŞÜRME. İki-üç gün beklemiş ayran bir torbadan süzülür. Elde edilen ayran suyu böbrek ağrısı olan hastaya içirilir.&lt;br /&gt;ARI SOKMASI: arının soktuğu bölgeye bir demir parçası sürtülür veya sarımsaklı yoğurt sürülür.&lt;br /&gt;MAYASIL (Mayasur):Kirpi eti yedirilir.&lt;br /&gt;MİĞDE BULANTISI: Nane ve limon kaynatılarak içirilir.&lt;br /&gt;BAŞ AĞRISI: Patates dilim, dilim kesilir. Alına dizilerek üzeri bir tülbentle sarılır. &lt;br /&gt;DAMARLARDAKİ KİRLİ KANI TEMİZLEMEK: Damarlarda bulunan fazla kirli kanları almak için damarın şişen yerine (Varislere)sülük tutulur.) Sülük solucan biçiminde bir hayvan olup kan emicilik görevi yapar.&lt;br /&gt;KAN ÇIBANI: Yaranın üzerine lokum sarılır.&lt;br /&gt;KARIN AĞRISI: Bölgemizde yetişen yavşağan otu denen bitki kaynatılarak hastaya içirilir.&lt;br /&gt;VÜCUTTA BİRİKEN İRİNİ ÇIKARMAK: (İLTAHAP) Yaranın üzerine siğil yaprağı koparılarak taze olarak sarılır.&lt;br /&gt;AĞRI ALMAK VE DAMAR UZATMAK: İlçemizin ÖTEGEÇE denen mevkiinde yetişen karaağaç denen bodur bitkinin kökünün kabukları soyulur. Bir tenekede kaynatılır. Oluşan macun içerinin de uzun çaput parçaları sıcak halde bir gece bekletilir. Ertesi gün rahatsız olan bölgeye önce kaynamış bez daha sonrada temiz bir bez sarılır. İki gün ara ile işlem rahatsızlık geçene kadar tekrar edilir.Ağrı almak için başka bir yöntem ise arpa unundan yapılmış hamur bir bez aracılığıyla ağrıyan yere sıcak,sıcak sarılır. &lt;br /&gt;SAC DÖKÜLMESİNİ ÖNLEMEK: Kına, yumurta, limon ve az bir yoğurt karıştırılarak macun haline getirilir. Sac diplerine yedire, yedire ovulur.&lt;br /&gt;SOVUK ALGINLIĞI: (Zafiyet, dermansızlık ve mütemadiyen nöbet, nöbet ağrılar baş gösterir.) Kara Söğüt yaprağı bir havan içerisinde ezilir. Sarımsak,&lt;br /&gt;nane, kaymaksız (torba) yoğurdu, sirke ve limon karıştırılır. İçilecek duruma gelene kadar azcık su ilave edilir. Hastaya içirilir. &lt;br /&gt;ROMATIZMA: Acı kırmızıbiber, baş kili (Eskiden temizlik amaçlı deterjan maddesi görevini gören ince çekilmiş toprak) karıştırılır. Bu karıştırılan madde ağrıyan bölgelere sürülür. Diğer bir yöntem ise zencefil kökü dövülür sabunla karıştırılır. Oluşan madde vücutta ağrıyan bölgelere sürülür.&lt;br /&gt;TİFO: Barsak bozukluğudur. Bulaşıcıdır. Hastanın ateşi yükselir. İnsan dışkısı pirinç lapası gibidir. Bir bütün tavuk eti kemiklerinden temizlenir bir havanda ezilir. Hastanın ayaklarına, koltuk altlarına ve başına sarılır.24 saat bekletilir. Sarılmış et hastayı terletirse hastalıktan kurtulmuş olur.&lt;br /&gt;SARILIK: Hastanın gözlerinin beyaz kısmı sarılaşır. Derinin kırmızı olan rengi solarak kirli sarı ren alır. Ocak evleri tarafından Büyük baş hayvan ödü içerisinde bulunan HARAZA denilen kısım hastaya ocak evi sahibesi tarafından içirilir.&lt;br /&gt;KABAKULAK: Boğazla kulak memesi altlarında hafif şişlikler görülür. Ocak evi sahibi tarafından şişen bölgelere mürekkeple küçük ayetler yazılır. Diğer bir yöntem ise Kabakulak rahatsızlığını ilk defa gören kişi yağ tavasını ateşte kızdırır, duayla kabakulak olan yere yakmayacak şekilde sürer.&lt;br /&gt;ÖKSÜRÜK: Ayva çekirdeği ile papatya kaynatılarak biraz şeker ilave edilerek çay gibi hastaya içirilir.&lt;br /&gt;BEL AĞRISI: Kirli yün ısıtılarak ağrıyan bölgeye sıcak, sıcak sarılır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-799167908362753598?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/799167908362753598/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=799167908362753598' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/799167908362753598'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/799167908362753598'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/09/ishal-amel-patlcan-saplar-temizlenerek.html' title=''/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-6223594051776085824</id><published>2008-09-07T02:11:00.000-07:00</published><updated>2008-09-07T02:12:31.030-07:00</updated><title type='text'>BAzı BİTKİLER VE FAYDALARI</title><content type='html'>&lt;strong&gt;ALIÇ: Alıç suyu çıkarılıp şekerle karıştırılarak içilirse baş ağrılarına iyi gelir. Lapası yapılarak şişlikler üzerine konulursa şişi indirir. Zekâyı kuvvetlendirir.&lt;br /&gt;AYVA: Vücutta oluşan balgamı temizlemek için kullanılır. Yenilmesi halinde kalbi kuvvetlendirir. Hamile kadınlar yerse çocuklarının güzel olacağına inanılır.&lt;br /&gt;İNCİR: basur ve siyatik hastalıklarına iyi gelir.&lt;br /&gt;TERE TOHUMU: Bala karıştırılarak yenirse baş ağrısına iyi geldiği söylenir.&lt;br /&gt;SARIMSAK: Her derde deva olduğu söylenir. Dört ay boyunca devamlı yenirse vücutta oluşan beyaz kılları döktüğüne inanılır.&lt;br /&gt;NAR: Zarıyla birlikte yenirse çiğdeyi temizler. &lt;br /&gt;MANTAR: Sıkılarak elde edilen suyu göze sürüldüğünde göz ağrılarını geçirir.&lt;br /&gt;KABAK: İnsanı şişmanlatır zihnini geliştirir.&lt;br /&gt;KURU ÜZÜM: Balgamı giderir. Ağız kokusunu alır.&lt;br /&gt;ADA ÇAYI: 12 gr adaçayı 250 gram su ile kaynatılır içilirse boğaz ağrılarını keser, fazla terlemeyi önler.&lt;br /&gt;ARPA: Egzama, uyuz ve kaşıntılara iyi gelir. Arpa sirke ile kanatılır. Oluşan mayii kaşıntı yerlere sürülür. Arpa kaynatılarak suyu çokça içilirse idrar&lt;br /&gt;yanmalarını önler.&lt;br /&gt;BÖĞÜRTLEN: Çok yenmesi halinde görmeyi kuvvetlendirir. Kökleri kaynatılır suyu bolca içilirse böbrekteki ve mesanedeki taşları döker.&lt;br /&gt;BUĞDAY: buğday unu badem yağı ve şekerle pişirilir, sabahları aç karna yenirse göğüsteki ağrıları geçirir. &lt;br /&gt;BULGUR: Bulgur pilavı bol üzüm hoşafıyla birlikte yenirse çok kan yapar.&lt;br /&gt;BURÇAK: Burçak öğütülür. Şekerle karıştırılarak unundan helva yapılır. Yapılan helva ceviz büyüklüğünde devamlı yenirse zayıf olanlar şişmanlar. Lapa halinde sert UR üzerine konursa uru yumuşatır. Yaranın üzerine konursa yarayı iyileştirir. Kırılmış kemiklerin üzerine bağlanırsa kemikleri kaynaştırır. Burçak unu sirke ile karıştırılıp içilirse idrar sökücülüğü yapar.&lt;br /&gt;CEVİZ: Yeşil kabuklarının suyu çıkarılıp burna çekilirse kanamayı önler. Kuru kabukları yakılarak bal ile macun yapılıp dişlere sürülürse dişleri parlatır. Ceviz, incir ve sedef çiçeği birlikte yenirse bütün zehirlenmelere iyi gelir. Göğüs ve nefes borusu ağrılarında, öksürüklerde ve hazım bozukluklarına devamlı yenmesi halinde iyi gelir. Ceviz içinin suda bekletilip aç karna suyunun içilmesi ve çeneklerinin yenmesi halinde kan kollestrolunu düşürdüğü görülür. &lt;br /&gt;ÇAVDAR: Çavdar dövülerek hamur haline getirilir. Böcek ısıran bölgeye sarılırsa böcek sokmalarına iyi gelir. Aynı hamur boğaz şişlikleri nede iyi gelir. Sara hastalığı olan insanlara kaynatılarak suyu içirilirse şifa bulunur.&lt;br /&gt;ÇAM AĞACI: Kabuğu sirke ile kaynatılır gargara yapılırsa diş ağrılarını keser. Bağlamı söker. Yaprakları ezilerek yara üzerine konursa yarayı iyileştirir.Yaprakları ve kabuğu kaynatılarak içilirse KARAÇİĞER hastalıklarına iyi gelir.İki Yaşındaki çam ağaçlarının kabuğu soyularak çıkan sıvı maddeye YALAMUK denir.Yalamuk yiyen insanların çok sağlıklı olduğuna inanılır. Yalamuk aynı zamanda yiyen insanı güçlü kuvvetli yapar.&lt;br /&gt;ÇİTLENBİK: (Sakızlık) Tohumlarının yutulması halinde salyayı kurutur. Gövdenin herhangi bir yerinden koparılarak güneşte bekletilmesi durumunda, kopan yerdeki süt damladıkları donar ve bu damlalar toplanarak sakız olarak çiğnenir. &lt;br /&gt;ÇÖREK OTU: bal ile macun yapılıp yutulursa, bağlamı söker, öksürmeyi, nefes darlığına romatizma ağrılarına iyi gelir. &lt;br /&gt;DEREOTU: Dereotu kurutulup bal ile karıştırılarak şerbet yapılıp içilirse kusmayı kolaylaştırır. Lapası yapılıp sıcak, sıcak üzerine oturulursa rahimdeki hastalıkları temizler.&lt;br /&gt;DUT: Yapraklarının sapları incir ile kaynatılarak içilirse sersemlik, delilik ve müzmin sırt ağrılarına karşı mutlaka etkili olur.&lt;br /&gt;BEGÜMECİ: Tohumları kaynatılır, suyuna şeker ilave edilerek şerbet şeklinde içilirse insan vücudundaki pis kanlı yaraları temizler. Barsakları ve göğsü yumuşatır.&lt;br /&gt;ERİK: Yaprakları sedef çiçeği ile kaynatılarak elde edilen mayii ile bol, bol gargara yapılırsa diş etlerinin kanaması önlenir. &lt;br /&gt;FINDIK: Anason ile birlikte yenirse kalp çarpıntılarını keser. Şeker veya bal ile macun yapılarak yenirse barsalları kuvvetlendirir. Boğazdan gelen kanamaları önler.&lt;br /&gt;FISTIK: Zekâyı artırır ve kuvvetlendirir.&lt;br /&gt;GELİNCİK ÇİÇEĞİ: bir bardak süt ile gelincik çiçeği 6 gr yutulursa karın ağrılarını anında keser. &lt;br /&gt;GÜL: Gül suyu ağrıyan gözlere sürülürse ağrıları alır. Gülden şerbet veya şurup yapılarak içilirse kalbi rahatlatır. Bayılmalarda gülsuyu daha etkili olur.&lt;br /&gt;HAVUÇ: Sarımsakla beraber yenirse bacak ağrılarına iyi gelir. Havuç turşusu mide ve karaciğeri kuvvetlendirir. Dalak şişkinliklerini indirir.&lt;br /&gt;HİNDİSTAN CEVİZİ: Felç ve titreme gibi hastalıklara iyi gelir. İshali söker, idrar zorlamalarına karşı yararlıdır.&lt;br /&gt;HURMA: Sırt ağrılarını keser. Felci, yüz, göz eğilmelerini soğuktan dolayı oluşan hastalıklara iyi gelir. Kanı çoğaltır.&lt;br /&gt;IHLAMUR: kaynatılarak çay gibi içilirse mide zafiyetini, soğuk algınlığını ve damar tıkanıklıklarını iyileştirir.&lt;br /&gt;ISIRGAN OTU: Isırgan otu yapraklarıyla yemek yapılarak yenirse göğsü, akciğeri, midede hastalıkları temizler. Yapraklarını suyu çıkarılarak deriye sürülürse deri hastalıklarına iyi gelir.&lt;br /&gt;ISPANAK: Lapası yapılarak vücuttaki şişliklerin üzerine sarılırsa, sarılan yerdeki şişlikleri indirir.&lt;br /&gt;LİMON: Limon yenir veya suyu içilirse bulantı ve kusmaları engeller. Ateşi önler. Limon kurutulup dövülerek toz haline getirilip, bir o kadarda şeker ilave ederek yapılan karışım birer kaşık alınırsa baş dönm: meyvesi kusmayı önler. İdrarını tutamayanlar meyvesini yemeleri halinde sorunlarına çare bulurlar.&lt;br /&gt;KAHVE: acı kahve uykuyu kaçırır. Basur yapar. Şekerli kahve bu zararları önler.&lt;br /&gt;KARANFİL: Kaynatılarak çay gibi içilirse sesi açar. Hıçkırık tutmayı ve bulantıyı önler.&lt;br /&gt;KARPUZ: Kabukları alına sarılırsa göze inen göz nezlesini önler.&lt;br /&gt;KAVUN: Çekirdekleri yenirse vücut içerisinde oluşan iç yaraları iyileştirir.&lt;br /&gt;KARABİBER: karabiber, soğan ve bal karıştırılarak macun haline getirilir. saç dökülen yere sürülürse saç dökülmeyi önler. Karabiber zeytinyağı ile kaynatılır uyuşan azalara sürülürse uyuşmayı engeller. Damar tıkanıklıklarında karabiber koyun sütüyle kaynatılarak içilirse damarları açar. &lt;br /&gt;KAVAK AĞACI: Kabukları kaynatılarak sıcak, sıcak içilirse yaraları çabuk iyileştirir. Aynı karışım soğuk olarak içilirse kan tükürmeyi önler. Ağacın külüyle iç yağı karıştırılarak merhem yapılarak vücutta çıkan siğillerin üzerine sürülürse siğiller yok olur. &lt;br /&gt;KEKİK: Kaynatılarak çay gibi içilirse vücutta bulunan Ağrıları (Yel ağrısı) dağıtır. Mide bulantısını önler, hazmı kolaylaştırır.&lt;br /&gt;KUŞBURNU: Reçeli yapılarak her gün onar gram yutulursa yaşlanmayı geciktirir. KUZUKULAĞI: Yaprakları ateşte öldürülüp lapa yapılarak boyun bölgelerinde çıkan şişliklerin üzerine sarılırsa şişlikleri iyi eder.&lt;br /&gt;LAHANA: Kaynatılarak suyu içilirse4 ses kısıklılarına iyi gelir. Yapraklarının pişirilerek yaraya sarılması halinde yaraları iyi eder. Lahana suyu buruna çekilirse kafadaki ağrı ve hastalıklara iyi gelir. Lahana suyu üzüm hoşafıyla karıştırılarak içilirse Sarılık hastalığına ve dalak şişkinliğine iyi gelir. Lahana tohumları acı bakla suyu ile kaynatılıp içilirse bardaklardaki kurtları döker. Elerine iyi gelir.&lt;br /&gt;MARUL: Yenmesi halinde uyku getirir. Marul suyu arpa unu ile lapa yapılıp ağrıyan gözün üstüne ince bir tülbentle sarılırsa ağrıyı alır.&lt;br /&gt;MERCİMEK: Kaynatılarak suyu süzülür, süzlen su içilirse öksürüğü keser göğüs ağrılarını alır. Her gün 30 ar adet kabuklu mercimek yutulursa mide düşmesini önler. &lt;br /&gt;Mercimek çuvalı dibinde kalan tozlar kaynatılarak altını ıslatan çocuklara geceleri içirtilirse çocuk altını ıslatmayı keser.&lt;br /&gt;MISIR: Tulu su ile ıslatılarak lapa haline getirilir. Bir bez içerisine sarılarak sıcak, sıcak makat bölgesine koyulup bir saat üzerinde oturulursa büyük aptes yapamayanlara iyi gelir.&lt;br /&gt;NANE: nane suyuna az miktarda sirke ilave edilerek içilirse iç kanamaları engeller. Konuşamayan çocukların dil peltekliğine karşı yaprakları ezilerek dile masaj yapılırsa iyi gelir. Kekemeliği önler.&lt;br /&gt;NAR: Nar bal ile karıştırılarak macun yapılıp yutulursa mide iltihaplarına temizler, iyi gelir Nar kabukları arpa ve buğday ambarlarına koyulursa tahıllar böceklenmez.&lt;br /&gt;NİŞASTA: Buğdayın özünden elde edilir. Nişasta şeker ve badem yağı ile karıştırılarak sıcak, sıcak içilirse bütün göğüs ağrılarını geçirir.&lt;br /&gt;NOHUT: Nohut pişirilerek yemeklerden önce yumuşak haliyle leblebi gibi yenirse sarılık ve siroz hastalıklarına karşı iyi gelir.&lt;br /&gt;PAPATYA. Çiçekleri kaynatılarak suyu içilirse barsak şişliklerine ve iltihaplarına iyi gelir. Baş ağrılarına iyi gelir. Sarılığa ve idrar yapamayanlara iyi gelir. Böbreklerdeki taş ve kumları döker. Damar sertliklerine iyi gelir.&lt;br /&gt;PAPATYA: Patates suyu ile saçlar yıkanırsa saçları kuvvetlendirir.Yakılarak elde edilen külü yara üzerine konulursa yaralar iyi olur.Patates külü yenirse böbrek zafiyetlerine iyi gelir.&lt;br /&gt;PIRASA: Dalları çiğ olarak yenirse yemek borusu iltihaplarına iyi gelir. Pırasa tohumu iç yağı ile karıştırılarak fitil yapılıp makata konması halinde basura iyi gelir.&lt;br /&gt;PORTAKAL: Kabukları küçük, küçük kıyılır susam yağı içerisine koyularak üç hafta güneş altında bekletilir. Oluşan karışım vücuttaki ağrıyan yerlere sürülmesi halinde ağrılardan kurtulunur.&lt;br /&gt;SARMISAK: Her gün tansiyon düşürmek için bir baş yenir.&lt;br /&gt;SEMİZOTU: Kaynatılarak suyu soğuk olarak içilirse barsak parazitlerini temizler. Lapa yapılarak bir tülbentle başa sarılırsa baş ağrılarını alır.&lt;br /&gt;SÖGÜT: odun parçaları bir tenekede kaynatılır suyu süzülür. Süzülen suya biraz şeker ilave edilir bir çay bardağı olarak içilirse karaciğer damarlarını açar.Çarpıntıları önler.,mide zafiyetine iyi gelir.Ateşi ve harareti düşürür.&lt;br /&gt;SOGAN: Soğan suyu tavuk yağı ile karıştırılarak yaralara sürülürse şifa görülür. Sağan suyu bal ile karıştırılıp şurup yapılır. Kaşık ile içilirse boğaz şişliklerine iyi gelir. Soğan kuyruk yağı ile pişirilip ikişer üçer kaşık yutulursa nefes darlığına ve müzmin öksürüğe karşı iyi gelir. Beklemiş soğan soda tuzu ile karıştırılıp saç dökülen yerlere sürülürse saç dökülmeyi önler.&lt;br /&gt;SU YOSUNU: Lapa yapılarak durdurulamayan kanamaların üzerine konursa kanama durur. Şişliklere karşı un ile ezilerek macun haline getirilir şişliğin üzerine konulur.&lt;br /&gt;SÜTLİYEN: Sütliyenin koparılması sonucu çıkan süt damlaları incir, bal, nar suyu ve sedef çiçeği kaynatılarak elde edilen şerbet on beşer gram içilirse Akciğer ve göğüs ağrılarına iyi gelir.&lt;br /&gt;TERE: Lapa yapılarak ur üzerine koyulursa uru patlatır. Çocuklu anneler yerse sütü fazlalaşır. Fazla yenilmesi halinde bağlamı söker. Dalakta ki tıkalı damarları açar böbrek kumlarını döker.&lt;br /&gt;TURP: Turp tohumu sirke ile kaynatılarak merhem haline getirilir, yaralar üzerine bilhassa kangren üzerine konulursa şifa bulunur. Turp bal ve su karıştırılıp yemeğin üzerine yenilirse göğsü ve mideyi temizler. Hazmı kolaylaştırır. Öksürüğü keser. Turp suyu dama sertliğine iyi gelir. Turp yaprakları kaynatılarak suyu içilirse karaciğer damarlarını açar. Sarılık hastalığına iyi gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ATKARACALAR DA &lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-6223594051776085824?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/6223594051776085824/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=6223594051776085824' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6223594051776085824'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6223594051776085824'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/09/baz-bitkiler-ve-faydalari.html' title='BAzı BİTKİLER VE FAYDALARI'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-5375164993529841746</id><published>2008-08-24T06:11:00.000-07:00</published><updated>2008-08-24T06:14:18.125-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çarpıntı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalp çarpıntısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalp hastalığı'/><title type='text'>KALP ÇARPINTISININ NEDENLERİ</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;Kalp Çarpıntısının Nedenleri&lt;br /&gt;Aşırı zorlanma: Birkaç kat merdiveni koşarak çıktınız ve kalbiniz çok hızlı çarpıyor. Aşırı fiziksel zorlama hızlı kalp atışının sık görülen bir nedenidir. Egzersiz yaparken kalp atışının dakikada 160 vuruşa çıkması göğüs ağrısı veya baygınlık gibi başka belirtiler yoksa, sağlık durumunuz iyiyse ve yaşınız 60’ın altındaysa, anormal ve genellikle tehlikeli değildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlacın yan etkisi: Reçetesiz satılan bir soğuk algınlığı hapı kullanıyorsunuz ve zaman zaman kalbiniz hızlı çarpıyor, kalbiniz göğsünüzden fırlayacakmış gibi oluyor. Reçeteli ve reçetesiz satılan pek çok ilaç yan etki olarak kalp çarpıntısı yapabilir. İştah bastırıcı ilaçlar, antihistaminler, depresyon ilaçları, astım ilaçları ve dekonjestanlar (pek çok dekonjestanda bulunan yapay efedrin ve fenilpropanolamin hidroklorid gibi maddeler) bunlar arasındadır. Eğer bunlardan birisini kullanıyorsanız ve kalp atışlarınız hızlıysa, başka bir ilaca yönelebilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp hastalığı: Kalbiniz hızlı çarpıyor ve çok az hareket yapmanıza rağmen nefes darlığı çekiyorsunuz. Kalp hastalığı (koroner kalp hastalığı bölümüne bakınız) hızlı çarpıntının nedeni olabilir ve çoğu kez nefes darlığı (nefes darlığı bölümüne bakınız), göğüs ağrısı (göğüs ağrısı bölümüne bakınız), baygınlık veya sersemlik ya da sıvı tutma gibi belirtilerle birlikte söz konusu olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer Nedenler&lt;br /&gt;Bunaltı ve stres, ateş, kafein kullanımı, sigara, hipertiroidizm, hipoglisemi, anemi, kalp yetmezliği, şeker hastalığı, kan kaybı, su kaybı, alkolü bırakma, akciğer embolisi, orak hücreli anemi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendiniz Ne Yapabilirsiniz?&lt;br /&gt;Normal kalp atışınız dakikada 60 - 100 vuruş arasında olmalıdır. Bunaltı, sigara, aşırı kafein ve alkol de hızlı kalp atışının en yaygın nedenlerindendir. Krizler çabuk geçiyorsa ve başka belirtiler yoksa, endişelenmeyin. aşağıdaki yöntemleri uygulayın. &lt;br /&gt;- Birkaç kere öksürün.&lt;br /&gt;- Birkaç yudum buz gibi su için.&lt;br /&gt;- Burnunuzu kapatın ve burun deliklerinizden hava vererek kulaklarınızı açın. &lt;br /&gt;- Dinlenin ve derin nefes alın. Başınız dönüyorsa, düşmemek için oturun veya uzanın. &lt;br /&gt;- Kalbiniz hızlı çarptığında saati ve ne yapmakta olduğunuzu not alın. Nabzınızı ölçün. Bu bilgiyi doktorunuza iletin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önlem&lt;br /&gt;- Sigara içmeyin. &lt;br /&gt;- Alkol, kafeinli kahve, çay ve kola içmeyi azaltın&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-5375164993529841746?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/5375164993529841746/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=5375164993529841746' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/5375164993529841746'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/5375164993529841746'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/08/kalp-arpintisinin-nedenleri.html' title='KALP ÇARPINTISININ NEDENLERİ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-390217869243902374</id><published>2008-08-24T06:00:00.000-07:00</published><updated>2008-08-24T06:01:53.058-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='panik atak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='panikleme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='panik bozukluğu'/><title type='text'>PANİK ATAK</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SLFbts79ciI/AAAAAAAAAMs/4blRREpIJm4/s1600-h/2MQC9CA2IEGBBCAIA25K0CA498D3PCALQ3M3ECAZNDXFACA60FQKSCAP05JOVCALX5SPLCAFZM1YUCAKHB1BUCADZ5W8OCA81BF8JCAGEALB3CAF2WOJOCAWPUMJ9CA0UXT5ZCAY7P81TCA9SQYNB.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SLFbts79ciI/AAAAAAAAAMs/4blRREpIJm4/s400/2MQC9CA2IEGBBCAIA25K0CA498D3PCALQ3M3ECAZNDXFACA60FQKSCAP05JOVCALX5SPLCAFZM1YUCAKHB1BUCADZ5W8OCA81BF8JCAGEALB3CAF2WOJOCAWPUMJ9CA0UXT5ZCAY7P81TCA9SQYNB.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238068682323489314" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Panik Atak Nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Panik atak ile ilgili olarak ilk bilmeniz gereken panik atak nedir? Bu sorunun cevabını öğrendikten ve panik atağın ne olduğunu anlayabildikten sonra bu durumdan da kurtulabilirsiniz. Panik atak en kısa ve öz tabiri ile ani olarak ortaya çıkan endişe - kaygı nöbetidir. Bu endişe ve kaygı nöbeti kişinin vücudunda bazı fiziksel belirtilerle kendini gösterir, bu yüzden de çoğu zaman kişide yoğun bir korku ve rahatsızlık duygusu yaratır. Bu yoğun korku duygusu içinde kişi, çok kötü birşey olacağını, onun için sonun geldiğini, öleceğini veya kalp krizi geçireceğini düşünür. Bu şekilde yoğun bir korku içinde olan kişi doğal olarak o ortamdan kaçmak, uzaklaşmak ister, yardım alabileceği bir sağlık kuruluşuna gitmek ister. Çoğu zaman gidilen bir  hastanede veya acil serviste herhangi bir girişimde bulunmaksızın bu belirtiler geçer ve kişi kendini iyi hisseder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Panik nöbeti sırasında aşağıdaki belirtiler görülebilir. Bu belirtilerden dört tanesinin görülmesi çoğu zaman yeterli olur. Genel olarak kişiler nöbetler sırasında bu belirtilerde 7-10 arası belirti yaşamaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 -  Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama&lt;br /&gt;2 -  Terleme&lt;br /&gt;3 -  Titreme ya da sarsılma&lt;br /&gt;4 -  Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma&lt;br /&gt;5 -  Soluğun kesilmesi&lt;br /&gt;6 -  Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı duyma&lt;br /&gt;7 -  Bulantı ya da karın ağrısı&lt;br /&gt;8 -  Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma&lt;br /&gt;9 -  Derealizasyon ya da Depersonalizasyon (Dış dünya yada kendisi gerçekliğini kaybetmiş gibi hissetme).&lt;br /&gt;10- Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu&lt;br /&gt;11- Ölüm korkusu&lt;br /&gt;12- Uyuşma ve karıncalanma duygusu&lt;br /&gt;13- Üşüme ürperme ve ateş basması &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Panik Atak Sonucu Gelişebilen Problemler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk önce şunun bilinmesi gereklidir, panik atak yüzünden hiçbir şekilde kalpte, solunum sisteminde bir rahatsızlık meydana gelmez. Eğer panik atak uzun süre tedavi edilmezse psikolojik kökenli başka rahatsızlıkları meydana getirebilir. Örneğin bu atak tekrar gelirse diye düşünüp dışarı çıkmak istemezse, geçeceği yollarda hastane olup olmadığı düşünmeye başlayıp bu yüzden dışarı çıkmazsa, özetle kişi evden dışarı çıkmaktan korkar olursa panik atağa "agorafobi" eşlik ediyor diyebiliriz. Bunun dışında sosyal ortamdan kopma sonucu kişide depresif bir duygu-durum oluşabilir. Panik atak tedavisi ile koordineli olarak diğer problemlerinde çözümüne ayrı olarak başlanması gerekmektedir..&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-390217869243902374?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/390217869243902374/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=390217869243902374' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/390217869243902374'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/390217869243902374'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/08/panik-atak_24.html' title='PANİK ATAK'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SLFbts79ciI/AAAAAAAAAMs/4blRREpIJm4/s72-c/2MQC9CA2IEGBBCAIA25K0CA498D3PCALQ3M3ECAZNDXFACA60FQKSCAP05JOVCALX5SPLCAFZM1YUCAKHB1BUCADZ5W8OCA81BF8JCAGEALB3CAF2WOJOCAWPUMJ9CA0UXT5ZCAY7P81TCA9SQYNB.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-1976672355672452369</id><published>2008-08-13T13:34:00.000-07:00</published><updated>2008-08-13T13:35:13.964-07:00</updated><title type='text'>PANİK ATAK</title><content type='html'>&lt;em&gt;Panik atak geçiren kişi kendini stres altında hisseder. Stres karşısında verilen tepkileri düzenleyen sempatik sinir sisteminin sürekli uyarılmış halde olmasına yol açar. Bu durum zamanla kalp, tansiyon ve solunum yollarıyla ilgili hastalıklara davetiye çıkarır. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Oğuz Göktepe, kişinin sosyala hayatının yanı sıra sağlığını da olumsuz etkileyen panik atağın tedavisini anlattı. &lt;br /&gt;Panik bozukluğun tipleri var mı? &lt;br /&gt;Agorafobili ve agorafobisiz panik bozukluklar diye ikiye ayırabiliriz. 'Agora' pazar yeri, geniş meydan, 'fobi' de mantıksız yoğun korku anlamına gelir. Yani agorafobi açık alan korkusudur. Hasta, beklenmedik bir zamanda ortaya çıkacak panik atak sırasında 'Yardım yetişmeyecek', 'Kimse beni duymayacak', 'Rezil olurum' gibi kaygılarla tek başına sokağa çıkmaz, açık ve kalabalık alanlarda bulunamaz, duraklarda sıra bekleyemez. Kalabalık caddeler, kalabalık mağazalar, tüneller, asansörler, metrolar, uçaklar böyle kişiler için kaçınılması gereken uyaranlardır. Agorafobi bulunmayan panik bozukluktaysa yoğun bir kaygı vardır. Hasta yineleyen panik ataklarının olabileceğine dair yoğun bir kaygı taşır. &lt;br /&gt;Panik atak başka sağlık sorunlarına da yol açar mı? &lt;br /&gt;Panik atakla sürekli stres altında olmak bazı sorunlara neden olabilir. Stres bir uyarılmadır aslında. Vücudumuzun uyarılmış oluşu birtakım tepkileri daha çabuk vermemiz anlamını taşır. Hatta stresin bazen iyisinin de olduğunu söyleyebiliriz. Ama bazı kişiler telefon çaldığında bile kötü bir haber alacağını sanır. Böyle kötü bir beklenti içinde olmak sempatik sinir sisteminin hakimiyetine neden olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinir sisteminiz sizi yorabilir &lt;br /&gt;Sempatik sinir sistemi nedir? &lt;br /&gt;Biz farkında olmadan vücudumuzda çalışan bir sinir sistemi var. Bu da sempatik ve parasempatik diye ikiye ayrılır. İnsanı stres karşısında koruyan, harekete geçiren sempatik sistemdir. Bu sinir sistemini vücudumuzdaki bütün kaslarda, organlarda var olan sinirler oluşturur. Parasempatik sistemse bizi dinlenmeye, uykuya, rahatlığa sevk eder. Bazı insanlarda sempatik sinir sistem hakimiyeti çok fazladır. Bu yüzden sürekli huzursuz ve telaşlı olurlar. Böyle olmaları onlar için iyi değildir. Çünkü kalp atışları sık sık hızlanır, tansiyonları yükselir. İşte bu uyarılma hali sürekli hale gelirse kalp, tansiyon, ülser, egzama, astım gibi psikosomatik bir rahatsızlığa yol açabilir. Böyle bir hastalık başladığı zaman tek başına bir iç hastalıkları uzmanının onu tedavi etmesi yerine bir psikiyatrla işbirliği yapılması gerekir. &lt;br /&gt;Krizin en şiddetli derecesi nedir? &lt;br /&gt;Genellikle hastaneye gelenleri en şiddetli saymak lazım. &lt;br /&gt;Bir kez atak geçirmek panik atak hastası olmak için yeterli mi? &lt;br /&gt;Evet, yeterli. Birkaç yıl önce panik atak krizi geçirmiş birinin daha sonra atak geçirmemiş olması bir daha böyle bir durumla karşılaşmayacağı anlamına gelmiyor. Ama iyi tedavi edilmişse bu durum kontrol altında tutulabilir. &lt;br /&gt;Panik atağın diğer psikiyatrik rahatsızlıklarla ilişkisi var mı? &lt;br /&gt;Panik ataklar çoğu kez alkol kullanılarak yatıştırılmaya veya önlenmeye çalışılıyor. Bu durum alkolizme yol açabilir. Panik ataklar ve panik bozukluğu belirtileri genellikle depresyonla birlikte görülür. Fobiler panik bozukluğunda gelişen korkulardan kaynağını alır. &lt;br /&gt;Panik atağın tekrarlama riski hangi koşullarla ilgilidir? &lt;br /&gt;Aslında en kritik konulardan biri de bu. Bir kere panik atak geçiren kişi, tekrar geçirme ihtimalani aklından uzaklaştıramıyor. Bu yüzden kaçınma davranışında bulunuyor. Biz de ne kadar sonra tekrarlayabildiğini öngöremiyoruz. Panik ataklar kişi tedavi gördükten sonrabelli bir süre tekrarlamayabilir. Ama zamanla tekrarlayacaktır. Bu nedenle önlem almak ve tedavi görmek gerekir. &lt;br /&gt;Peki panik atağın tekrarlamaması için neler yapılabilir? &lt;br /&gt;En önemlisi hastalık hakkında bilgi sahibi olmaktır. Burada hastalığın tekrar riski nedeniyle uzun süreli tedavisinin gerekeceğini baştan kabullenmek en iyi seçimdir. Gevşeme egzersizlerini öğrenmek ve kaçınma davranışına karşı koymak hastaya ciddi bir mesafe kat ettirir. Hekime danışmak, psikiyatrist kontrolünde olmak, ilacını düzenli almak dasayılabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teşhiste 'eski dostlar' önemli &lt;br /&gt;Panik atak nasıl teşhis edilir? &lt;br /&gt;Öncelikle panik atakla karışan bazı hastalıkları gözden geçiririz. Örneğin, tiroid bezinin fazla çalıştığı hipertiroidi dediğimiz bir hastalık çarpıntı, terleme gibi belirtileri yüzünden panik bozukluğuyla karıştırılabilir. &lt;br /&gt;Yine kanda kortizol hormonunu artıran hastalıklara bakarız. Bunları ekarte ettikten sonra hastanın ruh halini anlamak için bazı testlerden yararlanırız. Hastanın öyküsünü dinlemek de çok önemli. Bu aşamada hastanın yakınlarını da dinleriz. Çünkü psikiyatri hastaları kendilerine ait bir durumun farkında olmayabilir. Örneğin ilişkilerinin nasıl etkilendiğini, geçmişe göre nasıl değiştiklerini ayırt edemeyebilirler. Yakınlarından aldığımız 'Eskiden bu kadar sinirli değildi' gibi bilgiler bizim için çok önemli. Bir de bizim hastalarımızın bir kısmı belirtilerini saklama eğilimdedir. Farkında olmadan, kendilerini kötü bir halde göstermemek için durumlarını inkar ederler. Bu nedenle varsa eşiyle, anne-babasıyla veya onu yıllardır tanıyan arkadaşlarıyla görüşüyoruz. Tanı koyarken, ruhsal hastalıkları, kişilik özelliklerini, yaşanmış fiziksel hastalıkları, son bir yılın nasıl geçirdiğini ve sosyal uyumunu bilmek bizim için çok önemli. &lt;br /&gt;Peki nasıl tedavi edilir? &lt;br /&gt;İlaçlar ve psikoterapiyle. İlaç tedavisinde yatıştırıcılar ve özellikle antidepresanlar kullanılıyor. İlaçlar bir süre alındıktan sonra etkileri ortaya çıkar ve hastanın yaşamı rayına girer. Yatıştırıcılar mümkün olduğunca kısa süre kullanır, asıl tedavi edici etkisi olan antidepresifleriyse sürdürürüz. Psikoterapi hastanın yaşamını sağlıklı olarak devam ettirmesinde önemli rol oynar. Ailenin de tedavinin içinde olması, hekimin işini kolaylaştıracaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi süresi en az iki yıl olmalı &lt;br /&gt;İlaç tedavisi ne kadar sürüyor? &lt;br /&gt;Panik atak geçiren hastalarda tedavi süremiz iki yıldan az olmamalı. İlk aşamada tedavi süresi olarak iki yılı duymak bazı hastalar için moral bozucu olabiliyor. Ancak ilaç tavsiye edildiği gibi kullanılmazsa hastalığın tekrarlaması kaçınılmaz. &lt;br /&gt;İlaçların yan etkileri var mı? &lt;br /&gt;Sağladığı avantajlar göz önünde bulundurulduğunda yan etkiler çok önemli boyutta değil. Hastalar uzun süreli kullandıklarında ilaç aldıklarını bile farketmezler. Her ihtimale karşı yılda bir kez karaciğer testlerinin yapılması uygundur. Bir de ilacın mutlaka azaltılarak kesilmesi gerekir. &lt;br /&gt;Tedaviye rağmen panik atakların tekrarlama olasılığı ne kadar? &lt;br /&gt;Tedavi birkaç ay gibi kısa sürelerle yapılmışsa hastalığın tekrarlama riski yüzde 100'dür. Uzun süreli tedavide küçük bir tekrarlama riski vardır, ancak bu tür olaylarda belirtilerin şiddeti çok daha düşüktür. &lt;br /&gt;Hastalara önerileriniz neler? &lt;br /&gt;Hastalar uyarıcı olan çay-kahve kullanımını azaltmalı, koyu kahve ve çay kullanımından vazgeçmeli. Hastalık belirtilerinin bastırılmasında alkol kullanılmamalı, stresi yaşamanın kaçınılmaz olduğu düşünülerek başa çıkma yolları (örneğin gevşeme egsersizleri) öğrenilmeli ve uygulanmalıdır. Sigaranın sıkıntıyı giderdiği düşüncesi yanlıştır, sigaraya hiç başlamamak gerekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Eleştiri' değil destek sağlanmalı &lt;br /&gt;Hasta yakınlarına öneriler? &lt;br /&gt;'Bir şeyin yok, evham yapıyorsun, her şey senin elinde' gibi cümlelerle hastaya yaklaşmamak, paniğin kişinin kontrolü dışında olduğunu bilmek ve onu anlamak gerekir. Eleştirmek, küçük düşürücü davranışlarda bulunmak hastayı daha da güç bir duruma düşürebilir. Ona zor durumdayken yardımcı olup tedavinin sürdürülmesi için teşvik ediniz. Gerektiğinde uzmanından yardım almaktan kaçınmayınız. &lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-1976672355672452369?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/1976672355672452369/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=1976672355672452369' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/1976672355672452369'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/1976672355672452369'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/08/panik-atak.html' title='PANİK ATAK'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-6964687371681862958</id><published>2008-08-13T13:15:00.000-07:00</published><updated>2008-08-13T13:17:11.306-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='atopik egzama'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='egzama nedenleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seboroik egzama'/><title type='text'>EGZAMA</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Egzama, çeşitli kaşıntılı deri hastalıklarına verilen genel bir terimdir. En çok yaygın şekilleri atopik egzama, temas egzaması, seborik egzama ve çocuk bezi egzaması olmaktadır. Atopik kelimesi farklı anlamına gelir. Bu durumda derideki farklılık kastedilmektedir ve kalıtsal alerjik egzama türünün tanımında kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Egzama, kronik, yani, uzun süreli ve aküt olabilir ve bir çok kişide yazları iyileşmeye kışları da kötüleşmeye giden bir gelişme gösterebilir. Egzamanın kronik hali, kaşıntılı döküntü şeklinde nitelendirebilir. Kaşımanın neticesinde çabukça çatlayan kalın deriler oluşmaya başlar. Aküt egzama durumunda, deride, muhtemelen sıvı dolu kabarcıklara ek olarak, kızarıklık, şişkinlik ve kaşıntı gözlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Egzama durumunda vücudun savunması enfeksiyona karşı zayıflamış olur, ve enfeksiyonlardan ve muhtemelen mantarlardan dolayı kolayca iltihaplanma oluşur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Egzama kimlerde görülür?&lt;br /&gt;Atopik egzama rahatsızlığı, öncelikle küçük çocuklarda görülür. Norveç’li çocukların yaklaşık % 15 nin egzama tarafından rahatsızlık gördüğü tahmin edilmektedir. Hastalık, çoğunlukla, çocuk bir kaç aylık iken başlar ve % 60 ında çocuk dört yaşında iken kaybolur. Ancak, hastalık daha sonra erken yaşlarda veya ileri yaşlarda tekrar görülebilir. Temas egzaması, çok küçük yaşlardaki çocuklarda oldukça nadir görülür. Nitekim, çocuğun okul çağlarından itibaren hastalıkta bir artma gözlenir. Kulak memesinde açılan delikler, vücuda metal takı takmak için açılan delikler (piercing), bu amaçla kullanılan ve deri ile temas içinde olan baz metaller nikel’e karşı temas egzamasının artışında önemli rol oynamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seborik egzama nispeten daha yaygındır. Bu egzama çok erken yaşlarda ortaya çıkabilir, ancak, çoğunlukla ileri yaşlarda görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Egzama hangi belirtiler gösterir?&lt;br /&gt;Atopik egzaması, deride kaşıntı ve kurumaya sebep olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni başlayan veya tekrar ortaya çıkan temas egzaması, deride, değişik büyüklükte kızarık kabarcıklar halinde şişmeye ve tepkiye neden olan şeye direk maruz kalan kısımlarda akıntılı yaralara sebep olur. Eğer temas egzaması uzun süre devam etmiş ise deride daha çok kuruluk ve çatlaklık görülür. Şiddetli kaşıntı olması normaldir. Egzama, başlangıç olarak, sadece tepki gösterdiğiniz şeyle temas ettiğiniz deri bölgesinde ortaya çıkar, ama, daha sonra derinin diğer kısımlarına dağılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seborik egzamanın bebeklerde ortaya çıkması durumunda, bebeğin anlında, kafa derisinde, yüzünde, boyun ve bacak kasıklarında kabuk tutmuş dolgun ve kızarık bölgeler görülür. Yetişkinlerde ise yüzün merkezi bölümlerinde, kafa derisinde, kulak arkalarında ve göğüste kızarıklık, yağdolgunluğu, cilt dökülmeleri şeklinde kendini gösterir. Çocuk bezi egzaması, bezin kullanıldığı bölgede kızarık, kaygan ve muhtemelen akıntılı deri şeklinde kendini gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Egzamanın nedenleri:&lt;br /&gt;Atopik egzamaya yol açan sebepler henüz bilinmemektedir. Alerjiler, bazılarına etkisi olsa bile, hiç bir zaman tek başına yeterli sebep değildir. Bu hastalık, kalıtsal ve çevresel koşullar sonucu oluşan bir hastalık türüdür. Ailenin diğer fertlerinde de atopik hastalıkların görülmesi normaldir (astım, egzama veya saman nezlesi). Hastaların % 20-30 unda egzamaya etkisi olan alerji türü bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seborik egzama, aşırı hassasiyetlikten kaynaklanmamakta olup, yağbezlerinde hastalığa karşı görülen bir tepkidir. Normalde deride bulunan maya mantarları, bu tepkiye neden olabilir. Derisi yağlı olan ve çok yağ üreten kişiler bu hastalığa daha çok maruz kalırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temas egzaması, derinin tepki gösterdiği maddeler ile temasa geçmesi durumunda ortaya çıkar. Durum hem alerjik olabilir hem de alerjik olmayabilir. Alerjik olmayan durumlar, derinin, kendisini tahriş eden temizlik maddeleri, su ve dezenfeksiyon maddeleri ile temasa geçmesi durumunda ortaya çıkar. Alerjik olan durumlar ise, derinin, alerjiye sebep olan nikel, krom, kauçuk, formaldehid ve parfüm gibi maddeler ile temasa geçmesi durumunda görülür. Çocuk bezi egzaması, çiş ve kakanın neden olduğu tahrişten dolayı gelişir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Egzamanın tedavisi:&lt;br /&gt;Egzamanın tedavisinde en önemli olan şeylerin başında temizlik, sistematik krem ve merhem tedavisi, derinin kurumasını engellemek, kaşımadan kaçınmak, tahriş edici şeylerden uzak durmak ve egzamaya sebep olan gıda maddelerinden kaçınmak gelir. Hafif ve orta dereceli egzamanın tedavisinde, güneş ve deniz suyunun iyi etkisi vardır. Ancak, bir çok durumda kortizon kremi kullanımı gereklidir. Vücudun doğru yerinde ve doğru zamanda kullanıldığında, preparatın kullanılması güvenlidir. Doktorunuz, ilacın nasıl kullanılması konusunda size tavsiyelerde bulanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelde, ağır etkisi olan preparatlar gereken süre boyunca kullanılmalıdır. Az etkisi olan preparatları kullanmakla egzama kontrol altına alınamaz ve bu nedenle kortizon tedavisinin her hangi bir etkisi olmaz. Bunun neticesi olarak, egzamada genelde artış görülür. Daha önce egzama görülen bir çocukta, egzamanın tekrar ortaya çıkması durumunda, grup 2 veya 3 steroit kullanılabilir. Eğer durum kontrol altına alınmış ise krem daha az sıklıkla kullanılabilir (2-3 günde bir). Egzama kaybolsa bile, en iyi sonucu sağlamak için, hastanın, kremi haftada 1-2 kere sürmeye devam etmesi lazımdır. Her sabah ve akşam, ve her zaman duş ve banyolardan sonra, nemlendirici kremlerin bolca kullanılması tavsiye edilir. Nemlendirici krem, kortizon kreminin cilde sürülmesinden bir kaç dakika sonra cilde sürülmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kortizon içermeyen egzama kremleri (Elidel®, Protopic®) iyi alternatifler olarak kullanılabilirler ve kronik egzama durumlarında denenmelidir. Bu tür kremlerin yararlarına örnek olarak uzun süre kullanılması halinde bile deri kalınlığını etkilememesi ve egzamaya karşı iyi sonuçlar vermesi gösterilebilir. Deri enfeksiyonlarında, egzama kremlerini kullanmadan önce enfeksiyonun tedavi edilmesi önemlidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıbbi ışık ve ısı tedavisi etkili olabilir. Ancak, bu tür tedaviler, muhtemelen terlemeden kaylaklanan tahriş sonucu bazılarını kötü yönde etkileyebilir. Ayrıca, zaman ve kaynak isteyen bu tedavi türleri, okul çağı altındaki çocuklara nadiren uygulanır. Tedaviden iyi sonuç almak için, hastanın, tedavi konusunda iyi bir şekilde bilgilendirilmiş olması gereklidir. Egzama oldukça rahatsızlık veren bir hastalıktır ama, erken yapılan tedaviler bir çok durumda hastalığın kontrol altında tutulmasını sağlıyacaktır. Hastalıkla ilgili sevindirici olan kısım ise hastalığın genelde kendiliğinden kaybolabilmesidir – 18 yaşına girenlerin % 80 i bu tür hastalıktan kurtulmaktadır. Bu nedenle, doğru seçilmiş egzama tedavisi hastalığın iyileşme olasılığını arttırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın kötüleşmesinde etkili olabilecek etkenler:&lt;br /&gt;Katı ve dar giyecekler, kalın yün ürünleri, polyester, çok miktarda renk katılmış giyecekler, nem, stres, enfeksiyonlar, gıda maddeleri, klorlü su, tütün dumanı, parfüm, alerjiler, alkalin sabunlar, yağ çözücü kimyasal temizlik maddeleri ve sıcak. Çocuklar, hangi giyeceklerin kaşıntı yaptığını, daha iyi bilirler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekzamanın önlenmesi:&lt;br /&gt;Bazı araştırmalar, bebeğin ilk altı ay boyunca emzirildigi takdirde, bazılarında atopik egzama belirtilerinin geç görüldüğünü göstermektedir. Sebep ne olursa olsun, emzirmek sağlığa yararlıdır. Çocuk için ne derecede önemi olup olmadığı tam olarak bilinmese bile, anne, hamilelik sırasında kendisine ağır gelecek gıda maddelerini tüketmekten kaçınmalıdır&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-6964687371681862958?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/6964687371681862958/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=6964687371681862958' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6964687371681862958'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6964687371681862958'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/08/egzama-eitli-kantl-deri-hastalklarna.html' title='EGZAMA'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-6342587189908461776</id><published>2008-08-10T09:27:00.000-07:00</published><updated>2008-08-10T09:29:27.327-07:00</updated><title type='text'>ANKARA  ŞİFALI HAMAMLARI</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;strong&gt;Hangi hastalıklara iyi geliyor? &lt;br /&gt; KIZILCAHAMAM KAPLICALARI&lt;br /&gt;İçme kürü: &lt;br /&gt;* Karaciğer &lt;br /&gt;* Böbrek, mide, bağırsak &lt;br /&gt;* Metabolizma rahatsızlıkları &lt;br /&gt;* Safra kesesi hastalıkları Banyo kürü: &lt;br /&gt;* Romatizma &lt;br /&gt;* Siyatik, lumbago &lt;br /&gt;* Solunum yolları &lt;br /&gt;* Deri hastalıkları &lt;br /&gt;* Nevralji, kırıkçıkık &lt;br /&gt;* Kalp ve kan dolaşım rahatsızlıkları &lt;br /&gt;* Beslenme bozukluğu rahatsızlıkları &lt;br /&gt;* Bazı kadın hastalıkları &lt;br /&gt;* Çocuk hastalıkları &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayaş 31 °C &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KALSİYUMLU, klörürlü, sodyumlu ve karbondioksitli sulardır. Sıcaklık derecesi 51 derece olan suyun değerleri; 15 lt/sn, toplam mineraliz 410 mg/lt, Radyoaktivitesi 38 ş/Avp'dir. Romatizma, solunum yolları, kan dolaşımı, mide ve beslenme bozukluğu hastalıklarına iyi gelmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sey Hamamı Termal Turizm Merkezi &lt;br /&gt;İÇME ve banyo kürleri olarak yararlanılan kaplıca suları; romatizma, eklem ve kireçlenme, mide ve bağırsak, kan dolaşımı, sinirsel hastalıklar, karaciğer ve safra kesesi, beslenme bozukluğu gibi hastalıklara etkili oluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haymana 44°C &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın ikinci şifalı kaplıcası: HAYMANA &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uluslararası Şifalı Su Kaynakları Araştırma Merkezi'nin 30 ülkeyi kapsayan araştırmasına göre, nitelik bakımından Haymana, dünya sıralamasında 2'nci. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANKARA'nın güneyinde 74 kilometre uzaklıkta, Haymana ilçesinde bulunan kaplıca denizden bin 200 metre yükseklikte. Haymana Kaplıcası kaynakları, bikarbonat, kalsiyum, sodyum, magnezyum, karbondioksit bakımından çok zengin ve dakikada 240 litre su vermekte. Bu niteliği ile, günde bin kişinin yıkanmasına yetecek kapasitededir. Kaplıcanın suyu, havuzda toplandığı zaman, ayrıca soğuk su ilavesine gerek kalmadan yıkanılabilir. Bu niteliği nedeni ile uzmanlar, Haymana Kaplıcası'nın tedavide çok iyi sonuçlar sağladığını belirtiyorlar. Bunun yanı sıra, Uluslararası Şifalı Su Kaynakları Araştırma Merkezi'nin 30 ülkeyi kapsayan araştırması sonunda, nitelik bakımından Haymana Kaplıcası'nın, Fransa'nın Vişi Kaplıcaları'nın ardından ikinci sırayı aldığını belirtiliyor. Haymana Kaplıca Suları, her çeşit romatizma, mide, böbrek, solunum yolları hastalıkları, kadın hastalıkları ve kırık çıkıklarda büyük şifa sağlıyor. &lt;/strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi edilen hastalıklar: Romatizma, çocuk felci hastalıkları, jinekolojik hastalıklar, kan dolaşımı, tansiyon, solunum rahatsızlıkları, böbrek taşı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-6342587189908461776?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/6342587189908461776/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=6342587189908461776' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6342587189908461776'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6342587189908461776'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/08/ankara-ifali-hamamlari.html' title='ANKARA  ŞİFALI HAMAMLARI'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-3671287824085400681</id><published>2008-08-02T12:33:00.000-07:00</published><updated>2008-12-12T17:04:48.435-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='su'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='suyun faydaları'/><title type='text'>SUYUN FAYDALARI</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SJS3PX68xmI/AAAAAAAAAMk/bFMuM_XiAKQ/s1600-h/su_yaprak.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SJS3PX68xmI/AAAAAAAAAMk/bFMuM_XiAKQ/s400/su_yaprak.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230006542031177314" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1- Hiçbir şey susuz yaşayamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Göreceli su yetersizliği vücudun bazı fonksiyonlarını önce bastırır, sonra öldürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Su temel enerji kaynağıdır, vücudun “nakit akımıdır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Su vücudun her hücresinde elektriksel ve manyetik enerji üretir, bize yaşam gücü verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Hücre yapısındaki maddeleri birbirine bağlayan bir yapıştırıcıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur, böylece üretilen anormal DNA sayısı azalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- Bağışıklık sisteminin (bütün mekanizmalarının) merkezi olan kemik iliğinde, bu sistemi kanser de dahil olmak üzere, çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8- Bütün besinlerin, vitmin ve minerallerin temel çözücüsüdür. Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metobolik aşamalarında görev yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9- Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi vücuda aktarır. Susuz yenen yemeğin vücut için hiçbir enerji değeri yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10- Su, besinlerdeki gerekli ögelerin emilimini artırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11- Bütün ögelerin vücuda taşınmasına yardımcı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12- Akciğerlerde oksijen toplayan kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13- Hücreye ulaşan su, o hücreye oksijen verir ve atık gazları vücuttan atılmaları için akciğerlere taşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14- Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için karaciğer ya da böbreklere taşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15- Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, artrit ve sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16- Omurgadaki diskleri “şok emici su yastıkları” na dönüştürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17- Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18- Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19- Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20- Vücudun soğutma (terleme) ve ısıtma (elektrik) sistemleri için vazgeçilmezdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21- Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve elektriksel enerji verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22- Serotonin ve diğer nörotransmitterlerin (sinir ileticileri) üretimi için vazgeçilmezdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23- Melatonin de dahil olmak üzere, beyinde üretilen bütün hormonların yapımı için gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24- Çocuklarda ve yetişkinlerde dikkat yetersizliği sorununa çözüm getirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25- Çalışma verimini artırır ve dikkat aralığını büyütür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26- Su dünyadaki diğer bütün içeceklerden daha kolay bulunabilir ve hiçbir yan etkisi yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27- Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesine yardımcı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28- Uykuyu düzenler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29- Yorgunluğun giderilmesine yardımcı olur ve bize gençliğin enerjisini verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30- Cildi yumuşatır ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;31- Gözlere canlılık ve parlaklık verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;32- Glokomdan korunmamıza yardım eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;33- Kemik iliğinde kan üretim sistemlerini düzenler, lösemi ve lenfoma oluşumunun önlenmesine yardımcı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;34- Vücutta enfeksiyon ve kanser hücrelerinin geliştiği bölgelerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için çok gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;35- Kanı sulandırır ve dolaşım sırasında pıhtılaşmasını önler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;36- Kadınlarda, adet öncesi ağrıyı ve ateş başmasını hafifletir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;37- Kalp atışıyla birlikte kanı sulandırıp dalgalandırarak dolaşımdaki katı maddelerin dibe çökmesini engeller.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;38- İnsan vücudunda dehidrasyon sırasında kullanılabilecek bir su deposu yoktur. Bu nedenle gün boyunca düzenli olarak su içmemiz gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;39- Dehidrasyon cinsellik hormonunun üretimine engel olur, bu iktidarsızlık ve libido kaybının başlıca nedenlerinden biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;40- Su içtiğiniz zaman susuzluk ve açlık duygularını ayırt edebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;41- Kilo vermenin en iyi yolu su içmektir. Düzenli aralıklarla su için ve sıkı bir rejim yapmadan zayıflayın. Acıktığınız zaman aşırı yememeli, ama susadığınızda suyunuzu içmelisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;42- Dehidrasyon doku boşlukları, eklemler, böbrekler, karaciğer, beyin ve deride zehirli çökeltilerin birikmesine yol açar. Su bunları temizler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;43- Su, gebelikte sabah bulantılarını azaltır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;44- Zihin ve vücut fonksiyonlarını bütünleştirir. Kara verme ve hedefleri belirleme yeteneğini artırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;45- Yaşılıkta bellek kaybının önlenmesine yardımcı olur. Alzheimer, multipl skleroz, Parkinson ve Lou Gehring hastalıklarının riskini azaltır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;46- Kafein, alkol ve bazı ilaçlara duyulan bağımlılığın giderilmesine yardımcı olur.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-3671287824085400681?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/3671287824085400681/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=3671287824085400681' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/3671287824085400681'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/3671287824085400681'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/08/suyun-faydalari.html' title='SUYUN FAYDALARI'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SJS3PX68xmI/AAAAAAAAAMk/bFMuM_XiAKQ/s72-c/su_yaprak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-5413141262733340985</id><published>2008-07-13T10:03:00.000-07:00</published><updated>2008-07-13T10:07:42.908-07:00</updated><title type='text'>KIZILCAHAMAM</title><content type='html'>Kaplıca deyince ilk akla gelen sıcak ve şifalı sulardır. Bir çok derde deva  oldukları inancı, dün olduğu gibi bu gün de yaygındır. Her kaplıcanın, halk ağzında bir öykü ve övgüsü vardır.&lt;br /&gt;      Bir köyün kızları, her gün kaplıcada yıkandıkları için, komşu köyün kızlarından daha güzel, daha alımlılarmış. İki köy, bu hamam yüzünden kavgalar bile yapmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Bir şehrin gençleri diğerinden daha güçlüymüş ve  her savaşta galip gelirmiş. Çünkü ihtiyarları, savaştan önce askerlerini muhakkak kaplıcaya gönderirlermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Bir avcı yaraladığı geyiği, birkaç gün sonra sağlam olarak karşısında görmüş. Tekrar ateş edip yaralamasına rağmen geyik gene kaçmış. Bu olay birkaç defa tekrarlanınca, peşine düşen avcı, geyiğin bir kaynakta yaralarını ıslattığını görmüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Vücudunu saran yaralardan bir türlü kurtulamayan bir bey kızı, köylülerin yaralı ve hasta hayvanlarını soktukları sudan birkaç bakraç dökününce, tekrar ayın ondördü kadar güzel olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Bozdağ’ın ardındaki kaplıcaya giden yaşlı kadınlar gençleşiyor, çirkinleri güzelleşiyormuş. Araba ile götürülüp, kucakta suya indirilen felçliler yürüyerek köylerine dönüyor, romatizmadan bacakları tutmayan yaşlılar, kaplıcaya girdikten sonra, daha orada bastonlarını kırıp atıyorlarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Çamlıkdaki çamura, 21 gün devamlı şafakdan önce gidip giren kısır gelinler, bir yıla kalmadan hamile kalıp, nurtopu gibi çocuklar doğuruyorlarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Kırkpınarların suyundan içenler, bir daha karın ağrısı nedir bilmiyorlarmış. Hele kırk tas içenlerin yüzünden kanlar damlıyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Bu ve benzeri öykülere, dünyanın her tarafında rastlamak mümkün. Şüphesiz bunların gerçek yanları da yok değildir. Eğer öyle olmasaydı, tarih boyunca insanlar sıcak su kaynakları başlarında koca koca hamamlar, oraya gelenlerin rahat ve huzur içinde vakit geçirip dinlenmeleri için konaklama tesisleri ve binlerce kişilik açık hava tiyatroları yaparlar mıydı ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Halk dilinde, kaplıca suyunun havuza aktığı yere “Aslan Ağzı” deniyor.  Acaba, altına girenlere aslan gücü verdiği inancından dolayı mı bu isim verilmiştir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Bizler, böyle kaynaklara sahip bir merkezde bulunmamıza rağmen, yukarıda anlattığımız gibi, yaşlıları gençleştirip çirkinleri güzelleştiren, zayıflara aslan gücü veren, yaraları kapatan, felçlileri yürüten ve kısır gelinleri mutlu eden bu suların sihrini, daha doğrusu şifa veren gücünün nereden geldiğini  biliyor muyuz ?   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      a-Şifalı Suların Güç Kaynağı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Güneşden kopup zamanla soğuyan, ancak merkezi halen kaynar halde ve ısısı 9.000º C olan dünyanın merkezinde maddeler, ne molekül, ne atom ne de atomun parçacıkları olan elektron ve proton şeklinde bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Bu maddeler, atomlar, proton ve elektronlar ve hatta onların partikülleriyle devamlı bombardıman edilerek, muazzam bir enerji serbest kalmaktadır. Belki burada da, güneş enerjisinin meydana gelişinde olduğu gibi bir füzyon (birleşme) gerçekleşmekte, daha kuvvetli bir ihtimalle de bu enerji, radyoaktif maddelerin parçalanması sırasında meydana gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Dünyada canlılığın devamını sağlayan enerji 150 Milyon Km. uzaklıktaki güneşten geldiğine göre, güneşin yaşayan bir parçası olan dünyanın merkezinden, 6.000 Km. uzaktan aynı enerji, şifalı sular aracılığı ile niçin bize ulaşmasın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Şifalı suların çıktığı mağaralarda, milyonlarca yıl önce yaşayan ve canlı hayatı  başlatan mikro organizmalar bulunmuştur. Yani kaplıca sularında onları yaşatan bir güç var. Şifalı sular, canlılığı başlatan bu gücü belki de bügüne, taşıyarak getirdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Netice olarak, bugün bildiğimiz bileşimleri, bu şifalı suların şifa güçlerini açıklamaya yeterli olmayıp, metafizik bir güç olarak kalmaktadır. Bu sular Cenab-ı Allah’(C.C.) ın bize bağışladığı sayısız nimetlerden biridir. Dileğimiz, gözemizde kaynayan, veya aslan ağzından şarıl şarıl akan şifalı sularımızın kesilmemesi ve şifasını bizden esirgememesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         b-Şifalı Suların Meydana Gelişi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Şifalı sular ısıları, renkleri, koku ve tadları itibarı ile evde kullandığımız sudan değişik olup kayalar arasından kaynarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Sıcaklığı 20º C nin altındaki sulara “İçmece”,  daha sıcak sulara da “Kaplıca, Ilıca, Terme veya Çermik” denir. Kaplıca, üstü kapatılmış ılıca demektir. Kaplıcadan, banyo almak şeklinde faydalanıldığı için, bu tedaviye “Kaplıca tedavisi” deniyor. Bu suların ısıları 70-80º C, bazı yerlerde ise 120º C’ye kadar çıkmakta, bazı yerlerde de buhar olarak fışkıran sular  bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Toprağın sıcaklığı derinlere gittikçe artar. Isınma her 30 Metre için 1º C olarak hesaplanmakla birlikte,volkanların yakınlarında daha çabuk ısınma olabilmektedir. Derinlere indikçe artan ısı, dünyanın merkezinde 9.000º C’yi bulmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Şifalı sular iki şekilde meydana gelmektedirler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      1-Yeryüzüne yağış olarak inen sular, toprağa sızarak derinlere indikçe bir yandan ısınırlar, bir yandan da geçiş yolları üzerinde rastladıkları maden ve tuzları eritip bünyelerine alırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Isınan ve bileşimleri değişen, toprak katmanları arasında uygun bir yer bulabilirlerse, tekrar yeryüzüne çıkarlar. Bünyelerindeki madensel madde (mineral) ve tuzlar, aşağıda belirtileceği gibi birçok rahatsızlığı tedavi ettiklerinden dolayı ”Şifalı su” olarak anılırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      2-Dünyanın daha derin katmanlarında,yeryüzünden sızan sulardan farklı olarak, fiziksel ve kimyasal usüllerle meydana gelen ve bünyelerinde yine erimiş madensel madde ve tuzların bulunduğu sıcak sular da, yer kabuğu katmanları arasından bir yol bularak yeryüzüne çıkarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Bu konuda başka görüşler de var. Bunlardan birine göre; sıcak sular, petrol yataklarına benzer şekilde derinliklerde bulunan yer altı göllerinden gelmekte. Diğer bir görüşe göre de, dünyanın merkezinde erimiş halde bulunan hidrojen, yeryüzüne doğru yükselirken, yolu üzerinde rastladığı oksijen ile birleşerek, su ve su buharı haline geliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Ancak, topraktan süzülen ve içinde erimiş maden ve tuzlar bulunmasına rağmen, kuyu suları, göl suları ve deniz kenarındaki süzülme sular, şifalı su değildir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Şifalı suların bileşiminde bulunan ve tabiatta serbest halde olan madensel maddeleri alıp, kullandığımız suya katarak aynı sıcaklığa getirsek, kaplıcanın verdiği şifayı vermezler . Hatta bu maddeleri, kaplıca suyundan ayırıp tekrar aynı suya katsak bile şifa verici özelliğini kaybediyorlar. Bu, gizli bir sırrın gücü, Allah’ (C.C.) ın bize bağışladığı sayısız nimetlerden birisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      c-Kızılcahamam Kaplıcaları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Kızılcahamam kaplıcalarının geçmişi Roma İmparatorluğunun parlak devirlerine kadar uzandığı sanılıyor. Büyük kaplıca yanında bulunan ve Romalılara ait olduğu bilinen eski hamam kalıntılarından dolayı böyle bir fikre varılmıştır. Halk arasında da Roma Hamamı olarak bilinen bu eski hamamda iki büyük havuz ve yeraltından çıkan termal suyun dinlendirildiği büyük bir depo mevcuttur. Bu depo ve havuzlar, yumurta akı ile karıştırılan toprak ve kilden müteşekkil bir karışım ile sıvanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     12.Asırda  Anadolu’da 300 sıcak su hamamı bulunduğu belirtiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Tarihi kaynaklar, 1402 Ankara Savaşı sırasında (belki de savaşdan hemen sonra Ankara’da kaldığı bilinen sekiz günlük süre içinde) Timur’un, aksayan bacağına şifa olsun diye bölgedeki kaplıcadan faydalandığını, sık sık banyo aldığını, hatta sıcaklığı 80º C olan kaplıca suyunda yıkanırken, bacağını birden suya soktuğunda yanma hissedip: ”Aman bre Kızılcahamam!” diye bağırdığını ve ilçenin isminin de buradan geldiğini belirtiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Ali Cevad Efendi’nin, “Memalik-i Osmaniyye’nin Tarih ve Coğrafya Lügatı” nda, ilçemizde “biri Sek Hamamı’nda, ikisi de Kızılca’da bulunan kaplıcalardan bahsederek, terkibinde şap, kükürt ve çelik olan kaplıcaların iç ve dış hastalıklara olağanüstü yarar sağladığı, Ankara ve civar illerden pek çok ahalinin tedavi için buraya gelip 60 odalı hanlarda kaldığını”  anlatılıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Ayrıca kaplıcalarımız, tarih bölümünde de belirttiğimiz gibi, 1914 yılında ilçe merkezinin Pazar’dan Kızılcahamam’a  taşınmasına da (Ankara Valiliği’nin başkent İstanbul’a yazdığı teklifde) sebep (ve bahane) teşkil etmiştir. Bu tarihde de hamam ve yanındaki 60 odalı bir handan bahsedilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      ATATÜRK ilçemizi ziyaret ettiği 16-17 Temmuz 1934 de büyük ve küçük kaplıcayı da gezmiş ve buraların geliştirilmesi yönünde direktifler vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Bu tarihlerde kaplıcalarımızın havuzları sıcak suların yerden kaynadığı yerde idi. Yani sıcak su  yeryüzüne çıktığı yerdeki havuza toplanır ve burada banyo alınırdı. Havuza da bir taş merdiven ile inilirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Kaplıcalarımız, böyle ilkel bir yapı ve kullanımda iken 1943 de zamanın Ankara valisi Nevzat Tandoğan’ ın yardımları ve bizzat katıldığı temel atma töreni ile yenilenmeye başlanıp bu günkü yerine yeniden inşa edilir. İnşaat devam ederken sıcak suyun kaybolduğu görüldü. 1945 yılında inşaatı bitirilen tesiste, erkek-kadın bölümleri, bu bölümlerde büyük mermer havuzlar, soyunma ve dinlenme yerleri yeniden düzenlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      O yıllarda Özel idare mülkiyetindeki kaplıcalar, 1961 yılında belediye tarafından 900.000 TL ye satın alınmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      İlçemize ilk fizik tedavi uzmanı olarak 1953 de Dr.Nusret Şakir bey atanır. 1960 sonrası ise, halkın yakından tanıdığı Dr.Hakkı Atay fizik tedavi uzmanı olarak çalışır ve sezonluk 600 hastaya zamanın teknolojisi ile hizmet verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Son olarak da 1975 de ise zamanın belediyesi tarafından üstüne bir kat daha çıkılmış, ortasında göbek taşı bulunan yıkanma yeri havuzun olduğu bölümden ayrılarak sauna haline getirilmiş, soyunma  ve özel banyo kabinleri çoğaltılmış, fizik tedavi bölümü daha da geliştirilmiş ve idari bölümler eklenmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     1984’e kadar kaplıcalarımız kendi tabii kaynaklarını kullanıyorlardı. O yıl M.T.A. ve belediyenin ortak çalışması ile Küçük Kaplıca yanında yapılan sondajda çok miktarda sıcak su çıkarıldı ve kaplıcalara verilmeye başlandı. Kaplıcalarımız tabii çıkışlı 3 kaynağa ilave olarak jeotermal enerji temini için açılmış iki kuyudan daha beslenmektedir ve Ph değeri 7 dir. Kaynak akım değerleri ise 60 Lt/ Sn.dir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      1994 de ise belediye tarafından girişe turnikeler konularak hem yaz aylarındaki  izdiham, hem de hamamdan faydalanma konusundaki spekülasyon önlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Yapılan bu hizmetlere rağmen kaplıca tesislerinin yeterli olduğu söylenemez.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Gene de bu halleriyle bile kaplıcalarımıza olan talep her geçen gün artmaktadır. 1992 yılında günde ortalama 2.500-3.000 kişi girmekte iken, 1996 sezonu itibarı ile bu sayı 4.000’e çıkmıştır. Normal kapasiteleri ise günlük 15.000 kişi olarak tesbit edilmiştir. Bu artan talebe karşı gelirin de aynı şekilde arttığı düşünülürse, kaplıcaların maddi açıdan faydası ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Kaplıcalarımıza sadece bölgesel misafirler değil, yurdun her tarafından tedavi amacı ile gelenler oluyor. Özellikle yazın (Haziran-Ekim arası) tedavi ve dinlenme amacı ile ilçeye gelenler çoğunlukla Zonguldak’lılardır. Bunun yanısıra  Malatya, Trabzon,  Çorum ve  Kastamonu yoğunlukta olmak üzere Doğu ve Güneydoğu’dan  gelenler olmakta ve en az on gün süre ile ilçemizde kalmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Tedavi için gelenlerin genelde Romatizma, Siyatik, cilt, kadın hastalıkları, bel ağrıları ve Egzema gibi hastalıklardan şikayetçi oldukları ve düzenli bir kaplıca tedavisinden sonra hemen hepsinin memnun olarak ayrıldıkları gözlenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      İlçedeki termal suyun daha aktif ve modern bir şekilde kullanılması için 1994 den itibaren yoğun bir çalışma başlatılmış, bir çok proje hazırlanarak ihaleleri yapılmıştır. Bunların bir kısmı bitmiş, bir kısmı  2-3 yıl içinde hizmete girecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       1-BÜYÜK KAPLICA:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Günümüze kadar birkaç tadilat geçirmiş olan  tesis,1985 de son bir iç ve dış düzenleme ile biraz daha kullanışlı hale getirilmiştir. Bu değişiklikle  kurnalı yıkanma yerleri havuzun olduğu bölümden ayrılarak göbek taşı da ilave edilip  başka bir bölümde yeniden hizmete sunulmuştur. Ayrıca, mevcut soyunma kabinlerinin ve aileye mahsus küvetli özel kabinlerin sayıları da artırılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Üstüne bir de kat eklenen  kaplıca binasında ayrıca Fizik Tedavi bölümü ve idare büroları  yenilenmiştir. Girişe ise turnikeler konularak kolaylık sağlanmıştır.&lt;br /&gt;Kadın ve erkek bölümleri simetrik olarak birbirinin benzeri olan kaplıcamıza ortalama olarak, günlük kışın 250, yazın ise 5.000 kişi girmektedir.  &lt;br /&gt;   Belediye tarafından işletilmekte olan Büyük Kaplıca’nın su kapasitesi daha önce 3 Lt/Sn ve kendi tabii kaynağını kullanmakta iken,1984 yılında M.T.A. tarafından açılan kuyudan çıkarılan su verilmeye başlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİLEŞİMİNDEKİ  MADDDELER      Mg/Lt.&lt;br /&gt;   Milival/Lt.&lt;br /&gt;   % Milival&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Amonyum         (NH)&lt;br /&gt;        0.9200&lt;br /&gt;      0.0511&lt;br /&gt;       0.1631&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Lityum               (Li)&lt;br /&gt;        0.1140&lt;br /&gt;      0.0164&lt;br /&gt;       0.0523&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sodyum              (Na) &lt;br /&gt;    595.4410&lt;br /&gt;     25.9000&lt;br /&gt;     82.6478&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Potasyum           (K)&lt;br /&gt;      47.3110&lt;br /&gt;      1.2100&lt;br /&gt;       3.8612&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kalsiyum            (Ca)&lt;br /&gt;      18.8000&lt;br /&gt;      0.9400&lt;br /&gt;       2.9996&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Mağnezyum       (Mg)&lt;br /&gt;      38.8800&lt;br /&gt;      3.2000&lt;br /&gt;     10.2113&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Demir                 (Fe)&lt;br /&gt;        0.0500&lt;br /&gt;      0.0018&lt;br /&gt;       0.0057&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Aluminyum        (Al)&lt;br /&gt;        0.1425&lt;br /&gt;      0.0158&lt;br /&gt;       0.0504&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Çinko                  (Zn)&lt;br /&gt;        0.0880&lt;br /&gt;      0.0027&lt;br /&gt;       0.0086&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Klorür                (Cl)&lt;br /&gt;    215.0000&lt;br /&gt;      6.0648&lt;br /&gt;     19.2200&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İyodür                (I)&lt;br /&gt;        0.0390&lt;br /&gt;      0.0003&lt;br /&gt;       0.0009&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Florür                (F)&lt;br /&gt;        1.9600&lt;br /&gt;      0.1032&lt;br /&gt;       0.3271&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sülfat                 (SO 4)&lt;br /&gt;    182.7000&lt;br /&gt;      3.8062&lt;br /&gt;     12.0623&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Nitrat            (NO 3)&lt;br /&gt;        2.1040&lt;br /&gt;      0.3393&lt;br /&gt;       1.0753&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hidrofosfat   (HPO 4)&lt;br /&gt;        1.5150&lt;br /&gt;      0.0316&lt;br /&gt;       0.1001&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bikarbonat   (HCO 3)&lt;br /&gt;  1293.2000  &lt;br /&gt;    21.2000&lt;br /&gt;     67.1851&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hidroarsenat (HASO 4)&lt;br /&gt;        0.6420&lt;br /&gt;      0.0092&lt;br /&gt;       0.0292&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Metaborik asit  (HBO 2)&lt;br /&gt;      18.9540&lt;br /&gt;   -----------&lt;br /&gt;   ------------&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Metasilikatasit  (H 2 SO 4)&lt;br /&gt;      83.2000&lt;br /&gt;   -----------&lt;br /&gt;   ------------&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Serbest karbondioksit  (CO 2)&lt;br /&gt;    283.36&lt;br /&gt;   -----------&lt;br /&gt;   ------------&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ph (Reaksiyon) Değeri&lt;br /&gt;        7.08&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                       Tablo 7: Büyük Kaplıca Suyu Analiz Raporu        &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-KÜÇÜK KAPLICA:&lt;br /&gt;Yenice Mahallesi Camii arkasında, küçük bir binada hizmet vermektedir. Açık bir soyunma yeri ile kurnalı bir yıkanma yeri ve havuz bölümünden ibaret olan bu kaplıcaya öğleye kadar erkekler, öğleden sonra da bayanlar girebilmektedir. Ortalama günlük giriş kışın 250, yazın ise 400 kişidir.&lt;br /&gt;1984 de çıkarılan su kullanılana kadar, bu kaplıcanın bir bölümünde kum ve böbrek taşı dökmeye yarayan ve sindirime iyi gelen ılık bir  su akardı.&lt;br /&gt;3-KAPLICA TEDAVİSİ:&lt;br /&gt;Bu gün gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki aşırı ve çarpık kentleşme sonucu oluşan hava ve çevre kirliliği, insan sağlığını bozup işgücü verimini azaltıyor. Bunun sonucu olarak sık sık görülen sinirsel yorgunluk, beslenme bozukluğu ve Romatizmal rahatsızlık gibi bir çok hastalığı tedavi için insanlar kaplıca, dağ ve deniz gibi tabii kaynaklardan faydalanma yolları aramaktadır.&lt;br /&gt;Buralardan tedavi amaçlı faydalanma isteği, belirli bir zaman ve yer değiştirme mecburiyeti getirir. Bu amaçla insanlar, gittikleri yerde konaklama, beslenme, tedavi ve eğlence ihtiyaçlarını karşılayacak tesisler isterler. Ekonominin arz-talep kuralları içinde işleyen bu olay, günümüzde sağlık turizmi olarak bilinir.&lt;br /&gt;Kaplıca, günümüzde modern bir anlayışla, yalnız suya girilmek için gidilen yer değil, geniş çapta bir dinlenme ortamıdır. Bu sebeple, Batı’daki su şehirleri, bölgenin en bakımlı ve şirin kentleri haline getirilmiştir. Gelenlerin hoşça vakit geçirebilmeleri ve ruhsal yönden de dinlenebilmeleri için gerekli imkanlar sağlanmıştır. Bu kentler, tiyatro, konser salonu, park, otel, lokanta ve temiz doğaları ile ender ve sakin birer sayfiye şehirleridir. Oralarda sağlığa aykırı (Klakson, gürültü, sokakları kirletmek gibi) her türlü hareket yasaklanmış olup, gelenlerin rahat ve huzuru için her türlü tedbir düşünülmüştür.&lt;br /&gt;Kentin önemli yerlerine konulmuş şehir ve çevre plânlarında, bölgenin tüm ziyaret  yerleri belirlenmiş, şehrin ve kaplıcanın tarihçesi, coğrafi durumu, iklimi, şifalı suların özellikleri ve iyi geldiği hastalıkların anlatıldığı bol yayın vardır.&lt;br /&gt;Buna karşılık bizde, ağır bir ihmal ve umursamazlıkla bu konulara pek değinilmemiştir. Çalışmalar daha çok ilmi düzeyde kalmış, bunlar uygulamaya konulamamış. Yetkililerin dar görüşlü ve cesaretsiz olmaları yanında, hantal yapılı sistem ve mevzuat da bir engel olarak bu konudaki teşebbüslerin önüne çıkmıştır.&lt;br /&gt;Kaplıcaya tedaviye gelen hastaların, huzura, sükunete, temiz ve rahat otel ve pansiyonlara,  kolay  ve  rahatça  gezinti  yapabilecekleri  alanlara,  oturup   sohbet edebilecekleri parklara, yeşil alanlara, ucuz ve temiz lokantalara, konser  ve sinema salonlarına, egzersiz merkezlerine, temiz ve gürültüden korunmuş gazino ve çay bahçelerine ihtiyaçları vardır.&lt;br /&gt;Gelen misafirlere bunlar sağlanmaz ise genellikle ruhsal bunalıma girmekte, dinlenmek ve tedavi için ayırdıkları zaman bir işkenceye dönüşmektedir. Günlük ve sosyal hayat açısından büyük sapmalar gösteren bir kaplıca ortamından, madden ve manen kendini zorlayarak şifa aranmaz. Artan ruhsal bunalım ve sıkıntı, kaplıcanın sağladığı şifayı kolayca alıp götürebilir.&lt;br /&gt;Sağlıklı bir çevre ve kaplıca ortamının ruhsal etkisi, şifalı suyun  faydası kadar önemlidir. Günlük hayatında, daha iyisine alışık olan bir kimse, girmekten tiksindiği otel odalarında veya birbirinden müşteri kapmak için yarış ve kavga eden “hamamcı simsarları”nın daracık odalarında, kaplıca kürü yapmaya zorlanamaz. Onlara sağlanacak sosyal ortam, en az yaşadığı çevreye denk olmalıdır.&lt;br /&gt;Doktorun teşhisi ile, kaplıcaya gitmesinde engel olmadığı klinik ve laboratuar muayenelerle tesbit edilmiş hastalar, araya başka bir hastalık ve problem girmediği takdirde, doktorun tavsiye edeceği bölge ve usülde kaplıcalardan faydalanabilir. &lt;br /&gt;Hastalar kulaktan dolma bilgiler yerine mutlaka doktorun tavsiyeleri doğrultusunda banyo alma şekli, günlük ve seanslık banyo süresi, kaplıca süresi, beslenme ve dinlenme şekillerine dikkat etmelidirler.&lt;br /&gt;Kaplıcanın bulunduğu bölgenin iklimi de kaplıca tedavisinde etkili olmaktadır. Özellikle kalp ve dolaşım sistemleri tam sağlıklı olmayan yaşlı hastalar, sıcak bölgelerdeki kaplıcalara özellikle yaz aylarında gitmekten kaçınmalıdırlar.&lt;br /&gt;Sabah ve öğle banyo seanslarından sonra kısa bir süre yatarak dinlenilmeli, arkasından doktor tavsiyesine göre, çamur uygulaması, masaj ve egzersiz gibi yardımcı tedavi metodları uygulanmalıdır. Günlük en çok 30-40 dakikadan fazla sürmeyecek bu uygulamalardan bıkılırsa, haftada üç güne indirilebilir.&lt;br /&gt;Bu uygulamalardan arta kalan zamanlar ise, gezinti ve yürüyüş yapmak, müzik dinlemek, sinema seyretmek veya yorulmayacak şekilde başka eğlencelerle değerlendirilebilir. Bu şekilde kaplıcadaki günler, sıkıcı olmaktan kurtulacak ve sinirler dinlenecektir. Böyle bir dinlenme ile kazanılacak rahatlık, kaplıca tedavisinden alınacak sonuca olumlu etki edecektir. ”Aman günlerimi doldursam da,şuradan kurtulsam!” havası içinde yapılacak  sıkıntılı bir kaplıca tedavisinden, tam olarak fayda sağlanamayacağı bilinmelidir.&lt;br /&gt;Banyolar devam ederken, bazı hastaların durumlarında “Termal Reaksiyon” veya “Termal Kriz” denen bozukluklar olur. Kişiden kişiye değişen bu durumda, uykusuzluk veya devamlı uyuma isteği, bitkinlik, huzursuzluk, sinirlilik, cinsel arzunun artması, baş ağrısı, bulantı, midede şişkinlik, kabızlık, ishal, gaz, sık idrara çıkma, çarpıntı, nefes darlığı, kol ve bacaklarda uyuşma, sebepsiz terleme şeklinde ortaya çıkan bu geçici krizin, tedavi sonucuyla bir ilgisinin bulunmadığı ve insanların kaplıcaya gösterdiği bir tepki olduğu fikri hakimdir. &lt;br /&gt;Normal olarak bir iki gün süren bu tablo kendiliğinden kaybolmakta ise de, tedirgin edici bir seviyeye ulaşırsa birkaç gün için banyolara ara verilmesi ve sadece egzersizle yetinilmesi, krizin atlatılması için yeterlidir. Mecbur kalınırsa, doktor tavsiyesi ile alınacak yatıştırıcı ilâçlarla durum kontrol altına alınabilir.&lt;br /&gt;Kaplıca tedavisi sırasında ortaya çıkabilecek bu krizden başka,tedavi süresi bitip eve dönüldüğünde,banyo krizine benzer, fakat ondan çok daha hafif “Kaplıca Sonu Yorgunluğu” denen bir olay da dikkati çeker. İkinci bir “Uyum Bozukluğu” olarak bilinen böyle hallerde, hastanın iş hayatına hemen başlamadan, evde 5-6 gün dinlenmesi, şikayeti azaltmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-KAPLICALARIMIZIN ŞİFA VERDİĞİ RAHATSIZLIKLAR:   &lt;br /&gt;a-Ank.Ün.Tıp Fak.Fiz. Tıp ve Reh. Ana Bilim Dalı Bşk.lığı raporuna göre.       &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      1-İnaktif devredeki Ramotoit Artrit ve benzeri hastalıklarla, Seronegatif Spondartrit’ lerin tedavisinde. (İltihaplı ve iltihapsız  eklem rahatsızlıklarında.)&lt;br /&gt;      2-Eklem çevresi ve diğer yumuşak doku Lezyon’larında. (Eklem çevresi dokuların romatizmal ağrılarında. Eklem bağlarının, harekete engel olan rahatsızlıklarında.)&lt;br /&gt;      3-Osteartroz’da. ( Romatizma ve burkulmaya bağlı ağrılı şişlerin tedavisinde.)&lt;br /&gt;      4-Gut (Nikris veya Damla hastalığı) ve benzeri Metabolik hastalıklarda. (Özellikle şişman yapılı erkeklerde görülen Gut hastalığının müzmin devrelerinde.)&lt;br /&gt;      5-Kırık-çıkık ve Travma Sekellerinde. (Kırık-çıkık sonrası ağrı  tedavisinde.)&lt;br /&gt;      6-Akut devre dışı bazı Nörölojik hastalıklara bağlı felçlerin tedavisinde. (Kol ve bacak felçlerinin müzmin devreleri ve Çocuk Felçlerinde.)&lt;br /&gt;      7-Kronik devredeki çeşitli kadın hastalıkları ve hormon bozukluklarında. (Kadınların müzmin bel ağrılarında, kadınlık organı rahatsızlıklarında, âdet kesimi devresi rahatsızlıklarında ve bazı tür kısırlık hallerinin tedavisinde.)&lt;br /&gt;      8-Bazı cilt hastalıklarında.&lt;br /&gt;      9-Depresyon, zihinsel yorgunluk gibi bazı ruhsal bozuklukların tedavisinde. (Bazı ruhsal rahatsızlıklarda, aşırı sinirlilik hallerinde.)&lt;br /&gt;      10-Romatizmal hastalıklara veya tümör iltihabı dışında çeşitli bozukluklara bağlı omuz, kol, bel ve bacak ağrılarında.&lt;br /&gt;      11-Saçlı derinin kepeklenmesine karşı.&lt;br /&gt;      12-Sedef hastalığı tedavisnde.&lt;br /&gt;      13-Egzema ile kaşıntılı ve artma eğilimi gösteren deri hastalıkları tedavisinde.&lt;br /&gt;      14-Ağız içi hastalıklarının tedavisinde.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;     Ayrıca, kaplıca sularımız:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;       1-Kükürtlü olduğu için: Paraziter ve mikrobik deri hastalıklarında, Sebereik deri hastalıkları ve Psoriasis tedavisinde.&lt;br /&gt;       2-Arsenikli olduğu için: Egzema, Psoriasis ve Prorige tedavisinde.&lt;br /&gt;       3-Demirli olduğu için: Ağız hastalıkları ve Lökopsilerde.&lt;br /&gt;       4-Klorlü olduğu için: İrritasyona eğilimli dermatozlarda.&lt;br /&gt;       5-Silikatlı olduğu için: Proriler, Egzemalar, İrritasyona eğilimli Dermatozlar ve Seberoik Dermatillerin tedavisinde de olumlu sonuçlar vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b-An.Ün. Tıp Fak.Dermatoloji Ana Bilim Dalı Bşk.lığı (30.07.1984 tarih ve 184 sayılı) raporuna göre: &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;      1-Saç kırılmaları, kepeklenme ve sulu kabuklanmalarda.&lt;br /&gt;      2-Kasık ve ayak mantarları, Sedef hastalığının geç devresindeki sebepsiz kaşıntı, göz çapaklanması, deri kabuklanması ve mikrobik zedelenmelerde.&lt;br /&gt;      3-Egzemaların, el ve ayak parmak aralarının sulu-akıntılı ve kaşıntılı rahatsızlıklarının, sabun-sprey ve petrol ürünleri ile meydana gelen allerji ve cilt çatlaklarının tedavisinde.&lt;br /&gt;      4-Ağız içinde, dilde ve yanak içindeki yara ve müzmin boğaz hastalıklarının tedavisinde.&lt;br /&gt;      5-Kaplıca suyunun soğutularak içilmesi suretiyle solucan, tenya, kurt ve şerit düşürülmesinde ve hazmın kolaylaştırılmasında.&lt;br /&gt;      6-Kaplıca suyuna oturulmak suretiyle, devamlı kanayan mayasıllarda.&lt;br /&gt;      7-Uzun yıllar süren mafsal rahatsızlıklarında.&lt;br /&gt;      8-Lumbago, sırt, bel ağrıları ile kol ve bacaklardaki uyuşma ve şişlikte.&lt;br /&gt;      9-Çeşitli kırık ve çıkıkların iyileşme safhasında ve daha sonraki ağrılara karşı,&lt;br /&gt;    10-Fazla gıda ile beslenen şişman hastaların ayak ve bacak ağrılarında.&lt;br /&gt;    11-Müzmin yatalak hastalarda, çocuk felci ve siyatik ağrılarında.&lt;br /&gt;    12-Kadınların müzmin bel ağrıları, ateş basmaları, ayak şişmeleri ve bazı kısırlık tedavisinde, olumlu sonuçlar vermektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-SEYHAMAMI KAPLICALARI:&lt;br /&gt;Kızılcahamam’a 18, Güvem’e 3 Km uzaklıkdaki Seyhamamı Kaplıcaları’nın, Haçlı Seferleri sırasında, Almanlar tarafından yaptırıldığından bahsediliyor.&lt;br /&gt;Eski ismi Kilise olan Seyhamamı, Candaroğlu İskender bey bin Mehmet Bey’in mülküdür. Bütün bölgeye ismini veren İskender Bey, elindeki bir kısım emlak ve araziyi vakfederken, Seyhamamı’nı mülkiyetinde bırakır. Köye ismini veren eski Bizans kilisesi ise muhtemelen O’nun zamanında (XV.asrın ikinci yarısı) yıkılmış ve aynı yere bir cami inşa edilmiştir. Bu cami birkaç defa restorasyon geçirdiği halde, orijinal şekliyle hala ayakta. Vaktiyle hamamın karşısındaki han yıkılmış ve yerine bir çay bahçesi yapılmıştır.&lt;br /&gt;1907 Ankara Salnamesi’ne göre (Shf:160) Seyhamamı’ndaki kaplıca, bu tarihlerde de açıktır. Tarife göre: ”Seğ Hamamı,cüz’i miktarda kükürt ve ziyade miktarda Allumin’i havi ve suyu gayet mebzuldür.” Yakın zamana kadar, (1950 yıllarında) şimdi asfalt zemin olan hamamın önündeki alan su birikintisi bir gölcük olup içinde kömüşler  yüzermiş. Hamam’ın ayağından çıkan suların meydana getirdiği bu sulu ve çamurlu yerde, gelen hastalar şifa için başlarına kadar çamura gömülür ve 1-2 saat burada bekletilirlermiş.,,&lt;br /&gt;Osmanlı Alimi Ali Cevad , Seyhamamı’ndan, “Sek Hamamı” diye bahseder.&lt;br /&gt;Nakledildiğine göre; eğer kaplıcalara giriş için ücret alınırsa, hamamdan yılan çıkacağı söylenirmiş. Eskiden hamama giriş için, yakın zamanda ücret alınmaya başlanmış ve ilginçdir ki bundan sonra pek çok yılan çıktığı gözlenmiş. Ancak sonradan ve  halen giriş ücretli olduğu halde böyle bir şey görülmüyor.&lt;br /&gt;1943 Çerkeş depreminde Seyhamamı tesisleri harap olunca ufak bir tamiratla yeniden kullanılır hale gelmesi sağlanmış ve uzun yıllar ilkel bir şekilde kalmıştır.&lt;br /&gt;Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olan kaplıcaları şu an özel teşebbüs işletiyor  ve sularının vasıfları itibarıyla Kızılcahamam Kaplıcaları seviyesindedir.&lt;br /&gt;Bir değirmen çevirecek kadar  su kapasitesi olan kaplıcaların olduğu yerdeki eski  tesisin 1980 sonrası, kadın ve erkek bölümleri yeniden düzenlenmiş ve üzeri daha iyi bir biçimde kapatılmıştır. Soyunma ve yıkanma yerleri aynı bölümde, havuz ise ayrı bir bölümdedir. Günlük 5.000 kişilik banyo kapasitesine sahiptir.&lt;br /&gt;Yolu ve elektriği de bulunmasına rağmen kanalizasyonu yoktur ve konaklama ve kür tesisleri yeterli değildir. 1990 sonrası iki katlı bir otel yapılabilmiştir.&lt;br /&gt;Ankara-İstanbul Karayolu’na çok yakın ve çekici bir yerde bulunan Seyhamamı ve yakın çevresinin Jeolojik-Hidrolojik etüdleri ile 1/1000 ölçekli imar plânı yapılmıştır. Ayrıca,Turizm Bakanlığı’nca 1988 de Seyhamamı’nın Ankara’ nın önde gelen bir kaplıca şehri olması projesi, teklif edilmiştir.&lt;br /&gt;Sıcak sular, hamam  havuzlarının dibinden kaynar. Sıcaklığı 43º C ve 20 Lt/Sn.lik bir akıma sahipdir. Kaynağın çevresi ve yer yer açılmış çam ormanları ile kaplı olup, önlem alınmadığı takdirde, sularının kirlenme tehlikesi mevcuttur.&lt;br /&gt;Bileşiminde (en fazla) Kalsiyum Bikarbonat, erimiş halde Karbondioksit (413 Mg.ile, Kızılcahamam’daki kaynaklardan daha fazla) Florür ve Sodyum bulunur. Ph değeri 6,5 dur. Havuza girildiğinde Karbondioksit taneciklerinin, deri üzerinde toplandığı çıplak gözle görülebilmektedir. Bileşimindeki bu maddeler dolayısıyle, kalp yorgunlukları ve Periferik dolaşım bozukluklarına iyi gelmektedir. Banyo ve içme kürlerine elverişlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Şifa verdiği hastalıklar: &lt;br /&gt;      a-Romatizmal hastalıklar.           &lt;br /&gt;      b-Sindirim sistemi hastalıkları.&lt;br /&gt;      c-Böbrek ve idrar yolları hastalıkları.   &lt;br /&gt;      d-Metabolizma hastalıkları.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-5413141262733340985?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/5413141262733340985/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=5413141262733340985' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/5413141262733340985'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/5413141262733340985'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/07/kizilcahamam.html' title='KIZILCAHAMAM'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-3814233508168922143</id><published>2008-06-27T13:32:00.000-07:00</published><updated>2008-12-12T17:04:48.726-08:00</updated><title type='text'>DONDURMANIN FAYDALARI</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SGVO7u5PGXI/AAAAAAAAAME/a5B_mHqeWT8/s1600-h/Paris-Hilton-Dondurma.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SGVO7u5PGXI/AAAAAAAAAME/a5B_mHqeWT8/s400/Paris-Hilton-Dondurma.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5216662531485931890" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çok yenirse şişmanlatıyor, az yenirse mutluluğa mutluluk katıyor. Dondurma yaşlanmayı önlüyor.100 gr dondurmada ortalama :*135 mg kalsiyum*115 mg fosfor* 100 mg sodyum*160 mg potasyum,25 gr karbonhidrat bulunuyor. Amerika'da kişi başına 25 kg., Türkiye'de kişi başına 6 Külah tüketiliyor. Sütten daha zengin bir besin maddesidir. A,B,C,D,E vit.içerir. Çocukların sağlıklı büyümesi ve kemik erimesi sorunu olan kişiler için büyük önem taşıyor. Beslenme uzmanları dört mevsim tüketilmesini önermektedir.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-3814233508168922143?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/3814233508168922143/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=3814233508168922143' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/3814233508168922143'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/3814233508168922143'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/06/dondurmanin-faydalari.html' title='DONDURMANIN FAYDALARI'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SGVO7u5PGXI/AAAAAAAAAME/a5B_mHqeWT8/s72-c/Paris-Hilton-Dondurma.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-8229447851136469579</id><published>2008-06-21T01:28:00.000-07:00</published><updated>2008-06-21T01:31:26.034-07:00</updated><title type='text'>GEBELİK</title><content type='html'>Gebeliğin en önemli bulgusu adet gecikmesidir. Ancak her adet gecikmesi gebelik anlamına gelmez. Yaşam tarzındaki herhangi bir değişiklik, çeşitli rahatsızlıklar, diet, psikolojik durum değişiklikleri, stres gibi pek çok faktör adet gecikmesine neden olabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebek sahibi olmak için bir kadının en uygun olduğu yaş dilimi 18-35 yaşlar arasıdır. dönemin başlangıcında kadının kendi vücudu gelişimini tamamlamıştır ve bir bebek gelişimi için Gebelik &lt;br /&gt;Gebelik erkekten gelen spermin kadının yumurtalıklarından atılan yumurta hücresini döllediği anda başlar.Bu andan 8.haftanın sonuna kadar olan dönem ebryonik dönem olarak adlandırılır. Sekizinci haftadan doğuma kadar olan süreye de fetal dönem denir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebelik yaşı hesaplanırken gebe kalındığı düşünülen ilişkinin gerçekleştiği gün kriter olarak alınmaz. Tüm dünyada ve terminolojide bir standart sağlayabilmek amacıyla son adet kanamasının ilk günü (SAT, son adet tarihi) gebeliğin başlangıcı olarak alınır. Gebelik yaşı hesaplanırken ay kullanılmaz. İnsanlarda gebelik 280 gün sürer. Bu 40 haftaya denk gelmektedir. Sonuç olarak gebelik hafta olarak tanımlanır ve başlangıcı olarak da son adet kanamasGebe olduğunuzu ne kadar erken öğrenilirse , gebelik ile ilgili bakıma o kadar erken başlanabilir. Bu nedenle adet gecikmesi olan her kadın vakit kaybetmeden gebelik testi yaptırmalıdır.Gebeliğin oluşması ile birlikte gebelik ürününüden bazı hormonlar salgılanmaya başlar. Bu gebeliğe özgü hormonlar kadının adet siklusunu kesintiye uğratır ve kadın gebelik süresince adet görmez. Kanda ve idrarda bu hormonların tayini ile gebelik teşhisi konabilir. Kanda bakılan hormon daha henüz ortada bir adet gecikmesi olmadan önce bile gebeliği gösterebilir. İdrarda ise sıklıkla 7-10 günlük bir gecikmeden sonra gebelik saptanabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piyasada satılan ve kişinini kendi kendine uyguladığı testlerin güvenilirliği labovatuardakilere oranla biraz daha düşüktür. Bu nedenle adet gecikmesi olan ve kendi kendine yaptığı test negatif çıkan kadınlar da hekimlerini konu hakkında bilgilendirmeli ve onun tavsiyelerine uymalıdırlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-8229447851136469579?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/8229447851136469579/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=8229447851136469579' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/8229447851136469579'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/8229447851136469579'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/06/gebelik.html' title='GEBELİK'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-7572772472764279146</id><published>2008-06-06T06:44:00.001-07:00</published><updated>2008-12-12T17:04:49.048-08:00</updated><title type='text'>EK GIDAYA GEÇİŞTE BAŞLANGIÇ MEYVELERİ NELER OLMALI</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SEk_2AwshNI/AAAAAAAAAKQ/GPeLQdWEHjs/s1600-h/OBKCAL1D5YICA5XIFVKCAGAPX9WCABAU0H3CA4TIKOGCAG74372CAMSVFQQCADNQ3RBCAB0FTFTCA7ASXOICAR32SEBCAO5PQ1OCA7UK2R2CAE9CUBYCAB18BGHCAODCZY8CAKL4OS9CA4VCHYMCAJZS72E.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SEk_2AwshNI/AAAAAAAAAKQ/GPeLQdWEHjs/s200/OBKCAL1D5YICA5XIFVKCAGAPX9WCABAU0H3CA4TIKOGCAG74372CAMSVFQQCADNQ3RBCAB0FTFTCA7ASXOICAR32SEBCAO5PQ1OCA7UK2R2CAE9CUBYCAB18BGHCAODCZY8CAKL4OS9CA4VCHYMCAJZS72E.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5208764641180419282" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sebzelerle aynı zamanda yada bir kaç gün sonra meyvelerede başlıyabilirsiniz. Meyveyi akşam üzeri yada öğleye doğru verebilirsiniz. Meyveleri cam rende ile rendeleyip suyunu süzün ve o sudan bir kaç kaşık verin. Bir kaç gün sonra püre kısmını yedirmeye başlayın. Elma, armut gibi sert meyveleri ilk başlarda buharda pişirip yumuşatarak yedirebilirsiniz. Meyvelerin bir kaç tanesini karıştırarakta yedirebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En iyi başlangıç meyveleri; elma, şeftali, muz, avakado, armut. Dikkat etmeniz gereken en önemli nokta meyveleri mevsiminde vermek. Muz kabızlık yapabilir. Bu nedenle çok sık vermeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-7572772472764279146?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/7572772472764279146/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=7572772472764279146' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/7572772472764279146'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/7572772472764279146'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/06/sebzelerle-ayn-zamanda-yada-bir-ka-gn.html' title='EK GIDAYA GEÇİŞTE BAŞLANGIÇ MEYVELERİ NELER OLMALI'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SEk_2AwshNI/AAAAAAAAAKQ/GPeLQdWEHjs/s72-c/OBKCAL1D5YICA5XIFVKCAGAPX9WCABAU0H3CA4TIKOGCAG74372CAMSVFQQCADNQ3RBCAB0FTFTCA7ASXOICAR32SEBCAO5PQ1OCA7UK2R2CAE9CUBYCAB18BGHCAODCZY8CAKL4OS9CA4VCHYMCAJZS72E.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-8385079999066778583</id><published>2008-06-06T06:37:00.000-07:00</published><updated>2008-12-12T17:04:49.192-08:00</updated><title type='text'>EK GIDAYA GEÇİŞTE BAŞLANGIÇ SEBZELERİ NELER OLMALI</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SEk-Ru-D8XI/AAAAAAAAAKI/q17NlIfcfx0/s1600-h/QH0CAWGYQ3QCAME6WS8CAW95J5MCAUAWZ3ICAX9TGMPCAHUF140CA7YXXC8CAFIV5W1CAOKAF9NCAZ2KRH8CA43TOL3CAG8QRLZCAF6Q7R9CAI21V3PCAC4TJYLCA90U07PCAIBTV93CAYMAZPICANCFOZK.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SEk-Ru-D8XI/AAAAAAAAAKI/q17NlIfcfx0/s200/QH0CAWGYQ3QCAME6WS8CAW95J5MCAUAWZ3ICAX9TGMPCAHUF140CA7YXXC8CAFIV5W1CAOKAF9NCAZ2KRH8CA43TOL3CAG8QRLZCAF6Q7R9CAI21V3PCAC4TJYLCA90U07PCAIBTV93CAYMAZPICANCFOZK.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5208762918417723762" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;Havuç, balkabağı, mevsiminde kabak, kırmızı pancar, patates. Bu sebzelerle başlıyabilirsiniz. Daha öncede önerdiğim gibi buharda pişirip az bir su ilave ederek koyu bir püre kıvamına getirip bebeğinize yedirebilirsiniz. İlk başta sadece tek bir sebze ile başlamalısınız. Daha sonra bu sebzeleri ikili, üçlü kombinasyonlarla karıştırarak basit bir bebek menüsü hazırlıyabilirsiniz. Yada basit sebze çorbaları yapabilirsiniz. Patates kabızlık yapabilir. Bu nedenle onu diğer sebzelerle karıştırarak verirseniz kabızlık sorunu çekmez bebeğiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-8385079999066778583?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/8385079999066778583/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=8385079999066778583' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/8385079999066778583'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/8385079999066778583'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/06/ek-gidaya-geite-balangi-sebzeleri-neler.html' title='EK GIDAYA GEÇİŞTE BAŞLANGIÇ SEBZELERİ NELER OLMALI'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SEk-Ru-D8XI/AAAAAAAAAKI/q17NlIfcfx0/s72-c/QH0CAWGYQ3QCAME6WS8CAW95J5MCAUAWZ3ICAX9TGMPCAHUF140CA7YXXC8CAFIV5W1CAOKAF9NCAZ2KRH8CA43TOL3CAG8QRLZCAF6Q7R9CAI21V3PCAC4TJYLCA90U07PCAIBTV93CAYMAZPICANCFOZK.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-5170378230460283124</id><published>2008-06-06T05:48:00.000-07:00</published><updated>2008-06-06T05:50:48.109-07:00</updated><title type='text'>İYİ BİR BEBEK MENÜSÜ İÇİN HANGİ GIDALARDAN OLUŞAN MENÜ OLMALI</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;Bebeğiniz için gün içinde hazırladığınız yemeklerde renklerle oynayın, bu işinizi kolaylaştırır. Mantık çok basit, yiyecekleri renklere ayırın ve her renkten vermeye çalışın, böylece kafanız karışmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turuncular; havuç, balkabağı &lt;br /&gt;Yeşiller; ıspanak, pazı, brokoli, taze fasulye gibi. &lt;br /&gt;Kırmızılar; mercimek, pancar, e &lt;br /&gt;Beyazlar; soğan, pırasa, karnıbaha &lt;br /&gt;Sarılar; patates, sarı mercimek, bulgur &lt;br /&gt;Ayrıca kuru meyveleride demir açısından zengin oldukları için bebeğinizin menüsüne ilave edin. Tuzsuz kabak çekirdeği iyi bir çinko kaynağıdır. Tohum öğütücüsü ile iyice ezip meyve pürelerine yada çorbasına bir çay kaşığı haftada iki kere katın&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-5170378230460283124?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/5170378230460283124/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=5170378230460283124' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/5170378230460283124'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/5170378230460283124'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/06/iyi-bir-bebek-mens-iin-hangi-gidalardan.html' title='İYİ BİR BEBEK MENÜSÜ İÇİN HANGİ GIDALARDAN OLUŞAN MENÜ OLMALI'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-4504610316534246332</id><published>2008-05-31T01:56:00.001-07:00</published><updated>2008-05-31T01:56:20.758-07:00</updated><title type='text'>KANSER HASTALARI İÇİN ÖNERİLER</title><content type='html'>1) Gün boyu, susadıkça, evde yapılmış fazla koyu olmayan sebze çorbaları ve taze sıkılmış sebze ve meyve suları içiniz. Bu vücudunuza gereken vitamin, mineral ve enzimleri depolar ve ayrıca vücudu toksinlerden temizler. &lt;br /&gt;2)Ne içmede ne de pişirmede asla klorlu olabilecek su kullanmayın. Özellikle pişirme sırasında klor yoğunluk kazanabileceğinden daha da tehlikeli olabilir.&lt;br /&gt;3) Gıdalarınızı paslanmaz çelik ya da cam kaplarda pişirin. Az su kullanın. Düdüklü tencere, mikro dalga fırını ve alüminyum kap kullanmayın. &lt;br /&gt;4)Alkollü içki kullanmayın. Yoğun sigara dumanı olan yerlerden kaçın.&lt;br /&gt;5) Rafine besinler ve muamele görmüş gıdaları kullanmayın. Yedikleriniz ne derecede doğal ve taze iseler o kadar yararlıdırlar.&lt;br /&gt;6)Toksik maddelerle ilaçlanmış sebze ve meyveleri kullanmayın. Bahçeniz varsa bu ürünleri kendiniz yetiştirin. &lt;br /&gt;7) Tuzu azaltın ve iyotlu tuz kullanın.&lt;br /&gt;8) Patates, kuru fasulye, fındık, yeşil sebzeler gibi potasyum yönünden zengin gıdalar alın... &lt;br /&gt;9) En az 8 saat uyuyun. Gündüz ara sıra dinlenin. Elinizden geldiğince hareketli olun. &lt;br /&gt;10) Bitki çayları için, kekik, kuşburnu, ıhlamur, adaçayı gibi,&lt;br /&gt;11) Beyaz ekmek yerine, çavdar, yulaf, kepek ekmeği ve bulgur kullanın. Esmer pirinç de tavsiye edilir. &lt;br /&gt;12) Sadece koyun sütünden yapıldığına inandığınız peynir ve yoğurtları yiyin. &lt;br /&gt;13) Taze meyve yerken, içerdiği şeker düzeyine göre elma, armut ve portakal gibi iri meyveler günde 3-4 tane, çilek, vişne; kiraz ve ahududu gibi meyveler 150/200 gram yenebilir. &lt;br /&gt;14) Zeytinyağı kullanın.&lt;br /&gt;15) Taze olarak beyaz etli derin su balıkları yiyin. &lt;br /&gt;16) Kuzu eti ve ciğeri yiyin.&lt;br /&gt;17) Kavrulmamış kayısı çekirdeği yiyin&lt;br /&gt;18) Bol bol ısırgan otu yiyin... Tohumunu balla karıştın, kendisini börek ya da salata şeklinde yiyin. &lt;br /&gt;19) Acı biber dışındaki baharatları kullanabilirsiniz. &lt;br /&gt;20) Soğan ve sarımsağı da bol bol tüketin...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-4504610316534246332?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/4504610316534246332/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=4504610316534246332' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/4504610316534246332'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/4504610316534246332'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/05/kanser-hastalari-iin-neriler.html' title='KANSER HASTALARI İÇİN ÖNERİLER'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-6573481434387840768</id><published>2008-05-29T13:02:00.001-07:00</published><updated>2008-05-29T13:02:38.225-07:00</updated><title type='text'>SİVİLCELER İÇİN BİTKİSEL MASKE</title><content type='html'>İki avuç buğday, iki bardak suda ezilir. İki yumurta sarısı ve bir çorba kaşığı badem yağı konulur. Yüze sürülür ve kurumaya başlayınca yıkanır. Ardından gülsuyu sürülür. Kızıl lekelerin ve sivilcilerin giderilmesini sağlar. Sabah ve akşam olmak üzere günde iki defa uygulanır. Bu maske şampuan olarak da kullanılabilir, saçların parlamasını sağlar. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-6573481434387840768?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/6573481434387840768/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=6573481434387840768' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6573481434387840768'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6573481434387840768'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/05/sivilceler-iin-bitkisel-maske.html' title='SİVİLCELER İÇİN BİTKİSEL MASKE'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-1557125046428208941</id><published>2008-05-29T12:56:00.000-07:00</published><updated>2008-05-29T12:57:14.795-07:00</updated><title type='text'>SİYAH NOKTALAR İÇİN</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;Siyah noktaları gidermek için, haftada bir sefer cilde peeling (cildi ölü tabakasından kurtarma yöntemi) yapılması gerekiyor. Bir tatlı kaşığı mısır ununu bir kaşık yoğurtla karıştırın. Banyodan çıktıktan sonra yüze ve siyah noktaların üzerine dağıtıp yavaş yavaş ovun. 2 dakika sonra yıkayın. Cildi parlatır, yumuşatır. Mısır unu yoksa galeta, yulaf ezmesi veya kepekli bisküvi ezilerek bile yapılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haftada bir uygulayabileceğiniz bir başka yöntem ise : &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşit miktarda su, mısır unu, ıslatılmış kil ve el kremini karıştırın, bununla cildinizi yavaşça ovarak temizleyin. Sonrasında yüzünüzü maden suyu ile yıkayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cİldinizdeki püzürlerden de bu sayede de kurtulabilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyah Noktalar için bir başka yöntem de maskelerdir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yulaf Maskesi :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yulaf ezmesi, cildin derinlemesine temizlenmesi ve siyah noktaların yok edilmesini sağlayan bir maskedir. Bu maske ayrıca cildin içinde dolaşan pislikleri temizleyip, cildin fazla yağlanmasını da engeller. Bu nedenle kuru ciltli kişiler tarafından pek fazla kullanılmamalıdır. Yulaf ezmesi maskesinin yapımı son derece basittir. Pişirdiğiniz yulafları süzdükten sonra, bunları geniş bir kabın içinde birkaç dakika ezin. Hazırladığınız bu yulaf ezmesini yüzünüze sürdükten sonra 15 dakika kadar bekleyin. Daha sonra yüzünüzü ılık suyla temizleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca sitemizde yayınladığımız ancak gözden kaçan diğer yöntemler ise şöyle;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyah Noktalar için, genellikle tavsiye edilen maske için ihtiyacınız olan; yalnızca bir kase yoğurt ve bir limonun suyu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Limon suyu ile yoğurdu karıştırıp gözlerinize değmeyecek şekilde yüzünüze sürün ve 15 dakika kadar bekleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Limon suyu cildinizi dezenfekte eder, sivilcelerinizi kurutur ve siyah noktaların azalmasına yardımcı olurken; yoğurt ise cildinizi beseleyerek nemlendirici vazifesi görür. Aynı zamanda cildinizin yağ miktarını dengeler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haftada bir defa uygulayabileceğiniz bu maskenin ardından yüzünüzü ılık su ile yıkayabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca isterseniz, maskenizi çıkardıktan sonra, cildinizi içerisine papatya çiçekleri atılmış, kaynamış su buharına 5 dakika kadar tutabilirsiniz. Papatya cildinizi dinlendirir ve canlılık kazandırır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivilceler için ise; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maydanozu elinizle küçük küçük koparıp tahta bir havanda ezin. 3–4 damla limon katıp haftada iki kere sivilcelerin üzerine maske yapın. Maskeleri gözaltlarına sürmeyin. Bu şekilde ciltteki lekeler açılır, sivilceler kurur. Marulu da aynı şekilde yapabilirsiniz&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-1557125046428208941?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/1557125046428208941/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=1557125046428208941' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/1557125046428208941'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/1557125046428208941'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/05/siyah-noktalar-iin.html' title='SİYAH NOKTALAR İÇİN'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-8315996869573653204</id><published>2008-05-17T14:05:00.001-07:00</published><updated>2008-12-12T17:04:49.726-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='klavye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilgisayar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kısayol.klavye kısayolları'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SC9I1r0ZNkI/AAAAAAAAAJo/pu2htIH90Rw/s1600-h/images2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SC9I1r0ZNkI/AAAAAAAAAJo/pu2htIH90Rw/s200/images2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5201456181768959554" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SC9Ivb0ZNjI/AAAAAAAAAJg/Dyd_d3ZV3Lk/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SC9Ivb0ZNjI/AAAAAAAAAJg/Dyd_d3ZV3Lk/s200/images.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5201456074394777138" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;• CTRL+C (Kopyala) &lt;br /&gt;• CTRL+X (Kes) &lt;br /&gt;• CTRL+V (Yapıştır) &lt;br /&gt;• CTRL+Z (Geri Al) &lt;br /&gt;• DELETE (Sil) &lt;br /&gt;• ÜSTKRKT+DELETE (Seçili öğeyi Geri Dönüşüm Kutusu\'na atmadan kalıcı olarak sil) &lt;br /&gt;• Bir öğeyi sürüklerken CTRL (Seçili öğeyi kopyala) &lt;br /&gt;• Bir öğeyi sürüklerken CTRL+ÜSTKRKT (Seçili öğeye kısayol oluştur) &lt;br /&gt;• F2 tuşu (Seçili öğeyi yeniden adlandır) &lt;br /&gt;• CTRL+SAĞ OK (Ekleme noktasını sonraki sözcüğün başına götür) &lt;br /&gt;• CTRL+SOL OK (Ekleme noktasını önceki sözcüğün başına götür ) &lt;br /&gt;• CTRL+AŞAĞI OK (Ekleme noktasını sonraki paragrafın başına götür) &lt;br /&gt;• CTRL+YUKARI OK (Ekleme noktasını önceki paragrafın başına götür ) &lt;br /&gt;• Ok tuşlarının herhangi biriyle birlikte CTRL+ÜSTKRKT (Bir metin bloğu vurgula) &lt;br /&gt;• Ok tuşlarının herhangi biriyle birlikte ÜSTKRKT (Pencere veya masaüstünde birden fazla öğe seç veya bir belgede metin seç) &lt;br /&gt;• CTRL+A (Tümünü seç) &lt;br /&gt;• F3 tuşu (Bir dosya ya da klasör ara) &lt;br /&gt;• ALT+ENTER (Seçili öğenin özelliklerini görüntüle) &lt;br /&gt;• ALT+F4 (Etkin öğeyi kapat veya etkin programdan çık) &lt;br /&gt;• ALT+ENTER (Seçili nesnenin özelliklerini görüntüle) &lt;br /&gt;• ALT+ARA ÇUBUĞU (Etkin pencere için kısayol menüsünü aç) &lt;br /&gt;• CTRL+F4 (Aynı anda birden çok belge açmayı sağlayan programlardaki etkin belgeyi kapat) &lt;br /&gt;• ALT+SEKME (Açık öğeler arasında geçiş yap) &lt;br /&gt;• ALT+ESC (Öğeler arasında açılma sıralarına göre dön) &lt;br /&gt;• F6 tuşu (Bir penceredeki veya masaüstündeki ekran öğeleri arasında dolaş) &lt;br /&gt;• F4 tuşu (Bilgisayarım veya Windows Gezgini\'ndeki Adres çubuğu listesini görüntüle) &lt;br /&gt;• ÜSTKRKT+F10 (Seçili öğe için kısayol menüsünü görüntüle) &lt;br /&gt;• ALT+ARA ÇUBUĞU (Etkin pencere için Sistem menüsünü görüntüle) &lt;br /&gt;• CTRL+ESC (Başlat menüsünü görüntüle) &lt;br /&gt;• ALT+Bir menü adındaki altı çizili harf (Karşılık gelen menüyü görüntüle) &lt;br /&gt;• Açık bir menüdeki bir komut adındaki altı çizili harf (Karşılık gelen komutu gerçekleştirir) &lt;br /&gt;• F10 tuşu (Etkin programda menü çubuğunu etkinleştirir) &lt;br /&gt;• SAĞ OK (Sağdaki sonraki menüyü aç veya bir alt menü aç) &lt;br /&gt;• SOL OK (Soldaki sonraki menüyü aç veya bir alt menüyü kapat) &lt;br /&gt;• F5 tuşu (Etkin pencereyi günceleştir) &lt;br /&gt;• GERİ AL (Bilgisayarım ya da Windows Gezgini\'nde bir seviye üstteki klasörü görüntüle) &lt;br /&gt;• ESC (Geçerli görevi iptal et) &lt;br /&gt;• CD-ROM sürücüye bir CD-ROM taktığınızda ÜSTKRKT (CD-ROM\'un otomatik olarak oynatılmasını önle) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İletişim Kutusu Klavye Kısayollar &lt;br /&gt;• CTRL+SEKME (Sekmeler arasında gezin) &lt;br /&gt;• CTRL+ÜSTKRKT+SEKME (Sekmeler arasında geriye doğru git) &lt;br /&gt;• SEKME (Seçenekler arasında ileriye doğru git) &lt;br /&gt;• ÜSTKRKT+SEKME (Seçenekler arasında geriye doğru git) &lt;br /&gt;• ALT+Altı Çizili harf (İlgili komutu gerçekleştir veya ilgili seçeneği seç) &lt;br /&gt;• ENTER (Etkin seçeneğin veya düğmenin komutunu gerçekleştir) &lt;br /&gt;• ARA ÇUBUĞU (Etkin seçenek bir onay kutusuysa onay kutusunu seç veya temizle) &lt;br /&gt;• Ok tuşları (Etkin seçenek seçenek düğmeleri grubuysa bir düğme seç) &lt;br /&gt;• F1 tuşu (Yardım görüntüle) &lt;br /&gt;• F4 tuşu (Etkin listedeki öğeleri görüntüle) &lt;br /&gt;• GERİ (Kaydet veya Aç iletişim kutusunda bir klasör seçiliyse bir üst düzeydeki klasörü aç) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Microsoft Doğal Klavye Kısayolları &lt;br /&gt;• Windows Logosu (Başlat menüsünü göster veya gizle) &lt;br /&gt;• Windows Logosu+BREAK (Sistem Özellikleri iletişim kutusunu görüntüle) &lt;br /&gt;• Windows Logosu+D (Masaüstünü göster) &lt;br /&gt;• Windows Logosu+M (Tüm pencereleri küçült) &lt;br /&gt;• Windows Logosu+ÜSTKRKT+M (Küçültülmüş pencereleri geri yükle) &lt;br /&gt;• Windows Logosu+E (Bilgisayarım\'ı aç) &lt;br /&gt;• Windows Logosu+F (Bir dosya veya klasör ara) &lt;br /&gt;• CTRL+Windows Logo+F (Bilgisayar ara) &lt;br /&gt;• Windows Logosu+F1 (Windows Yardımı\'nı görüntüle) &lt;br /&gt;• Windows Logosu+ L (Klavyeyi kilitle) &lt;br /&gt;• Windows Logosu+R (Çalıştır iletişim kutusunu aç) &lt;br /&gt;• Windows Logosu+U (Hizmet Programı Yöneticisi\'ni aç) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erişilebilirlik Klavye Kısayolları &lt;br /&gt;• Sekiz saniye boyunca Sağ ÜSTKRKT (Filtre Tuşlarını aç veya kapat) &lt;br /&gt;• Sol ALT+Sol ÜSTKRKT+PRINT SCREEN (Yüksek Karşıtlık\'ı aç veya kapat) &lt;br /&gt;• Sol ALT+sol ÜSTKRKT+NUM LOCK (Fare Tuşları\'nı aç veya kapat) &lt;br /&gt;• Beş kez ÜSTKRKT (Yapışkan Tuşlar\'ı aç veya kapat) &lt;br /&gt;• Beş saniye boyunca NUM LOCK (Geçiş Tuşları\'nı aç veya kapat) &lt;br /&gt;• Windows Logosu+U (Hizmet Programı Yöneticisi\'ni aç) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Windows Gezgini Klavye Kısayolları &lt;br /&gt;• END (Etkin pencerenin sonunu göster) &lt;br /&gt;• HOME (Etkin pencerenin başını göster) &lt;br /&gt;• NUM LOCK+Yıldız İşareti (*) (Seçili klasörün altındaki tüm alt klasörleri göster) &lt;br /&gt;• NUM LOCK+Artı işareti (+) (Seçili klasörün içeriğini göster) &lt;br /&gt;• NUM LOCK+Eksi işareti (-) (Seçili klasörü daralt) &lt;br /&gt;• SOL OK (Geçerli seçim genişletilmişse daralt veya üst klasörü seç) &lt;br /&gt;• SAĞ OK (Geçerli seçimi daraltılmışsa görüntüle veya ilk alt klasörü seç) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karakter Eşlem İçin Klavye Kısayolları &lt;br /&gt;Karakter kılavuzunda bir karakteri çift tıklatırsanız, kılavuz üzerinde klavye kısayollarını kullanarak hareket edebilirsiniz: • SAĞ OK (Sağa veya sonraki satırın başına git) &lt;br /&gt;• SOL OK (Sola veya önceki satırın başına git) &lt;br /&gt;• YUKARI OK (Bir satır yukarı git) &lt;br /&gt;• AŞAĞI OK (Bir satır aşağı git) &lt;br /&gt;• PAGE UP (Bir defada bir ekran yukarı git) &lt;br /&gt;• PAGE DOWN (Bir defada bir ekran aşağı git) &lt;br /&gt;• HOME (Satırın başına git) &lt;br /&gt;• END (Satırın sonuna git) &lt;br /&gt;• CTRL+HOME (İlk karaktere git) &lt;br /&gt;• CTRL+END (Son karaktere git) &lt;br /&gt;• ARA ÇUBUĞU (Bir karakter seçildiğinde Büyütülmüş ve Normal modlar arasında geçiş yap) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Microsoft Yönetim Konsolu (MMC) Ana Pencere Klavye Kısayolları &lt;br /&gt;• CTRL+O (Kaydedilmiş bir konsolu aç) &lt;br /&gt;• CTRL+N (Yeni bir konsol aç) &lt;br /&gt;• CTRL+S (Açık konsolu kaydet) &lt;br /&gt;• CTRL+M (Bir konsol öğesi ekle veya kaldır) &lt;br /&gt;• CTRL+W (Yeni bir pencere aç) &lt;br /&gt;• F5 tuşu (Tüm konsol pencerelerinin içeriğini güncelleştir) &lt;br /&gt;• ALT+ARA ÇUBUĞU (MMC penceresi menüsünü görüntüle) &lt;br /&gt;• ALT+F4 (Konsolu kapat) &lt;br /&gt;• ALT+A (Eylem menüsünü görüntüle) &lt;br /&gt;• ALT+V (Görünüm menüsünü görüntüle) &lt;br /&gt;• ALT+F (Dosya menüsünü görüntüle) &lt;br /&gt;• ALT+O (Sık Kullanılanlar menüsünü görüntüle) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MMC Konsol Penceresi Klavye Kısayolları &lt;br /&gt;• CTRL+P (Geçerli sayfayı veya etkin bölmeyi yazdır) &lt;br /&gt;• ALT+Eksi işareti (-) (Etkin konsol penceresi için pencere menüsünü görüntüle) &lt;br /&gt;• ÜSTKRKT+F10 (Seçili öğe için Eylem kısayol menüsünü görüntüle) &lt;br /&gt;• F1 tuşu (Seçili öğe için varsa Yardım başlığını aç) &lt;br /&gt;• F5 tuşu (Tüm konsol pencerelerinin içeriğini güncelleştir) &lt;br /&gt;• CTRL+F10 (Etkin konsol penceresini büyüt) &lt;br /&gt;• CTRL+F5 (Etkin konsol penceresini geri yükle) &lt;br /&gt;• ALT+ENTER (Seçili öğe için varsa Özellikler iletişim kutusunu aç) &lt;br /&gt;• F2 tuşu (Seçili öğeyi yeniden adlandır) &lt;br /&gt;• CTRL+F4 (Etkin konsolu kapat. Bir konsolun tek bir konsol penceresi varsa, bu kısayol konsolu kapatır) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzak Masaüstü Bağlantısı Gezintisi &lt;br /&gt;• CTRL+ALT+END (Microsoft Windows NT Güvenlik iletişim kutusunu aç) &lt;br /&gt;• ALT+PAGE UP (Programlar arası soldan sağa geçiş yap) &lt;br /&gt;• ALT+PAGE DOWN (Programlar arası sağdan sola geçiş yap) &lt;br /&gt;• ALT+INSERT (Programlar arasında en sık kullanılma sırasına göre dön) &lt;br /&gt;• ALT+HOME (Başlat menüsünü görüntüle) &lt;br /&gt;• CTRL+ALT+BREAK (İstemci bilgisayarını bir pencere ve tam ekran arasında geçiş yap) &lt;br /&gt;• ALT+DELETE (Windows menüsünü görüntüle) &lt;br /&gt;• CTRL+ALT+Eksi işareti (-) (Etkin pencerenin anlık görüntüsünü Terminal Server panosunda istemciye yerleştir ve aynı işlevselliği yerel bilgisayarda PRINT SCREEN\'e basarak sağlayın.) &lt;br /&gt;• CTRL+ALT+Artı işareti (+) (Etkin istemci penceresinin tamamının anlık görüntüsünü Terminal Server panosuna yerleştir ve aynı işlevselliği yerel bilgisayarda ALT+PRINT SCREEN\'e basarak sağlayın.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Microsoft Internet Explorer Gezintisi &lt;br /&gt;• CTRL+B (Sık Kullanılanları Düzenle iletişim kutusunu aç) &lt;br /&gt;• CTRL+E (Arama çubuğunu aç) &lt;br /&gt;• CTRL+F (Bul yardımcı programını başlat) &lt;br /&gt;• CTRL+H (Geçmiş çubuğunu aç) &lt;br /&gt;• CTRL+I (sık kullanılanlar çubuğunu aç) &lt;br /&gt;• CTRL+L (Aç iletişim kutusunu aç) &lt;br /&gt;• CTRL+N (Aynı Web adresiyle tarayıcının başka bir örneğini aç) &lt;br /&gt;• CTRL+O (Aç iletişim kutusunu aç, CTRL+L ile aynı) &lt;br /&gt;• CTRL+P (Yazdır iletişim kutusunu aç) &lt;br /&gt;• CTRL+R (Geçerli Web sayfasını güncelleştir) &lt;br /&gt;• CTRL+W (Geçerli pencereyi kapat&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-8315996869573653204?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/8315996869573653204/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=8315996869573653204' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/8315996869573653204'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/8315996869573653204'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/05/ctrlc-kopyala-ctrlx-kes-ctrlv-yaptr.html' title=''/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SC9I1r0ZNkI/AAAAAAAAAJo/pu2htIH90Rw/s72-c/images2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-1224298648738159129</id><published>2008-05-10T23:49:00.000-07:00</published><updated>2008-05-10T23:50:25.772-07:00</updated><title type='text'>İBRAHİM SARAÇOĞLUNDAN BİTKİSEL KÜRLER</title><content type='html'>&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-1224298648738159129?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/1224298648738159129/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=1224298648738159129' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/1224298648738159129'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/1224298648738159129'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/05/ibrahim-saraolundan-bitkisel-krler.html' title='İBRAHİM SARAÇOĞLUNDAN BİTKİSEL KÜRLER'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-6979702168352205664</id><published>2008-05-10T04:16:00.001-07:00</published><updated>2008-05-10T04:16:56.130-07:00</updated><title type='text'>SPERM SAYISINI ARTIRICI KÜR</title><content type='html'>Hareketli spermsayısı düşüklüğü yaşayan erkeklerin hareketli sperm sayısını artırıcı etkisi olan keçiboynuzu kürünü önermekteyim. Keçiboynuzu (harnup) aktarlardan temin edilebilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar hareketli sperm sayısının yüksekliği yumurtanın döllenmesinde etkili ise de, spermde bulunan acrosome’un aktivitesinin de yüksek olması gerekli ve şarttır. Sperm sayısı yüksek olmasına rağmen acrosome aktivitesi düşük olan hareketli spermlerin yumurtayı döllenme ihtimali büyük oranda azalmaktadır. Bu durumda olan erkeklerin, beslenme programı ve destekleyici bitkisel kür ile acrosome aktivitesini yükseltmelerini önermekteyim. Bu bitkinin kullanım süresi yaklaşık 3 aydır. Bir kürlük miktar 3 ay kullanılır ve yaklaşık 50 g dır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazardan veya aktarlardan satın alınacak keçiboynuzlarının koyukahve ve siyaha yakın renkte olanların tercih edilmesi gerekir. Açık kahve renkli olanları satın almayınız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-6979702168352205664?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/6979702168352205664/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=6979702168352205664' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6979702168352205664'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6979702168352205664'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/05/sperm-sayisini-artirici-kr.html' title='SPERM SAYISINI ARTIRICI KÜR'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-5102201889962883118</id><published>2008-05-10T04:15:00.001-07:00</published><updated>2008-05-10T04:15:59.767-07:00</updated><title type='text'>SİGARA BIRAKTIRMA KÜRÜ</title><content type='html'>Sigara bıraktırma kürü için "Leontice leontopetalum" bitkisinin doğru türünün saplarını önermekteyim. Bu kür kibrit çöpü uzunluğunda kesilmiş 50 adet bitki saplarıdır. Canınız her sigara istediğinde, bitki çöplerinden bir tanesi ağıza alınarak ucundan 2-3 kırılarak çiğnenir. Çiğnemeye başladıktan sonra sigaraya olan içme isteği yok olur. Çiğnediğiniz 2-3 cm uzunluğundaki çöpü tükürebilir veya yutabilirsiniz. Her sigara içme isteği geldiğinde aynı şekilde çöpten 2-3 cm çiğnenerek küre devam edilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-5102201889962883118?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/5102201889962883118/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=5102201889962883118' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/5102201889962883118'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/5102201889962883118'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/05/sigara-biraktirma-kr.html' title='SİGARA BIRAKTIRMA KÜRÜ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-6630871163845283088</id><published>2008-05-10T04:13:00.000-07:00</published><updated>2008-12-12T17:04:50.105-08:00</updated><title type='text'>SAÇ DÖKÜLMESİ İÇİN KÜR</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SCWDm9vX4KI/AAAAAAAAAJY/dAnKicJ0ImM/s1600-h/91QCAHFSNZ0CAZMYHAOCAMSJR3ECANN9PT2CAER5G2OCAY7M50XCAEY2C64CA1MKV0CCACP8BX6CA7MRQQICA581GRHCAK03VD2CAJECYCQCAHSJAETCAD0K0B0CA9FN8XACAJ42224CAC1KKKMCAQYVFKB.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SCWDm9vX4KI/AAAAAAAAAJY/dAnKicJ0ImM/s200/91QCAHFSNZ0CAZMYHAOCAMSJR3ECANN9PT2CAER5G2OCAY7M50XCAEY2C64CA1MKV0CCACP8BX6CA7MRQQICA581GRHCAK03VD2CAJECYCQCAHSJAETCAD0K0B0CA9FN8XACAJ42224CAC1KKKMCAQYVFKB.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198706050300633250" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir tutam (yaklaşık 5g) lavantayı 750 ml kaynamakta olan suya ilave ediniz. Yaklaşık 5 dakika yüksek sıcaklıkta (kaynama noktasına yakın) demleyiniz. Demleme tamamlandıktan sonra ılımasını bekleyiniz ve ılıkken süzünüz.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Eğer, saçlarınız temiz ise demlediğiniz lavanta suyu ile saçlarınızı yıkayınız ve yarım saat etki ettiriniz. Yarım saat etki ettirdikten sonra sadece suyla durulayınız.&lt;br /&gt;Eğer, saçlarınız kirli ve çok yağlanmış ise, önce sabun (tabii yeşil sabun) veya şampuanla yıkayınız. Sonra demlenmiş lavanta suyu ile yıkayarak, yarım saat etki ettiriniz. Daha sonra sadece su ile durulayınız. Saç dökülmesi durana kadar haftada bir-iki defa uygulanır. Saç dökülmesi durduktan sonra önleyici amaçlı olarak zaman zaman uygulanır. Eğer, saçlarınızda kepek var ise veya saçlarınıza parlaklık ve canlılık kazandırmak istiyorsanız, bunun için çözüm ısırgandır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-6630871163845283088?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/6630871163845283088/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=6630871163845283088' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6630871163845283088'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6630871163845283088'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/05/sa-dklmesi-iin-kr.html' title='SAÇ DÖKÜLMESİ İÇİN KÜR'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SCWDm9vX4KI/AAAAAAAAAJY/dAnKicJ0ImM/s72-c/91QCAHFSNZ0CAZMYHAOCAMSJR3ECANN9PT2CAER5G2OCAY7M50XCAEY2C64CA1MKV0CCACP8BX6CA7MRQQICA581GRHCAK03VD2CAJECYCQCAHSJAETCAD0K0B0CA9FN8XACAJ42224CAC1KKKMCAQYVFKB.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-6881641290916288041</id><published>2008-05-10T04:11:00.000-07:00</published><updated>2008-12-12T17:04:50.518-08:00</updated><title type='text'>MİGREN KÜRÜ</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SCWDNtvX4JI/AAAAAAAAAJQ/EDs86QffmLM/s1600-h/65YCAMKFLH6CAY1L543CA2B0K19CAV6CPQGCAVFUDFICATFIFNLCA2E27TFCA4MZI1MCA8XGCMSCAOWAJHHCAKFTTKYCA8Y9K5ACACA183BCABPL7E2CADGXWLDCAPIZVE9CARHNEIUCAY807HOCASV7QQS.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SCWDNtvX4JI/AAAAAAAAAJQ/EDs86QffmLM/s200/65YCAMKFLH6CAY1L543CA2B0K19CAV6CPQGCAVFUDFICATFIFNLCA2E27TFCA4MZI1MCA8XGCMSCAOWAJHHCAKFTTKYCA8Y9K5ACACA183BCABPL7E2CADGXWLDCAPIZVE9CARHNEIUCAY807HOCASV7QQS.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198705616508936338" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SCWDJNvX4II/AAAAAAAAAJI/vycNf_Idg-8/s1600-h/BQKCAJ2UUK9CAZCIAZFCAJW2GVVCA81JK4UCA1PRM7WCAROU02SCA2FMYNLCABD53WUCAU9RMQWCARNP0XFCAK0923NCAD70PESCAGZR5FRCA1L2ZB6CA2W31MSCA7R4WUMCAT3NHK2CALQIUY0CAU33P2B.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SCWDJNvX4II/AAAAAAAAAJI/vycNf_Idg-8/s200/BQKCAJ2UUK9CAZCIAZFCAJW2GVVCA81JK4UCA1PRM7WCAROU02SCA2FMYNLCABD53WUCAU9RMQWCARNP0XFCAK0923NCAD70PESCAGZR5FRCA1L2ZB6CA2W31MSCA7R4WUMCAT3NHK2CALQIUY0CAU33P2B.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198705539199524994" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Migren ağrısına karşı perfore edilmiş Arslanpençesi (Leontice leontopetalum) bitkisini önermekteyim. Özellikle bayanların adet(regli) öncesi tetiklenen migren'e karşı da oldukça etkilidir. Bir kürlük miktar 1.5 ay kullanılır ve yaklaşık 75 g dır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-6881641290916288041?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/6881641290916288041/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=6881641290916288041' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6881641290916288041'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6881641290916288041'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/05/migren-kr.html' title='MİGREN KÜRÜ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SCWDNtvX4JI/AAAAAAAAAJQ/EDs86QffmLM/s72-c/65YCAMKFLH6CAY1L543CA2B0K19CAV6CPQGCAVFUDFICATFIFNLCA2E27TFCA4MZI1MCA8XGCMSCAOWAJHHCAKFTTKYCA8Y9K5ACACA183BCABPL7E2CADGXWLDCAPIZVE9CARHNEIUCAY807HOCASV7QQS.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-2316629038606680599</id><published>2008-05-10T04:06:00.000-07:00</published><updated>2008-05-10T04:09:05.710-07:00</updated><title type='text'>HEMOROİD KÜRÜ</title><content type='html'>Hemoroid'e karşı önermiş olduğum bitkisel kür Anadolu'da " Cıngıldak" olarak adlandırılmaktadır. Bazı yörelerde "civelek" olarak da belirtilmektedir. Özellikle Ege bölgesinde ve Torosların eteklerinde yetişen bu bitkinin yatay geçiş yapmış olan türleri vardır. Doğru türü, hemoroid şikayetlerine karşı mükemmel etkilidir. Bu bitkinin kullanım süresi yaklaşık 1.5 aydır. Bir kürlük miktar 1.5 ay kullanılır ve yaklaşık 75 g dır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-2316629038606680599?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/2316629038606680599/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=2316629038606680599' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/2316629038606680599'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/2316629038606680599'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/05/hemoroid-kr.html' title='HEMOROİD KÜRÜ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-3046953361233814421</id><published>2008-05-10T04:04:00.002-07:00</published><updated>2008-05-10T04:05:08.970-07:00</updated><title type='text'>İÇKİYİ BIRAKMAK İÇİN</title><content type='html'>içkiyi bırakmak için:&lt;br /&gt;12 tane taze asma yaprağı&lt;br /&gt;2 bardak su&lt;br /&gt;bu suyun içinde asma yapraklarını 6 dakika kadar kaynatın ve haftada 3 defa için. her defasında taze kaynatılıp içilecek .( önceki günden kalan yaprak suyunu içmeyin). bu suyu içen alerde alkole karşı bir tiksinti ve isteksizlik meydana gelecek ve alkolu bırakmaları daha kolay olacaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-3046953361233814421?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/3046953361233814421/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=3046953361233814421' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/3046953361233814421'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/3046953361233814421'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/05/ikiyi-birakmak-iin.html' title='İÇKİYİ BIRAKMAK İÇİN'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-8580032961942552962</id><published>2008-05-10T04:04:00.001-07:00</published><updated>2008-05-10T04:04:42.528-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>DR.İBRAHİM SARAÇOĞLU;DEPRESYON VE MİGREN İÇİN BİBERİYE VE BEYAZ ÜZÜM BİREBİR DİR DİYOR&lt;br /&gt;yaptığı açıklamada;En güçlü antioksidanlardan bir tanesi taze beyaz üzümdür.Biberiyede çok güçlü bir antioksidandır.Migrene karşı,çocuklarınıza bunun gargarasını yaptırırsanız bademcik ve boğaz enfeksiyonlarına karşı mükemmel bir önleyicidir.Akşam yatarken yapılan gargara(çocuklar için özellikle) birde sabahları okula gönderirken göreceksiniz ki nasıl çocuklarınız faranjite ve bademcik enfeksiyonlarına direnç kazanmış olacaklar.&lt;br /&gt;sedef hastaları bir çoğu aşırı kaşıntıdan şikayet eder,buna siyah kuru üzüm(iri çekirdekli) eğer şeker hastası değilseniz siyah üzümün çekirdeğini havanda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ezeceksinizve de bunu yiyeceksiniz bütün kaşıntınızı alacaktır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-8580032961942552962?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/8580032961942552962/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=8580032961942552962' title='21 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/8580032961942552962'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/8580032961942552962'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/05/dr.html' title=''/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>21</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-5468840327893430897</id><published>2008-05-10T04:02:00.000-07:00</published><updated>2008-05-10T04:04:06.858-07:00</updated><title type='text'>MS KÜRÜ:</title><content type='html'>MS FORMÜLÜMS hastaları ve MS’e karşı önleyici olan bitki Anadolu buğdayıdır. Yarım litre suya bir avuç buğday atılır ve 6-7 dakika haşlanır. Daha sonra ılımaya bırakıp yarısını sabah kahvaltısından sonra diğer yarısını da öğlen aç karnına içeceksiniz&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-5468840327893430897?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/5468840327893430897/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=5468840327893430897' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/5468840327893430897'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/5468840327893430897'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/05/ms-kr.html' title='MS KÜRÜ:'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-2069375775744523033</id><published>2008-05-10T04:01:00.000-07:00</published><updated>2008-05-10T04:02:40.627-07:00</updated><title type='text'>GENLEŞTİRİCİ KÜR</title><content type='html'>Bu mucizevi karışım sizi genç ve zinde tutuyor.Karışımı tüketmeye başladıktan 2 gün sonra etkisini görmeye başlıyorsunuz. Vücuttaki toksinlerin atılmasını sağlayan karışım, karaciğer yağlanmasına karşı da mükemmel bir koruma sağlıyor.&lt;br /&gt;GENÇLEŞTİRİCİ FORMÜL (MALZEMELER)-15-16 sap maydanoz-2 yemek kaşığı taze limon suyu-Yarım bardak su&lt;br /&gt;GENÇLEŞTİRİCİ FORMÜL (HAZIRLANIŞI):Maydanoz, limon ve suyu GENÇLEŞTİRİCİ,DEMLEME ÇAYI HAKKINDA karıştırıp blenderdan geçirin. Hazırladığınız bu karışımı sabah aç karnına kahvaltıdan 15-20 dakika önce için. 15 gün boyunca her sabah düzenli olarak tüketin. İkinci günden itibaren kendinizi daha dinç ve zinde hissedeceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DR.İBRAHİM SARAÇOĞLUNDAN SÜPER SPERM ARTIRICI FORMÜL&lt;br /&gt;Bu formül sperm sayısında düşme olan erkekler için…Hazırlanışı: 7-8 tane keçiboynuzunu kırıp yarım litre sıcak suya atarak 7-8 dakika kaynatın. Elde edilen suyu 3 ay boyunca düzenli olarak tüketiN.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-2069375775744523033?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/2069375775744523033/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=2069375775744523033' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/2069375775744523033'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/2069375775744523033'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/05/genletirici-kr.html' title='GENLEŞTİRİCİ KÜR'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-6336381725586942616</id><published>2008-05-10T04:00:00.000-07:00</published><updated>2008-05-10T04:01:07.882-07:00</updated><title type='text'>EGZEMA KÜRÜ</title><content type='html'>Domateste bulunan &lt;br /&gt;5-HYDROXYTRYPTAMINE &lt;br /&gt;ACETONE &lt;br /&gt;ALPHA-OXOGLUTARIC-ACID &lt;br /&gt;ALPHA-PINENE &lt;br /&gt;AUROXANTHIN &lt;br /&gt;BENZYL-ALCOHOL &lt;br /&gt;BUTANOL-2-ON-3 &lt;br /&gt;CINNAMALDEHYDE &lt;br /&gt;CITRAL &lt;br /&gt;DAMASCENONE &lt;br /&gt;FARNESAL &lt;br /&gt;LYCOPHYLL &lt;br /&gt;METHYL-SALICYLATE &lt;br /&gt;NESTIGOGENIN &lt;br /&gt;PHENYL-2-ETHANOL &lt;br /&gt;PIPECOLIC-ACID &lt;br /&gt;TRANS-ACONITIC-ACID &lt;br /&gt;etkin maddeleri egzamayı azdıran etkin maddelerdir. Özellikle farnesal, lycophyll ve pipecolik asit etkin maddelerinin aynı anda domateste bulunması, egzamayı tetiklemektedir. Eğer, egzama ve liken şikayetiniz var ise, domates tüketiminden uzak durunuz. Egzema hastaları, domatesi tükettikten birkaç saat sonra egzama şikayetlerinin artış gösterdiğini hayretle gözleyebilirler. Yukarıda belirtmiş olduğum etkin maddeler tek başlarına fonksiyonel değildirler. Yukarıda belirtmiş olduğum etkin maddelerin tamamını bir bütün olarak değerlendirmek gerekir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-6336381725586942616?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/6336381725586942616/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=6336381725586942616' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6336381725586942616'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6336381725586942616'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/05/egzema-kr.html' title='EGZEMA KÜRÜ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-7907078291001257481</id><published>2008-05-10T03:59:00.001-07:00</published><updated>2008-05-10T03:59:44.230-07:00</updated><title type='text'>BRONŞİT KÜRÜ</title><content type='html'>Bronşit, üst solunum yollarından bronşçuklara kadar uzanan hava yollarını kaplayan zarın iltihaplanmasıyla ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Had (Akut) ve müzmin (kronik) olmak üzere iki türü vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akut bronşit, genelde grip, kızamık, boğmaca gibi hastalıklar sırasında görülür. Hastada kuru ve ağrılı öksürük, balgam, hafif ateş ve halsizlik meydana gelir. Akut bronşit, iyi tedavi edilmemesi ve aylarca, hatta yıllarca sürmesi halinde kronikleşir. Hastalık solunum yollarına ve bronşlara iyice yerleşir. Kronik bronşit dediğimiz bu aşamada genellikle ateş görülmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle geceleri ve havanın kirli olduğu ortamlarda nefes darlığı gibi belirtiler ortaya çıkar. Bronşit, hangi aşamada olursa olsun mutlaka doktor tedavisi gerektiren bir rahatsızlıktır. Ayrıca tedaviye yardımcı olmak amacıyla “alternatif tedavi” yollarından da yararlanılabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mükemmel bir bronşit ilacı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bronşit tedavisi için en önemli maddelerden biri de yulaf samanıdır. “Bitkilerdeki Sağlık Mucizesi” adlı Kitabında, Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu,”Bronşit ve bronşite bağlı nefes darlığı şikayetlerinde Yulaf samanının gücü insana bir lütuftur” diye yazıyor. Yulaf samanında bulunan “scopoletin” maddesi; antibakteriyel (bakterileri yok edici), antiseptik (mikrop kırıcı), antiasthmatik (astım krizlerini önleyici), antibronchocons- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;trictor (bronçları rahatlatıcı, bronş gevşetici) ve canser preventive (kanser önleyi- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ci) özellikleri olan bir maddedir. Bu sebeple yulaf samanı kürü, bronşit ve buna bağlı nefes darlığı için son derece yararlıdır ve uygulanması da son derece kolaydır. Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu’nun kitabında “yulaf samanı kürü”nün hazırlanması ve uygulanması şöyle tarif ediliyor: “Bir tutam Yulaf samanını, kaynamakta olan bir litre suya atınız. Agzı kapalı olarak hafif ateşte beş dakika daha kaynatınız. Soğuduktan sonra süzünüz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç hafta boyunca haftada iki çay bardağı içilir. Üç haftadan sonra şikayetin seyrine göre devam edilir. Her içimde, yulaf samanı suyunu taze hazırlamak şarttır.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Saraçoğlu, bu konuda bir uyarıda da bulunuyor. “Kesinlikle on saatten fazla beklemiş saman suyunu haricen ve dahilen kullanmayınız.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-7907078291001257481?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/7907078291001257481/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=7907078291001257481' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/7907078291001257481'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/7907078291001257481'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/05/bronit-kr.html' title='BRONŞİT KÜRÜ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-7326918452126990331</id><published>2008-05-09T13:01:00.000-07:00</published><updated>2008-12-12T17:04:50.729-08:00</updated><title type='text'>BROKOLİ KÜRÜ</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SCSuBtvX4HI/AAAAAAAAAJA/qPtHkaMhqVA/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SCSuBtvX4HI/AAAAAAAAAJA/qPtHkaMhqVA/s200/images.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198471214373789810" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Latince: Brassica olerace convra. botrytis var. italica&lt;br /&gt;İngilizce: Broccoli&lt;br /&gt;Almanca: Brokoli&lt;br /&gt;Özellikleri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;prostatit &lt;br /&gt;iyi huylu prostat büyümesi &lt;br /&gt;gırtlak, yemek borusu ve prostat kanserini önleyici &lt;br /&gt;hormon dengeleyici &lt;br /&gt;mide ülserine karşı &lt;br /&gt;antioksidan &lt;br /&gt;idrar yolları enfeksiyonu &lt;br /&gt;meme kanserini önleyici &lt;br /&gt;menepoz döneminde &lt;br /&gt;kemik erimesine karşı &lt;br /&gt;göğüsteki fibrokistlere karşı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-7326918452126990331?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/7326918452126990331/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=7326918452126990331' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/7326918452126990331'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/7326918452126990331'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/05/brokoli-kr.html' title='BROKOLİ KÜRÜ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SCSuBtvX4HI/AAAAAAAAAJA/qPtHkaMhqVA/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-877824911700906016</id><published>2008-05-09T12:55:00.001-07:00</published><updated>2008-05-09T12:55:39.715-07:00</updated><title type='text'>BOY UZATMA KÜRÜ</title><content type='html'>Boy uzatma kürü yaşları 12 ile 22 arasında olan gençler için geçerlidir. Boy uzatmanın yaşa göre uzatılabilme ortalaması aşağıdaki tabloda belirtilmiştir. Boy uzatmanın üst sınır yaşı 22 dir. Boy uzatma kürü 6 ay ile 2 yıl devam etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tablo: Boy uzatma kürü ile ortalama yaş dağılımı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaş aralığı Ortalama uzama [cm] 21 yaşa kadar &lt;br /&gt;12 -  14 9 - 7 &lt;br /&gt;14 – 15 &lt;br /&gt; 7 – 6 &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;16 – 17&lt;br /&gt; 6 – 5 &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;18 – 19 &lt;br /&gt; 5 – 4 &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;20 – 21 &lt;br /&gt; 4 – 3 &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;21 – 22&lt;br /&gt; 2 – 1 &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boy uzatma kürünün uygulanmasında iki kural vardır. Birinci kural, haftada 2-3 kez çarşıdan sizin alacağınız bir gıdanın (besin maddesinin) 15-20 gr lık porsiyonlar halinde tüketilmesi gerekmektedir. İkinci kural ise, hiçbir yan tesiri olmayan bitkisel bir çayın 6 ay boyunca haftada 1 kez demlenip içilmesi gerekmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Önerilen besin maddesi ve bitkisel çay hormon içermemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Daha geniş bilgi almak için dilerseniz bizi arayabilirsiniz. Kürü kullanıcak olan kişinin yaşını ve cinsiyetini belirtiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-877824911700906016?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/877824911700906016/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=877824911700906016' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/877824911700906016'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/877824911700906016'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/05/boy-uzatma-kr.html' title='BOY UZATMA KÜRÜ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-2172475315647881514</id><published>2008-05-09T12:51:00.000-07:00</published><updated>2008-05-09T12:54:34.324-07:00</updated><title type='text'>AFT İÇİN KÜR</title><content type='html'>AFT için önerilen  bitki Sivas, Yozgat ve Çorum yöresinde yetişen ve çiçek açmadan toplanan daha sonra da perfore edilen "çember" bitkisidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-2172475315647881514?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/2172475315647881514/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=2172475315647881514' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/2172475315647881514'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/2172475315647881514'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/05/aft-iin-kr.html' title='AFT İÇİN KÜR'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-4896307585698241007</id><published>2008-05-09T12:49:00.000-07:00</published><updated>2008-05-09T12:51:29.789-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sağlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='adet düzensizliği kürü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibrahim saraçoğlu'/><title type='text'>AĞRILI ADET İÇİN KÜR</title><content type='html'>Bayanların sancılı geçen adet dönemlerine karşı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Regl döneminin başlamasına üç gün kala uygulamaya başlanır ve bitimine kadar devam edilir. Bir tutam civanperçemi (yaklaşık beş gram) yarım litre kaynamakta olan suyun içine atılır. Ağzı kapalı olarak hafif (kısık) ateşte 3 dakika demlenir. Soğuduktan sonra süzülür. Regl döneminin başlamasına üç gün kala hergün sabah ve akşam bir su bardağı içilir. Hergün taze olarak hazırlanır. Reglinin bitimine kadar devam edilir. Bu kür her regl döneminde beş-altı ay uygulanır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-4896307585698241007?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/4896307585698241007/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=4896307585698241007' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/4896307585698241007'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/4896307585698241007'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/05/arili-adet-iin-kr.html' title='AĞRILI ADET İÇİN KÜR'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-7615256111956759926</id><published>2008-05-09T12:47:00.000-07:00</published><updated>2008-05-09T12:48:53.462-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sağlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='adet düzensizliği kürü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibrahim saraçoğlu'/><title type='text'>ADET DÜZENSİZLİĞİ KÜRÜ</title><content type='html'>Adet düzensizliğine karşı önermiş olduğum destekleyici bitkisel kür Arslanpençesi (Alchemilla vulgaris) ile Achillie millefolium bitki türlerinin karışım kürüdür. Bu bitkinin kullanım süresi yaklaşık 1.5 aydır. Bir kürlük miktar 1.5 ay kullanılır ve yaklaşık 75 g dır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-7615256111956759926?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/7615256111956759926/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=7615256111956759926' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/7615256111956759926'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/7615256111956759926'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/05/adet-dzensizlii-kr.html' title='ADET DÜZENSİZLİĞİ KÜRÜ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-2569052333455023026</id><published>2008-05-03T10:36:00.000-07:00</published><updated>2008-12-12T17:04:51.000-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ölüm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aşk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sonbahar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='beklemek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yüreğim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TATİL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sevgi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sen'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sevgili'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sana'/><title type='text'>SANA</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SByjfBhqguI/AAAAAAAAAI4/ObBwS18EOpw/s1600-h/aa.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SByjfBhqguI/AAAAAAAAAI4/ObBwS18EOpw/s200/aa.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5196207823459615458" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Varlığın acı veriyor olsaydı bana;Seni ölüme sevmez,&lt;br /&gt;Gelmeyeceğini bile seni beklemezdim hala.&lt;br /&gt;Ben sensizlikte bile "seni yaşıyorum" sevgili... ”&lt;br /&gt;Mevsim, sonbahara akarken ben de sana geliyorum. Elimde yokluğun yüreğimde suskunluğunla sana geliyorum sevgili. Ilık bir Eylül gecesi kentin yorgun kaldırımlarında tanıdık kelimeler arıyorum sevdana dair. Sana dair tek bir kelime yeterdi bana. Tek bir nefes bile gülümsemem için yeterdi bana.. Sensizlikte kanarken sol yanım, ben hep seni düşledim zembereği kırılmış zamanın avuçlarında. Seni aradım güneşin sıcak alnında, senin ellerini aradım yağmurun ıslak dualarında.&lt;br /&gt;Sana gelirken toprak yağmur kokuyordu sokaklar ise yalnızlık... Sana çıkan tüm yollar arsız dikenlerle süslenmişti sanki. Ayaklarım kan revan..Bir yanım uçurum bir yanım sensizlik ama her şeye inat sana geliyorum. Hava puslu, etraf ise sensizlik .. Dikenlere aldırmadan yalınayak yürüdüm gecenin dar sokaklarında. Yüreğimle ezdim tüm engelleri, ayaklarımla öptüm yollarındaki ikiyüzlü dikenleri. Her şeye inat sana geliyorum bir elimde mevsimlerin koynundan çaldığım ılık bahar bir elimde bulutların saçlarından arakladığım rüzgar ile .. Bir ömür uzaktan sana geliyorum bir elimde bir avuç gülüş karakışlarda güneş bil diye bir elimde bir yudum umut zifiri karanlıklarda aydınlığa sımsıkı tutun diye. Sana geliyorum sevgili....&lt;br /&gt;Unutmadan sevgili; gittin diye meteliksiz bir intiharın ayakuçlarına boynunu büken bir kukla olmadım hiçbir zaman. Gittiğin gün kansız ve acımasız bir ihtilalin demir kelepçeli zamanlarından kaçıp sen diye ipsiz uçurumlara sığındım. Yokluğunda kimi zaman bir çocuk gibi koynunda ağladım kimi zaman kirpiklerinden ıslak yağmurlara kaçtım. Sensizlikte her gece arsız fırtınalarına göğüs gerdim ve esrarkeş yangınları sen diye koynuma alıp yüreğimde közledim yalnızlığının ıslak çığlıklarını. Evet gittiğin gün sen kokan kelimelerim çıplak kaldı dudaklarımda. Yüreğim gözyaşına asılı kaldı gözkapaklarımda. Ama hiçbir zaman boynumu bükmedim yokluğuna. Pes etmedim sensizlikte kıyılarıma vuran hasret dalgalarına. Direndim, savaştım yalnızlığınla. Kan revan içinde kalsam da, bilmediğim fırtınalarda sensiz savaşsam da ben hiçbir zaman “ yalnızlığına “ yenilmedim sevgili....&lt;br /&gt;Gittiğin günden beri tek bir kelime konuşmadık seninle. Giderken seninle gitti taze baharlarım. Yetim kaldım mevsimlerin koynunda. Gözlerindeki sıcaklığı aradım güneşin sınırsız coğrafyasında. Seni sordum memleketimden göçen turnalara. Ama bulamadım seni. Yüreğimin derinliklerinde. kaybetmiştim seni. Aldığım nefeste, hayata bıraktığım her gülüşte seni aradım. Bulamadım işte. Ucube binaların nemli duvarlarına dayanıp sana ağladım. Dudaklarımı kapatıp kelimelerimle yalnızlığına ağladım. Ama hiçbir zaman ne kadere ne de sana isyan ettim. Gittin diye hiçbir zaman suçlamadım seni. Varlığına küfürler edip arkandan beddualar savurmadım hiçbir zaman. Gitmiştin beni “ sensiz “ bırakarak. Gitmiştin aramızda yaşananları bir kibritle zamansız yakarak. Ama gittin diye hiçbir zaman unutmadım seni. Yokluğuna inat yaşattım seni. Gittin diye bir ikindi vakti kefensiz satırlara gömmedim seni. Varlığın bana hiçbir zaman acı vermedi ki ben seni gidişinle suskunluğuna gömeyim sevgili…Seni “ sen “ diye sevdim ben. Varlığına inat yokluğunda bile sevdim seni. Sana duyduğum sevgim bir günlük olsaydı eğer; seni “ sensizlikte “ bile yaşatmazdım sevgili. Seni hiçbir zaman “ acılarımın metresi ” diye sevmedim ki ben. Ben yüreğindeki sıcaklığı, tenindeki saklı baharları ve gözlerindeki ıslak gözyaşları sevdim. Seni hep " aldığım nefes " bildim. Yüreğime dokunduğun için, yarım bir adamı sevginle tamamladığın için sevdim seni...&lt;br /&gt;Satırlarıma sonvermeden bilmen gereken bazı şeyler var sevdiğim. İyi dinle beni sevgili. Cümlelere değil kelimelere örülmüş anlamları iyi algıla sevgili.. Yokluğunda seni aradım yorgun gecenin gri sabahlarında. Yalnızlığında kanattım fakir kelimelerimi. Dilimde birikmiş ve bir kaç cümleyi geçmeyen itirafım var sana canım. İyi dinle beni şimdi. Sensizlikte “ seni aldattım sevgili “. Yanlış duymadın sevgili. Açık açık utanmadan sıkılmadan seni aldattığımı söylüyorum sevgili. Sensizliğin soğuk gecelerinde seni aldattım. Hem de defalarca… Başucumda bu imkansız sevdanın sevapları dururken ben seni “ günahlarınla “ aldattım sevgili. Yokluğunda kanarken tövbesi yarım kalmış günahlarınla seviştim yalnızlığının buz tutmuş yatağında. Her gece bedenimi ateşlere serip günahlarınla seviştim kan ter içinde. Közlenmiş bedenimle, terkedilmiş yüreğimle tövbesi oldum en masum günahlarının. Seni sensizlikte “ senin günahlarınla “ aldattım sevgili…Sen benden uzaklarda iken bensiz zamanlarda işleyeceğin her günaha bedenimle kefil oldum. Körpe ve filizlenmemiş acılarını satın aldım ömür defterinden. Evet, tüm günahlarını ve bensiz yaşayacağın tüm acılarını satın aldım karşılığını “ yüreğimle “ ödeyerek.&lt;br /&gt;Sen bu satırları benden uzaklarda okurken ben bir kelebek edasıyla baharın ince dallarından binlerce çiçeği yüreğimin eteklerine topluyor olacağım. Bir gün Cennetin taze baharlarında buluştuğumuzda giyineceğin “ beyaz duvağı “ süslemek için en parlak yıldızları çalacağım gecenin kirpiklerinden. Sen benden “ bir ömür “ uzaklıkta yaşarken sensizlikte bile sen varmışçasına sevdana nefes alıyor olacağım. Her gece günahlarınla sevişip güneşle beraber perdelerine gelip yüzüne ilk gülümseyen ben olacağım sevgili... Sen beni unutsan da ben seni yüreğimde yaşatacağım. Uzaklarda bir yerde yaşıyor ve nefes alıyor olmanı en büyük mutluluğum bilip acılarına delicesine yanacağım. Közlenmiş yüreğimle bir sonbahar gecesi ıslak saçlarına yağacağım avuçlarımda güller ile. Gözbebeklerinden yuvarlanıp ayakuçlarına serileceğim. Gülüşlerini nefesim bilip “ sensizlikte “ bile sana yaşıyor olacağım sevgili. Adını yüreğime vurulmuş bir mühür bilip dudaklarında anılan dua olarak hep seninle nefes alacağım sevgili..&lt;br /&gt;“ Sen bana “ bir ömür “ uzakken ben sana bir nefes kadar yakınım sevgili.&lt;br /&gt;Gelmeyeceğini bile bile ben hala seviyorum seni. “&lt;br /&gt;Gün gelecek,Adımı unutmak zorunda kalacaksınPuslu gecenin yorgun sabahında.Bir kibrit çakıp yaşananlara,Tek tek yakacasın benli hatıralarıÖmür defterinin en masum günahında.&lt;br /&gt;Duvarlarında asılı takvimlerden düşenBir gün gibi,Ağladığında yüreğine gömülenBir hüzün gibiYavaş yavaş eriyeceğim dudaklarında.Ama ben sana inat,Yokluğuna inat,Bedenimle közleneceğim günahlarında.&lt;br /&gt;Seni benden alan kadere,Tek bir kelime etmedenSeni içimde yaşatacağım.Çünkü ben senin;&lt;br /&gt;“ Bedelini yüreğimle ödediğimEn masum günahındım….”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-2569052333455023026?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/2569052333455023026/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=2569052333455023026' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/2569052333455023026'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/2569052333455023026'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/05/sana.html' title='SANA'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SByjfBhqguI/AAAAAAAAAI4/ObBwS18EOpw/s72-c/aa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-1739666246325643708</id><published>2008-05-01T02:01:00.001-07:00</published><updated>2008-05-01T02:02:19.937-07:00</updated><title type='text'>İCATLAR</title><content type='html'>RADYO:1902’ de İtalyan mucit Guglielmo Marconi, kablo ya da tel olmadan bir yerden diğerlerine mesaj göndermenin yolunu keşfetti. Böylece radyo doğdu. Marconi, radarın mucidi Hertz’ in yapmış olduğu deneyleri kullanarak bulunduğu yerden 9 metre uzaktaki bir kapı zilini çalmayı başarabiliyordu ve bunun için her hangi bir kabloya ihtiyaç duymuyordu. Kullandığı yönteme “elektromanyetik” adını vermişti&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-1739666246325643708?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/1739666246325643708/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=1739666246325643708' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/1739666246325643708'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/1739666246325643708'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/05/radyo.html' title='İCATLAR'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-8847071977717263038</id><published>2008-05-01T02:00:00.001-07:00</published><updated>2008-05-01T02:00:57.145-07:00</updated><title type='text'>MORS ALFABESİ</title><content type='html'>1843’ te Samuel Morse, telgraf mesajlarında nokta ve çizgilerden oluşan ünlü Mors Alfabesi’ ni geliştirdi. Morse, Baltimore’ den Washington’ a uzanan 60 km’ lik bir telgraf hattı kurarak, hattı başkanlık seçimleriyle ilgili haberleri iletmek için kullandı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-8847071977717263038?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/8847071977717263038/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=8847071977717263038' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/8847071977717263038'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/8847071977717263038'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/05/mors-alfabesi.html' title='MORS ALFABESİ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-6891780740194472088</id><published>2008-05-01T01:58:00.000-07:00</published><updated>2008-05-01T01:59:51.549-07:00</updated><title type='text'>TELGRAF</title><content type='html'>William Cooke ve Charles Wheatstone adlı iki İngiliz1837 yılında , teller üzerinden elektrik akımı göndererek mesaj iletmeyi başardılar. Böylece ilk elektrikli telgraf makinesı ortaya çıktı. Elektrik akımı, alıcı cihazın kadranındaki bir dizi iğneyi hareket ettirerek ulaştırılacak mesajın ekranda belirmesine yardımcı oluyordu&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-6891780740194472088?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/6891780740194472088/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=6891780740194472088' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6891780740194472088'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6891780740194472088'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/05/telgraf.html' title='TELGRAF'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-2545823452943801488</id><published>2008-04-26T14:19:00.000-07:00</published><updated>2008-12-12T17:04:51.268-08:00</updated><title type='text'>Mavi Mavi Sevdim Seni</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SBOdLRhqgsI/AAAAAAAAAIo/VSWkY89sc1w/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SBOdLRhqgsI/AAAAAAAAAIo/VSWkY89sc1w/s200/images.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5193667612297036482" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir tek şeyi unutma! &lt;br /&gt;Seni sevdim ben. &lt;br /&gt;Kalbim şimdi bir sokak çocuğu &lt;br /&gt;Kelebekleri göç etti gönlümün &lt;br /&gt;Issızlaştı hayat sanki &lt;br /&gt;Sanki, sabahı eksik şiirlerimin. &lt;br /&gt;Sanki, gecesi hep kanayan bir yara &lt;br /&gt;Ve sanki, artık hep kanayacak... &lt;br /&gt;Ağlanacak bir aşkın kıyısına vurduysa gözlerim &lt;br /&gt;Çare yok, ağlayacak. &lt;br /&gt;Bir tek şeyi unutma! &lt;br /&gt;Seni sevdim ben. &lt;br /&gt;Kapıları kendime ben açamadım &lt;br /&gt;Ya da yanlış saatlerde bekledim gelmeni &lt;br /&gt;Düşünüyorum da sen gideli ne çok yalnızım.. &lt;br /&gt;Sarmaşık aşkın sarısında kaldım, sarılamadım. &lt;br /&gt;Savunamadım seni kimselere &lt;br /&gt;Anlatamadım seni kimselere &lt;br /&gt;Kimsesiz kaldım,En çok da sensiz... &lt;br /&gt;Bir tek şeyi unutma! &lt;br /&gt;Seni sevdim ben.. &lt;br /&gt;Sana uyumak,Sana uyanmaktı hayat. &lt;br /&gt;Sıratını geçtim yaşarken korkmadan &lt;br /&gt;Korkumu geçtim cesaretle, ihanetle &lt;br /&gt;Berduş bir yalan masumiyeti öptüm bile bile &lt;br /&gt;Tek sen gitme diye &lt;br /&gt;Sonbahar oldum yaprak yaprak &lt;br /&gt;Ağaç oldum köklerimi unutarak &lt;br /&gt;Tesellisiz bir geceye fırlatıldım &lt;br /&gt;Kalbimi dar kafese kapatarak &lt;br /&gt;İçimdeki bir kanarya &lt;br /&gt;Hiç susmadan ağlayacak &lt;br /&gt;Bir tek şeyi unutma! &lt;br /&gt;Seni sevdim ben. &lt;br /&gt;Yakamozlarında yıkadım sevdamı çırılçıplak &lt;br /&gt;Seni sevdiğimi bağırdım mehtabına &lt;br /&gt;Beyazında akladım bulutunun &lt;br /&gt;Mavi mavi sevdim seni içim kan ağlayarak &lt;br /&gt;Bir tek şeyi unutma! &lt;br /&gt;Seni sevdim ben. &lt;br /&gt;Anlattıkça kış vuruyor satırlarıma &lt;br /&gt;Anlattıkça üşüyor, anlattıkça ısınıyor yüreğim. &lt;br /&gt;Bugün sardunyalarım da açmadı &lt;br /&gt;Belki de küskün renklere &lt;br /&gt;Ellerimde günah gibi yaşayamadıklarım &lt;br /&gt;Sensiz soluyorum anlayacağın &lt;br /&gt;Mavi mavi ölüyorum &lt;br /&gt;Duyuyor musun, orada mısın, &lt;br /&gt;Var mısın, yok musun? &lt;br /&gt;Bir tek şeyi unutma! &lt;br /&gt;Seni sevdim ben. &lt;br /&gt;Yanarak, yıkılarak &lt;br /&gt;Aklıma her geldiğinde ağlayarak....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Naşide Göktürk&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-2545823452943801488?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/2545823452943801488/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=2545823452943801488' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/2545823452943801488'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/2545823452943801488'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/04/mavi-mavi-sevdim-seni.html' title='Mavi Mavi Sevdim Seni'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SBOdLRhqgsI/AAAAAAAAAIo/VSWkY89sc1w/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-943017961822132967</id><published>2008-04-26T06:55:00.000-07:00</published><updated>2008-12-12T17:04:51.497-08:00</updated><title type='text'>ÜZÜM ÇEKİRDEĞİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SBM06RhqgrI/AAAAAAAAAIg/I4NIxn3J_ww/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SBM06RhqgrI/AAAAAAAAAIg/I4NIxn3J_ww/s200/images.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5193552971029971634" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Üzüm Çekirdeği (Vitis vinifera); bioflavonoidlerin proanthocyanidin adlı benzersiz bir tipini içerir. Bu çok özel  bioflavonoid keşfedilen en kuvvetli doğal antioksidan' lardan biridir. Antioksidanlar en etkin anti-aging (yaşlanmayı geciktirme) gereçlerinden biridir Antioksidanların yardımı ile hastalıkların oluşumu önlenebilir, hormonal denge korunabilir, yaşlanma süreci geciktirilebilir. Bu da üzüm çekirdeğinin önemini ortaya koymaktadır. Üzüm çekirdeği antioksidan olmasının yanı sıra bağ dokusunu güçlendirir. Cildi daha sıkı ve elastiki yapar. Yaşlılık lekelerinin tedavisinde yararlıdır. Daha az kırışıklığa neden olan kan damarlarının genişlemesi ve kasları rahatlatma konusunda etkilidir. Üzüm çekirdeği yüzde 90 PCO (Proanthocyandin) içermektedir. PCO ekstresi son derece geniş farmakolojik aktivite göstermektedir. Alerjilerin ve saman nezlesinin bitkisel tedavisinde geleneksel olarak kullanılmaktadır. Enzim dejenerasyonuna karşı immun hücrelerin korunmasında, immün sistem (bağışıklık sistemi) ve dolaşım fonksiyonlarını desteklemede ve uygun cilt hastalıklarında besin takviyesi olarak üzüm çekirdeği kullanılmaktadır.Üzüm çekirdeği ekstresi, artrit ve alerjiler gibi yaygın hastalıkların tedavisinde kullanılan bir anti-iltihapsaldır. Artrit durumunda serbest radikal hasarın, bu hastalığa eşlik eden eklem ağrısında ve şişmelerde payı vardır.  Üzüm çekirdeği ekstresi, hücre zarlarını güçlendirir ve hücreleri oksidatif hasardan korur.  Serbest radikaller hücre ve dokulara oksidatif zarar verirler. Serbest radikallerin neden olduğu zarar, en basit anlamda yaşlanma olarak tanımladığımız şeydir. Serbest radikallerden uygun şekilde korunmazsanız, çok daha hızlı yaşlanırsınız, eklemlerde bükülme zorluğu ve cilt sarkması da hızlanır. Serbest radikallerin zararı ayrıca, yaşlanmayla birlikte gelen artrit (mafsal-eklem iltihabı), alerji, dolaşım bozuklukları, şeker hastalığı, karaciğer sirozu, kalp hastalıkları, damar tıkanıklığı gibi dejeneratif hastalıklarda da rol oynar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzüm çekirdeği, güçlü bir antioksidan ve serbest radikal temizleyicisidir. Serbest radikaller, normal hücrelere saldırabilen, onları harap eden ya da mutasyona uğratan dengesiz oksijen molekülleridir. Serbest radikal hasar, kansere eşlik eden bir çeşit hücre büyümesine yol açabilir. Bu anlamda üzüm çekirdeği iyi bir kanser savaşcısıdır. C vitamini kendi başına güçlü birantioksidandır fakat çalışmalar üzüm çekirdeği ekstresi gibi proanthocyanidinlerle birlikte çok daha etkili olabileceğini öne sürer. Gerçekte Japonya' da Nagazaki Üniversitesi  araştırmacılarına göre test tüpü çalışmaları, üzüm çekirdeği ekstresindeki bioflavonoidlerin C vitamininden daha güçlü antioksidan aktiviteye sahip olduğunu göstermiştir.(Referans9). Bazı çalışmalar üzüm çekirdeği ekstresi gibi antioksidanların, arterlerde plak ya da yağ birikimlerinin oluşmasına katkıda bulunabilecek düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) ya da "kötü kolesterol" gibi kan lipitlerinin oksidasyonunu önleyebileceğini doğrulamıştır. Bu özelliği ile üzüm çekirdeği kalp sağlığımızın korunmasında önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kılcal damarlar, serbest radikal hasar tarafından kolayca harap edilebilecek minik kan damarlarıdır. Ek olarak hücreler yaşlanırken, kolajen (Collagen: Kılcal hücreler de dahil hücrelerin onarımında ve büyümesinde önemli olan bir protein lifi) kaybeder. Zayıflayan kılcal damarlar, kolay morarmaya ve varis geliştirmeye yatkın hale gelir. Üzüm çekirdeği ekstresi, kılcal damarları güçlendirmeye iki şekilde yardım eder. Üzüm çekirdeği ekstresi, serbest radikal saldırıdan koruyarak kılcal damarların zayıflamasını önlemeye yardım edebilir. Ayrıca C vitamini kolajenin üretimi için gerekli olduğundan ve üzüm çekirdeği ekstresi C vitamininin performansını geliştirdiğinden dolayı kolajen üretimi ile de ilgilidir. Üzüm çekirdeği ekstresi, artrit ve alerjiler gibi yaygın hastalıkların tedavisinde kullanılan bir anti-iltihapsaldır. Birçok bioflavonoid, iltihaplanmayı teşvik eden bazı enzimlerin salınımını baskılar. Artrit durumunda serbest radikal hasarın, bu hastalığa eşlik eden eklem ağrısında ve şişmelerde payı vardır. Bu özellikleri ile de üzüm çekirdeği sağlıklı kan dolaşımı konusunda önemlidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-943017961822132967?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/943017961822132967/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=943017961822132967' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/943017961822132967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/943017961822132967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/04/zm-ekirdei.html' title='ÜZÜM ÇEKİRDEĞİ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/SBM06RhqgrI/AAAAAAAAAIg/I4NIxn3J_ww/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-2557995327663815653</id><published>2008-04-26T03:18:00.001-07:00</published><updated>2008-04-26T03:18:45.911-07:00</updated><title type='text'>REZENE ÇAYI</title><content type='html'>Rezene tohum ve köklerinden iki tutam dövülerek ezilir. Bir tutam gelincik, yarımşar tutam civanperçemi ve kurutulmuş ka­yısı yaprağı suda kaynatılır. Hazırlanan şifalı çay şeker ile tatlan­dırılarak yemeklerden sonra bir bardak içilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Soğuktan ileri gelen mesane ve böbrek ağrılarında, mide ve bağırsaklardaki gazları dışarı atmada Rezene Çayının etkin yararlan vardır. Aynı zamanda damar sertliği ve mesane taşlarının eri­tilmesinde de yarar sağlar.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-2557995327663815653?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/2557995327663815653/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=2557995327663815653' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/2557995327663815653'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/2557995327663815653'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/04/rezene-ayi.html' title='REZENE ÇAYI'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-6575787648808191974</id><published>2008-04-26T03:15:00.001-07:00</published><updated>2008-04-26T03:15:53.099-07:00</updated><title type='text'>ANNE SÜTÜNÜ ARTIRMAK İÇİN</title><content type='html'>Anne sütünü arttırmak için ne Yapabilirim?&lt;br /&gt;Beslenmenize dikkat etmek, bol sıvı gıdalar almak, her beslenmede bebeğin en son bıraktığı göğüsten emzirmeye başlamak, sık sık emzirmek, anne sütünün artmasında yardımcı olur. Ayrıca yorgunluk ve strestende uzak olmak gereklidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-6575787648808191974?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/6575787648808191974/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=6575787648808191974' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6575787648808191974'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6575787648808191974'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/04/anne-stn-artirmak-iin.html' title='ANNE SÜTÜNÜ ARTIRMAK İÇİN'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-580029331390146417</id><published>2008-04-26T03:14:00.001-07:00</published><updated>2008-04-26T03:14:17.450-07:00</updated><title type='text'>ELMA ÇAYI</title><content type='html'>İçinde bulunan mineral tuzlar sayesinde idrar sökücü ve kanı temizleyici özelliği vardır. Ayrıca ürik asite ve romatizmalara karşı güçlendiricidir. Vitaminler ve mineral tuzlar aynı zamanda enerji ve tazelik verir. A vitamininin varlığı solunum yollarını, sinir sistemini, kan damarlarını ve cildi sağlıklı tutar. Organik asitler sayesinde hem midenin çalışma düzeni hızlanır, hem de gastrite karşı mücadele verilir. İçindeki kükürt ve tanin sayesinde dezenfektandır ve bakterilere karşı korur. Sindirimi kolaylaştırdığı gibi kalbi de güçlendirir..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-580029331390146417?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/580029331390146417/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=580029331390146417' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/580029331390146417'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/580029331390146417'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/04/elma-ayi.html' title='ELMA ÇAYI'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-1578886748914920369</id><published>2008-04-25T00:14:00.001-07:00</published><updated>2008-04-25T00:14:43.560-07:00</updated><title type='text'>SİGARA İÇEN BAYANLAR DİKKAT!!!</title><content type='html'>Kadın sigara kullanıcılarının erkeklere göre daha fazla risk taşıdıkları belirlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin’de yapılan bir araştırma, sigara içen kadınlarda, amfizem ve kronik bronşit gibi akciğer hastalıkları görülmesi riskinin erkeklere göre daha fazla olduğunu ortaya koydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nanjing Tıp Üniversitesi’nden Dr. Fei Xu, akciğer hastalıklarının Çin’de ikinci sıradaki ölüm nedeni olduğunu kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırma kapsamında çeşitli akciğer hastalıkları olan 1743 kişi ile aynı sayıdaki sağlıklı insanın verileri karşılaştırmalı olarak incelendi. Araştırmada, incelenen erkeklerin yüzde 50’sinden fazlasının, kadınların ise yüzde 5,3’ünün sigara içtiği kaydedildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmada, az sayıda sigara içenlerdeki hastalık riskinin yüzde 40, orta dereceli içicilerde yüzde 55, ağır içicilerde ise yüzde 77 daha fazla olduğu saptandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın sigara kullanıcılarının ise erkeklere göre yüzde 20 daha fazla risk taşıdıkları belirlendi. Bilimadamları, hastalık riskinin kadınlarda fazla olmasının nedeninin henüz bilimsel olarak ispatlanmış bir nedeni olmadığını belirttiler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-1578886748914920369?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/1578886748914920369/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=1578886748914920369' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/1578886748914920369'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/1578886748914920369'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/04/sigara-ien-bayanlar-dikkat.html' title='SİGARA İÇEN BAYANLAR DİKKAT!!!'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-8029844654130081804</id><published>2008-04-25T00:12:00.000-07:00</published><updated>2008-04-25T00:13:10.917-07:00</updated><title type='text'>ENDER SARAÇ</title><content type='html'>Ayurveda Uzmanı ve Aile Hekimi Dr. Ender Saraç “Zerdeçal, nane ve yeşil elma kokularını günde 25-30 kere derin derin içinize çekerek, iştah merkezini rahatlatabilir, açlık hissinizi bastırabilirsiniz” Ayurveda Uzmanı (Yaşam Bilgisi) Dr. Ender Saraç, kilolu insanların vücut tiplerine göre beslenerek zayıflamaları gerektiğini söylüyor. Bu konuda “Sağlıklı Zayıflamanın Sırları” adlı bir de kitap yazan Dr. Saraç, bilinçsiz diyet uygulamalarının zararına dikkat çekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalori hesabına dayalı, kısa süreli, klasik diyetlerin handikapları neler?&lt;br /&gt;Artık devir sadece kalori hesabına dayalı klasik diyetle zayıflama devrini geçti. Beden tipinize uygun, yaşa, cinsiyete uygun, mevsime uygun ve yaşamsal özelliklerinize uygun&lt;br /&gt;sağlıklı ve bilinçli doğal beslenme var artık. Çünkü sadece kalori hesabına dayalı diyetlerle zayıflıyorsunuz ama sonra verdiğiniz kiloları fazlasıyla geri alıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz hastalarınıza kilo verdirmek için beden tiplerinden yola&lt;br /&gt;çıkıyorsunuz. Bunu biraz açıklar mısınız?&lt;br /&gt;Standart diyetleri doğru bulmuyorum ben. Uzmanlık alanım olan Ayurvedaya göre, belli beden tipleri var. Mesela birçok insan “Ender bey, bütün günü aç geçiriyorum, sadece salata yiyorum, bir türlü zayıflayamıyorum” diye geliyor bana. Yediklerine ve vücut tipine bir bakıyorsunuz; aslında tere, roka gibi yeşil salataları hiç yememesi gerekiyor. Yani aç&lt;br /&gt;kalıyor ama vücut tipine uygun olan gıdaları yemediği için zayıflayamıyor. Halbuki, doğru bir sisteme geçtiğinizde, tıkır tıkır, sağlıklı bir şekilde kilo vermeye ve sağlığına kavuşmaya başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizce zayıflama konusunda yaptığımız en önemli yanlış hangisi?&lt;br /&gt;Zayıflama işi biraz disiplin ister. Türk toplumundaki en büyük problem ise, disiplin eksikliği. Diyetleri nisan mayıs aylarında, iki aylık bir heves şeklinde yapıyoruz. Ondan sonra uzun kollu, kat kat giyilmeye başlandığı anda, olayı rafa kaldırıyoruz. Ve sonra&lt;br /&gt;tekrar dengemiz bozuluyor. Doğru yaşam biçimini edinmez veya doğru beslenme felsefesini benimsemezseniz, en iyi diyetisyenlere, en iyi doktorlara, merkezlere bile gelinse, bir yere kadar işe yarar. Şunu kabul etmek gerek: İki ay çok yoğun diyet yapıp, bıkıp, yorgun düşmek yerine, yılın 12 ayına daha az kurallı, doğru, boğucu olmayan&lt;br /&gt;bir yaşam biçimi ve doğru beslenme felsefesi şeklinde yaymak daha sağlıklı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece bilinçli beslenme yeterli mi?&lt;br /&gt;Bilinçli beslenme işin en önemli ayağıdır. Fakat sadece doğru beslenmeyle olmaz; mutlaka düzenli egzersiz de gerekir. Şok diyetler, açlık rejimleri, zamana karşı yarışan diyetler, tek gıda rejimleri, 10 gün lahana çorbası, karpuz diyeti, karbonhidrat diyeti, sadece protein diyeti, bütün bunlar yanlış. Dengeli beslenilmeli. Ama sadece bilinçli diyetle de olmaz, düzenli egzersiz, yürüyüş yapılmalı. Haftada üç- dört gün,&lt;br /&gt;bir buçuk saat civarında orta sporlar; mesela tempolu yürüyüş, hafif koşu, fitness, aerobik, yüzme, neden zevk alınıyorsa, o spor&lt;br /&gt;yapılmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Spor yapılan saatin herhangi bir önemi var mı?&lt;br /&gt;Evet, var. Ayurvedaya göre, sabah 6 ile 10 ya da 18.00 ile 22.00 saatleri arasında daha çok yağ yakıyoruz. Çünkü bunlar Ayurveda’ya göre vücudun ‘kapha’ saatleri, yani daha çok biriktirme, yağlanma saatleri. Bu saatlerde metabolizmayı ısıttığınızda daha iyi sonuç alınıyor. Egzersizden bıkmamaya çalışın. Çılgınca egzersiz yapmayın, sporu zamana yayın. Çok ağır egzersiz ve çok ağır spor yanlış. Çünkü vücudu hem çok aç olmak savunmaya sokar, hem de aşırı ağır egzersizler savunmaya sokar. Çünkü vücut bunları bir tehdit olarak ele alır. Bu nedenle, mutlaka düzenli yapılan egzersizlere ağırlık vermek lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizce zayıflamanın en önemli kriteri nedir?&lt;br /&gt;En önemli şey, bu fikre hazır ve zayıflamaya kararlı olmak. Bana zayıflamaya gelenlere, ilk önce şunu soruyorum: “Hazır mısınız, kararlı mısınız?” Eğer gerçekten hazırsanız ve kararlıysanız bu işe başlayın. Şişmanlıkta şöyle bir şey saptıyorum: İnsanın sinir&lt;br /&gt;sistemine bir virüs bulaşmış gibi oluyor, bilgisayar virüsü gibi… Bu virüs sizin kilo vermeniz için gerekli olan doğru davranış, beslenme ve hareket alışkanlıklarınızı olumsuz etkiliyor. “Boş ver şimdi yürüme, sonra yürürsün”, “Bu çikolatalı kek çok güzel; bir&lt;br /&gt;dilim daha ye” gibi uyaranları gönderiyor adeta. Onun için ilk başta bu virüsleri silmek lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zayıflamaya karar verenlere destek olacak, cesaretlerini artıracak destek yöntemler de var mı?&lt;br /&gt;Evet, bitki çayları, doğal ve bitkisel zayıflama preparatları…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğal bitki özlü çayların hepsi zayıflama sürecinde tüketilebilir mi?&lt;br /&gt;Piyasada tanınmış firmaların hazırladıkları form çaylarının formülleri güzel. Günde iki-üç fincan içilebilir. Birkaç hafta içip, ondan sonra ara vermek gerekir. Bunun dışında, mesela gazımız varsa rezene çayı, iştahımız çok fazlaysa ıhlamur çayı, sindirimimiz zayıfsa zencefil çayı, hormon krizlerinden dolayı daha çok yiyorsak adaçayı, metabolizmayı canlandırmak için yeşil çay, bağırsakları çalıştırmak için sinameki çayı, şekerimiz çok yüksekse kekik çayı gibi bitkisel çayları tüketebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyetlerde baharatların yeri nedir?&lt;br /&gt;Baharatlar çok önemli. Mesela zencefil yağları yakar, zerdeçal karaciğerden toksin attırır,&lt;br /&gt;biberiye iyi bir antioksidandır, kekik şekeri düşürür, sarmısak zayıflamaya yardımcı olur. Bir de özel ayurveda tabletleri var. Bunlar, zayıflamaya yardımcı, yan etki oranı son derece düşük olan, güvenilir doğal preparatlar. Bu tabletler de metabolizmayı&lt;br /&gt;canlandırıyor, aynı zamanda kişinin incelmesine ve iştahının azalmasına katkıda bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişi zayıflamak istiyor, öğün saati değil ama çok acıktı. Açlığını bastırmak için yapabileceği bir şey var mı?&lt;br /&gt;İştahı azaltan ve zayıflamaya yardımcı bir ipucu şudur: Zerdeçal, nane ve yeşil elma&lt;br /&gt;kokularını günde 25-30 kere derin derin içinize çekerek, iştah merkezini rahatlatabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu karışım tokluk hissi mi yaratıyor?&lt;br /&gt;İştah merkezini sakinleştiriyor. Almanya’da yapılan bir araştırmada yeşil elma ve nane koklayan kişilerin, (bunların aromatik yağları da olabilir) daha hızlı kilo verdiği saptanmış&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-8029844654130081804?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/8029844654130081804/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=8029844654130081804' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/8029844654130081804'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/8029844654130081804'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/04/ender-sara.html' title='ENDER SARAÇ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-2032945456430481935</id><published>2008-04-24T23:58:00.001-07:00</published><updated>2008-04-24T23:58:35.536-07:00</updated><title type='text'>TÜRKÇE – LATİNCE BİTKİ İSİMLERİ</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRKÇE – LATİNCE BİTKİ İSİMLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; ABANOZ AĞACI &lt;br /&gt;Lignum ebeni&lt;br /&gt; ABDESBOZAN OTU &lt;br /&gt;Pimpinella Saxisfrage&lt;br /&gt; ACI AĞAÇ &lt;br /&gt;Lignum quassiae&lt;br /&gt; ACI BAKLA &lt;br /&gt;Lutipinus termis&lt;br /&gt; ADAÇAYI &lt;br /&gt;Folium salviae officinalis&lt;br /&gt; ACI KAVUN &lt;br /&gt;Citrullus colocynthis&lt;br /&gt; ADAM OTU KÖKÜ &lt;br /&gt;Mandragora autumnalis&lt;br /&gt; ADASOĞANI &lt;br /&gt;Bulbus scillae albus&lt;br /&gt; AHLAT &lt;br /&gt;Piraster pirus pirus elaegri folium&lt;br /&gt; AHUDUDU &lt;br /&gt;Rubus İdaeus&lt;br /&gt; AKDİKEN &lt;br /&gt;Fructus Rhammi cathartiki merturi&lt;br /&gt; AKASYA AĞACI &lt;br /&gt;Robinia Pseudoacacio&lt;br /&gt; AKYILDIZ SOĞANI &lt;br /&gt;Bulbus ornithogaii&lt;br /&gt; AHIRI KAHRA &lt;br /&gt;Pyretre&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; ALIÇ MEYVESİ &lt;br /&gt;Crataegus azarolu&lt;br /&gt; ALMAN PAPATYASI &lt;br /&gt;Flos chamomillae romanae&lt;br /&gt; ALTIN OT &lt;br /&gt;Herba ceterachi&lt;br /&gt; ALTINBAŞAK OTU &lt;br /&gt;Solidago officinalis&lt;br /&gt; AMBER AĞACI &lt;br /&gt;Crotan Elutaria&lt;br /&gt; AMBER-KATI AMBER &lt;br /&gt;Ambra Grisea&lt;br /&gt; ANASON &lt;br /&gt;Fructus Anisi Vulgaris&lt;br /&gt; ANDIZ KÖKÜ,AĞACI &lt;br /&gt;Radix helinii&lt;br /&gt; ANTEP FISTIĞI &lt;br /&gt;Pistacia vera ,pistachio&lt;br /&gt; ANZAROT&lt;br /&gt;Sorcocolla&lt;br /&gt; ARAROT &lt;br /&gt;Arrow -root&lt;br /&gt; ARDIÇ &lt;br /&gt;Fructus juniperi&lt;br /&gt; ARDIÇ KATRANI &lt;br /&gt;Juniperus oxycesrus&lt;br /&gt; ARISÜTÜ&lt;br /&gt;Royal jell&lt;br /&gt; ARPA&lt;br /&gt;Semen hordei&lt;br /&gt; ARMUT&lt;br /&gt;Pirus communis&lt;br /&gt; ASLAN PENÇESİ &lt;br /&gt;Alchemillâ vulgaris&lt;br /&gt; ASPİR &lt;br /&gt;Flos carthami&lt;br /&gt; ASMA &lt;br /&gt;Vitis vinifera&lt;br /&gt; AT KESTANESİ &lt;br /&gt;Aesculus hippocastanum&lt;br /&gt; AVOKADO &lt;br /&gt;Fructus Perseae Gratissimae&lt;br /&gt; AT KUYRUĞU &lt;br /&gt;Herba equiseti&lt;br /&gt; AY ÇİÇEĞİ &lt;br /&gt;Helianhus Annuus&lt;br /&gt; AYNİ SEFA ÇİÇEĞİ &lt;br /&gt;Calendula Officinalis&lt;br /&gt; AYI KULAĞI &lt;br /&gt;Aster tripolium&lt;br /&gt; AYI FINDIĞI &lt;br /&gt;Semen styrax officinale&lt;br /&gt; AVŞAN OTU &lt;br /&gt;Mentha pulegium&lt;br /&gt; AYRIK OTU VE KÖKÜ&lt;br /&gt;Rhizoma Graminis&lt;br /&gt; AYVA&lt;br /&gt;Cydonia vugaris&lt;br /&gt; BADEM AĞACI&lt;br /&gt;Amygdolus Communis&lt;br /&gt; BAHÇE ŞEBBOYU&lt;br /&gt;Motthiola incanaciu oferae&lt;br /&gt; BAĞ SARMAŞIĞI&lt;br /&gt;Convol vulus arvensis&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; BAL&lt;br /&gt;Mel&lt;br /&gt; BAKLA&lt;br /&gt;Virus, vicia-faba,feve&lt;br /&gt; BALDIRI KARA&lt;br /&gt;Adianthum capillus veneris&lt;br /&gt; BALDIRAN OTU &lt;br /&gt;Conium maculatum&lt;br /&gt; BALIK OTU&lt;br /&gt;Fructus cocculi indici&lt;br /&gt; BALLIBABA ÇİÇEĞİ &lt;br /&gt;Lamium Album&lt;br /&gt; BAYIR TURBU &lt;br /&gt;Sochlearia Armoracia&lt;br /&gt; BAMYA &lt;br /&gt;Esculentus&lt;br /&gt; BAMYA ÇİÇEĞİ &lt;br /&gt;Flos hibisci&lt;br /&gt; BAN OTU &lt;br /&gt;Folium hyoscymai nigri&lt;br /&gt; BEHMEN &lt;br /&gt;Behen (panais)&lt;br /&gt; BESBASE &lt;br /&gt;Macis, Myristica frangrans&lt;br /&gt; BEŞ PARMAK OTU&lt;br /&gt;Potentilla tormentilla&lt;br /&gt; BERGAMOT &lt;br /&gt;Citrus bergamia&lt;br /&gt; BEZELYE &lt;br /&gt;Lathyrus sativus,pisum sativum &lt;br /&gt; BİBER&lt;br /&gt;Copsium annuum&lt;br /&gt; BİBERİYE &lt;br /&gt;Folium Rosmarini&lt;br /&gt; BİT OTU &lt;br /&gt;Semen sabadillae&lt;br /&gt; BİRA MAYASI &lt;br /&gt;Faex medicinalis&lt;br /&gt; BOY OTU &lt;br /&gt;Semen foenu graeci&lt;br /&gt; BORU ÇİÇEĞİ &lt;br /&gt;Datura metal&lt;br /&gt; BROKOLİ&lt;br /&gt; BÖĞÜRTLEN YAPRAĞI &lt;br /&gt;Rubus fructicosus&lt;br /&gt; BÖRÜLCE &lt;br /&gt;Vigna sinensiş, cowpea&lt;br /&gt; BUĞDAY&lt;br /&gt;Tricutum vulgare, Wheat&lt;br /&gt; BURÇAK &lt;br /&gt;Lathyrus, Common vetch&lt;br /&gt; CEVİZ YAPRAĞI&lt;br /&gt;Juglans regia&lt;br /&gt; CİĞER OTU&lt;br /&gt;Pulmonaria officinalis &lt;br /&gt; CİVAN PERÇEMİ &lt;br /&gt;Millefoliii&lt;br /&gt; ÇADIR UŞAĞI&lt;br /&gt;Gummi Ammoniacum&lt;br /&gt; ÇAM AĞACI&lt;br /&gt;Pinus nigra&lt;br /&gt; ÇAKAL ERİĞİ &lt;br /&gt;Prunus spinosa&lt;br /&gt; ÇAM FISTIĞI &lt;br /&gt;Pinus Nigra&lt;br /&gt; ÇAKŞIR OTU &lt;br /&gt;Ferula meifolia&lt;br /&gt; ÇAY-ÇAY YAPRAĞI&lt;br /&gt;Folium theae nigrae&lt;br /&gt; ÇAVDAR&lt;br /&gt;Semen Secalis&lt;br /&gt; ÇEMEN &lt;br /&gt;Trigonella foerum &lt;br /&gt; CENTİYANE KÖKÜ &lt;br /&gt;Gentiana Lutea&lt;br /&gt; ÇINAR AĞACI&lt;br /&gt;Blatanus ,Orientolis,plane &lt;br /&gt; ÇİLEK&lt;br /&gt;Fragaria recsa&lt;br /&gt; ÇİTLENBİK &lt;br /&gt;Çeltis australis&lt;br /&gt; ÇİĞDEM &lt;br /&gt;Bulbus croci&lt;br /&gt; ÇİRİŞ KÖKÜ &lt;br /&gt;Radix eremuri&lt;br /&gt; ÇEKEM &lt;br /&gt;Fructus viscialbi&lt;br /&gt; ÇOBAN ÇANTASI &lt;br /&gt;Capsella bursa, Pastoris&lt;br /&gt; ÇOBAN PÜSKÜLÜ &lt;br /&gt;İlex aquigolium&lt;br /&gt; ÇÖPLEME KUNDUZİYE &lt;br /&gt;Rhizoma Veratri Albi&lt;br /&gt; ÇÖPCİNİ &lt;br /&gt;Sımılax china&lt;br /&gt; ÇÖREK OTU&lt;br /&gt;Semen Niggelle &lt;br /&gt; ÇÖVEN KÖKÜ &lt;br /&gt;Radix sapanariae albee&lt;br /&gt; ÇUHA ÇİÇEĞİ &lt;br /&gt;Radix primulae&lt;br /&gt; DAMLA SAKIZ &lt;br /&gt;Pistocia letincus mastica&lt;br /&gt; DAĞ ÇAYI &lt;br /&gt;Stacia Stchys pholomis&lt;br /&gt; DARI &lt;br /&gt;Fructus millii semen milii&lt;br /&gt; DARI FÜLFÜL&lt;br /&gt;Fructus piperis lognum&lt;br /&gt; DEFNE AĞACI &lt;br /&gt;Folium lavri&lt;br /&gt; DEMİRDİKENİ &lt;br /&gt;Fructus trubuli&lt;br /&gt; DEMİR HİNDİ &lt;br /&gt;Pulpa tamarindorum&lt;br /&gt; DENİZ KADAYIFI&lt;br /&gt;Carrageen&lt;br /&gt; DERE OTU &lt;br /&gt;Fructus anelthi&lt;br /&gt; DEVEDİKENİ &lt;br /&gt;Hercabardui cardui mariae&lt;br /&gt; DEVE TABANI&lt;br /&gt;Phila dentron&lt;br /&gt; DİŞ OTU &lt;br /&gt;Fructus ammiunisnagae&lt;br /&gt; DIŞBUDAK AĞACI &lt;br /&gt;Fraxinun Excelsior&lt;br /&gt; DULAVRAT OTU &lt;br /&gt;Radix lappae&lt;br /&gt; DOMATES &lt;br /&gt;Lycopersicon scula enthum tomato&lt;br /&gt; DUT AĞACI&lt;br /&gt;Fructus mori nigri&lt;br /&gt; DUVAR SARMAŞIĞI&lt;br /&gt;Herba hederae helicus&lt;br /&gt; DÜĞÜN ÇİÇEĞİ&lt;br /&gt;Rununculus Fıcaria&lt;br /&gt; EBEGÜMECİ &lt;br /&gt;Folium malvae&lt;br /&gt; EĞİR KÖKÜ &lt;br /&gt;Rhizoma calami Aromatik&lt;br /&gt; ELMA&lt;br /&gt;Pyrus mulus Arpple&lt;br /&gt; ENGİNAR &lt;br /&gt;Foliüm cynarae scolymi&lt;br /&gt; ERİK AĞACI MEYVESİ&lt;br /&gt;Fructus pruni domesticae&lt;br /&gt; EĞRELTİOTU &lt;br /&gt;Rhizoma ficilis maris&lt;br /&gt; FASULYE&lt;br /&gt;Phaseolus vulgaris&lt;br /&gt; FESLEĞEN &lt;br /&gt;Herba Basilici&lt;br /&gt; FINDIK&lt;br /&gt;Folium corgli&lt;br /&gt; FRENK ÜZÜMÜ &lt;br /&gt;Fructus Ribisnigri&lt;br /&gt; FUNDA YAPRAĞI &lt;br /&gt;Herba ericae&lt;br /&gt; GELİNCİK ÇİCEĞİ&lt;br /&gt;Flos rhoedaos&lt;br /&gt; GİLA BURU &lt;br /&gt;Fructus viburni opuli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; GİNSENG &lt;br /&gt;Radix cinseng&lt;br /&gt; GÖZ OTU &lt;br /&gt;Pavania Arabica&lt;br /&gt; GREYFURT&lt;br /&gt;Citrus grandis&lt;br /&gt; GÜL&lt;br /&gt;Flos rosae&lt;br /&gt; GÜNLÜK AĞACI SAKIZI &lt;br /&gt;Olibanum gummi&lt;br /&gt; GÜZEL AVRATOTU&lt;br /&gt;Folium Belladannae&lt;br /&gt; HANIMELİ&lt;br /&gt;Lonicera capri folium&lt;br /&gt; HALİLE &lt;br /&gt;Fructus myrobalani&lt;br /&gt; HARDAL TOHUMU &lt;br /&gt;Sinopis alba, brossica nigra&lt;br /&gt; HATMİ &lt;br /&gt;Althaea officinalis&lt;br /&gt; HAVUÇ &lt;br /&gt;Daudus carota&lt;br /&gt; HAVLUCAN &lt;br /&gt;Alpinia officinaum&lt;br /&gt; HAZANBEL &lt;br /&gt;Miryaflir&lt;br /&gt; HAŞHAŞ &lt;br /&gt;Fructus papaveris ımmaturi&lt;br /&gt; HAVACIVA KÖKÜ &lt;br /&gt;Radix Alkannae&lt;br /&gt; HAYİT MEYVESİ YAPRAĞI &lt;br /&gt;Agni-casti&lt;br /&gt; HIYARİ ŞENBER &lt;br /&gt;Cassia fistula&lt;br /&gt; HIYAR&lt;br /&gt;Cucumis sativus&lt;br /&gt; HİNDİBA &lt;br /&gt;Folium cicharii endiviae&lt;br /&gt; HİNDİSTAN CEVİZİ BÜYÜK&lt;br /&gt;Coconut, cocos nucifera&lt;br /&gt; HİNDİSTAN CEVİZİ KÜÇÜK &lt;br /&gt;Myristica fragrans&lt;br /&gt; HİNT YAĞI &lt;br /&gt;Oleum Ricini -Ricunus Communis&lt;br /&gt; HOROZ İBİĞİ&lt;br /&gt;Flos amaranthus tricolos &lt;br /&gt; HURMA AĞACI&lt;br /&gt;Fructus dactylus&lt;br /&gt; HÜNNAP &lt;br /&gt;Fructus zuzubae&lt;br /&gt; IHLAMUR &lt;br /&gt;Fructus doctyli,flos tiliae&lt;br /&gt; ISIRGAN OTU &lt;br /&gt;Folium urtiace&lt;br /&gt; ISPANAK YAPRAĞI TOHUMU&lt;br /&gt;Folium zpinaciae oleraceae&lt;br /&gt; İĞDE ÇİCEĞİ VE AĞACI&lt;br /&gt;Folium elaeagni&lt;br /&gt; İNCİR AĞACI &lt;br /&gt;Fructus caricae&lt;br /&gt; KABAK &lt;br /&gt;Semen cucurbita&lt;br /&gt; KADIN TUZLUĞU &lt;br /&gt;Berberis vulgararis&lt;br /&gt; KADİFE ÇİÇEĞİ&lt;br /&gt;Amaracus tricolor&lt;br /&gt; KAFURU AĞACI&lt;br /&gt;Onnamumus caphree&lt;br /&gt; KAHRE&lt;br /&gt;Semen caffeae&lt;br /&gt; KAKAO &lt;br /&gt;Theobroma cocao&lt;br /&gt; KAKULE MEYVASI &lt;br /&gt;Fructus cordamon&lt;br /&gt; KAMIŞ VE KÖKÜ &lt;br /&gt;Radix phrağmites communis&lt;br /&gt; KANTARON OTU &lt;br /&gt;Herba Centaurii minoris&lt;br /&gt; KARABAŞ OTU&lt;br /&gt;Lavandula stoechos&lt;br /&gt; KARABİBER &lt;br /&gt;Fructus piperis niğri&lt;br /&gt; KEBABİYE &lt;br /&gt;Fructus cubabae&lt;br /&gt; KARAÇALI &lt;br /&gt;Fructus poliuri&lt;br /&gt; KARPUZ&lt;br /&gt;Cıtruslus vulgaris vatermelon&lt;br /&gt; KARANFİL AĞACI &lt;br /&gt;Coryophyllus flos coryophlli&lt;br /&gt; KARAAĞAÇ&lt;br /&gt;Ulmus&lt;br /&gt; KARAKAFES OTU&lt;br /&gt;Sympytum officinale&lt;br /&gt; KARASAKIZ&lt;br /&gt;Pix atra&lt;br /&gt; KARDELEN ÇİÇEĞİ &lt;br /&gt;Herba gulanthi nivalis&lt;br /&gt; KARDEŞ KANI &lt;br /&gt;Sognius droconis&lt;br /&gt; KARGA BÜKEN &lt;br /&gt;Semen stryehni&lt;br /&gt; KASNİ AĞACI &lt;br /&gt;Ferula ass-toefida&lt;br /&gt; KAŞIK OTU &lt;br /&gt;Herniaria gbobra&lt;br /&gt; KATIR TIRNAĞI &lt;br /&gt;Genista luncea,sportium genet&lt;br /&gt; KATRAN KÖPÜĞÜ &lt;br /&gt;Pix&lt;br /&gt; KARNIYARIK TOHUMU &lt;br /&gt;Trifolium alexsındırnam&lt;br /&gt; KAVAK AĞACI VE TOMURCUĞU&lt;br /&gt;Popilus nigra&lt;br /&gt; KAVUN&lt;br /&gt;Cucumis melo muskmelon&lt;br /&gt; KAYIN AĞACI &lt;br /&gt;Fagus beech&lt;br /&gt; KAYISI &lt;br /&gt;Prinus armeniada Apricot&lt;br /&gt; KAYIŞ KIRAN OTU &lt;br /&gt;Radix ononidis&lt;br /&gt; KAZ AYAĞI&lt;br /&gt;Corpobrotus ocinaci formis&lt;br /&gt; KEBABİYE&lt;br /&gt;Fructus cubabae&lt;br /&gt; KEBERE &lt;br /&gt;Gemmae capparidis&lt;br /&gt; KEÇİ BOYNUZU &lt;br /&gt;Fructus ceratoniae&lt;br /&gt; KEÇİ SAKALI&lt;br /&gt;Aruncus sylvester&lt;br /&gt; KEDİ OTU &lt;br /&gt;Radix velerianae&lt;br /&gt; KEFİR&lt;br /&gt;Kephir&lt;br /&gt; KEKİK&lt;br /&gt;Herba thymi&lt;br /&gt; KİLERMENİ &lt;br /&gt;Ermanus&lt;br /&gt; KEME &lt;br /&gt; KENEVİR &lt;br /&gt;Herba cannabis indicae&lt;br /&gt; KENGER OTU VE SAKIZI&lt;br /&gt;Gummi gundeliae&lt;br /&gt; KEPEK &lt;br /&gt;Triticum aestivum&lt;br /&gt; KEREVİZ TOHUMU &lt;br /&gt;Fructus opii graveolentis &lt;br /&gt; KESTANE AĞACI YAPRAĞI&lt;br /&gt;Folium costaneae sativae&lt;br /&gt; KETEN TOHUMU &lt;br /&gt;Semen lini, lein semen&lt;br /&gt; KINA YAPRAĞI&lt;br /&gt;Folium lowsoniae&lt;br /&gt; KINAKINA KABUĞU&lt;br /&gt; Cortex chinae&lt;br /&gt; KIRK DAMAR OTU&lt;br /&gt;Cryptogamae&lt;br /&gt; KIRLANGIÇ OTU &lt;br /&gt;Herba chelidonii&lt;br /&gt; KIRMIZI BİBER &lt;br /&gt;Fructus copsisi&lt;br /&gt; KISA MAHMUT OTU &lt;br /&gt;Herba chemaedrys&lt;br /&gt; KIZILCIK AĞACI MEYVESİ &lt;br /&gt;Cornus mas&lt;br /&gt; KİL-İ ERMENİ&lt;br /&gt;Ermanus&lt;br /&gt; KİMYON &lt;br /&gt;Fructus cumini&lt;br /&gt; KİRAZ AĞACI MEYVESİ&lt;br /&gt;Prunus Avium &lt;br /&gt; KİŞNİŞ &lt;br /&gt;Fructus coriondri&lt;br /&gt; KİTRE&lt;br /&gt;Tragacantha gummi&lt;br /&gt; KOCAYEMİŞ &lt;br /&gt;Folium Arbutu&lt;br /&gt; KUZU KULAĞI &lt;br /&gt;Rumex Acetasadock&lt;br /&gt; KURT PENÇESİ &lt;br /&gt;Radix polygoni bistortae&lt;br /&gt; KURTLUCA &lt;br /&gt;Aristolochia baracata&lt;br /&gt; KÖKNAR AĞACI &lt;br /&gt;Resinaabies Clicica&lt;br /&gt; KÖPEK ÜZÜMÜ &lt;br /&gt;Herba solaninigri&lt;br /&gt; KUDRET HELVASI&lt;br /&gt;Manna sicilrana&lt;br /&gt; KUDRET NARI &lt;br /&gt;Fructus momardicae charantiae&lt;br /&gt; KUŞBURNU&lt;br /&gt;Rosacanina&lt;br /&gt; KUŞKONMAZ OTU&lt;br /&gt;Radix asparagı&lt;br /&gt; KUŞ OTU&lt;br /&gt;Herba stellariane mediae&lt;br /&gt; LABADA &lt;br /&gt;Rumex acentasa&lt;br /&gt; LADEN&lt;br /&gt;Herba cisti&lt;br /&gt; LAHANA &lt;br /&gt;Brossica olerecca cobbega&lt;br /&gt; LALE ÇİÇEĞİ &lt;br /&gt;Tulipa Gesneriana&lt;br /&gt; LAVANTA ÇİÇEĞİ &lt;br /&gt;Flos Levandulae &lt;br /&gt; LEYLAK AĞACI ÇİÇEĞİ&lt;br /&gt;Syringe vulgaris&lt;br /&gt; LİMON&lt;br /&gt;Citrus limonium&lt;br /&gt; MADIMAK&lt;br /&gt;Polygonum cognatum&lt;br /&gt; MAHLEP&lt;br /&gt;Prunus mahalep&lt;br /&gt; MAHMUDE &lt;br /&gt;Radix scammaniae&lt;br /&gt; MANDALİNA&lt;br /&gt;Citrus nobilis&lt;br /&gt; MANTAR&lt;br /&gt;Mushroom cham piğnan fütr fugnus&lt;br /&gt; MALTA ERİĞİ&lt;br /&gt;Folrum eriobotryae&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; MARUL&lt;br /&gt;Herba lactucae sativae&lt;br /&gt; MAYDANOZ&lt;br /&gt;Petroselinum sativum&lt;br /&gt; MAYASIL OTU&lt;br /&gt;Azuga genevensis&lt;br /&gt; MAZI&lt;br /&gt;Thuja Arborvitae&lt;br /&gt; MELİSA YAPRAĞI &lt;br /&gt;Melissa ,officinolus melesa&lt;br /&gt; MELEK OTU&lt;br /&gt;Radix angelicae sylvestri&lt;br /&gt; MENEKŞE ÇİÇEĞİ &lt;br /&gt;Herba violae tricoloris&lt;br /&gt; MERCİMEK&lt;br /&gt;Lens esculenta&lt;br /&gt; MERCAN KÖŞK &lt;br /&gt;Herba mozoranae&lt;br /&gt; MERSİN YAPRAĞI&lt;br /&gt;Folium myrti&lt;br /&gt; MEŞE PALAMUTU &lt;br /&gt;Semen querci&lt;br /&gt; MEYAN KÖKÜ &lt;br /&gt;Radix lıquiritae&lt;br /&gt; MİNE ÇİÇEĞİ &lt;br /&gt;Verbana officinalis&lt;br /&gt; MISIR &lt;br /&gt;Zeamays,corn,mais&lt;br /&gt; MİSK OTU &lt;br /&gt;Moschiferus&lt;br /&gt; MİSK&lt;br /&gt;Misk&lt;br /&gt; MİSVAK &lt;br /&gt;Stipites salvadorae&lt;br /&gt; MUŞMULA &lt;br /&gt;Fructus mespili&lt;br /&gt; MÜBAREK DİKENİ &lt;br /&gt;Herbacardui Benediotu&lt;br /&gt; MÜHRÜ SÜLEYMAN&lt;br /&gt;Rhizoma Sigilli solomonis&lt;br /&gt; MÜRVER ÇİÇEĞİ &lt;br /&gt;Flos sanbuci niğrae&lt;br /&gt; MUZ&lt;br /&gt;Banana, bananier&lt;br /&gt; NANE &lt;br /&gt;Folium Menthae pipiritae&lt;br /&gt; NAR AĞACI&lt;br /&gt;Cortex granati&lt;br /&gt; NERGİS ÇİÇEĞİ&lt;br /&gt;Flores narcissi tarctae&lt;br /&gt; NEVRUZ OTU &lt;br /&gt;Linaria vulgaris &lt;br /&gt; NİLÜFER&lt;br /&gt;Nymphaea alba&lt;br /&gt; NİŞASTA&lt;br /&gt;Amylum&lt;br /&gt; NOHUT&lt;br /&gt;cicer arittinum&lt;br /&gt; ÖKSE OTU &lt;br /&gt;Loranthus Eurapaeus viscum album&lt;br /&gt; ÖLMEZ ÇİÇEK &lt;br /&gt;Flos helichrypti&lt;br /&gt; ÖKSÜRÜK OTU &lt;br /&gt;Folium farfarae&lt;br /&gt; OKALİPTUS&lt;br /&gt;Folium Evcalypti,globuli&lt;br /&gt; ÖDAĞACI&lt;br /&gt;Agallochum officinale&lt;br /&gt; OĞUL OTU &lt;br /&gt;Folium Melissae&lt;br /&gt; PANCAR &lt;br /&gt;Beta vulgaris,beet bettevare&lt;br /&gt; PAMUK&lt;br /&gt;Pılii Gasypii&lt;br /&gt; PALAMUT AĞACI &lt;br /&gt;Kuercus ilex&lt;br /&gt; PATATES &lt;br /&gt;Salanum tuberosum&lt;br /&gt; PATLICAN&lt;br /&gt;Solanum mlogena&lt;br /&gt; PAPATYA ÇİÇEĞİ&lt;br /&gt;Flos chamomilae vulgaris&lt;br /&gt; PAZI &lt;br /&gt;Betavulgaris cilla&lt;br /&gt; PELİN OTU &lt;br /&gt;Herba Absinthii&lt;br /&gt; PELENSEK AĞACI YAĞI&lt;br /&gt;Commiphora opabalsamum &lt;br /&gt; PEYGAMBER ÇİÇEĞİ &lt;br /&gt;Centaurea cyanus&lt;br /&gt; PEKMEZ&lt;br /&gt;Dibs&lt;br /&gt; PEYNİR&lt;br /&gt;Cheese&lt;br /&gt; PITRAK YAPRAĞI&lt;br /&gt;Folium xanthii sponisi&lt;br /&gt; PIRASA&lt;br /&gt;Aliium porrum poireacı&lt;br /&gt; PİRİNÇ&lt;br /&gt;Oryza sativa Rice&lt;br /&gt; PORTAKAL&lt;br /&gt;Cytrus auranthium dulce orange&lt;br /&gt; POLEN&lt;br /&gt;Bee pollen&lt;br /&gt; RAVENT &lt;br /&gt;Rihizoma Rhei sinesis&lt;br /&gt; RAZİYANE &lt;br /&gt;Fructus foeniculi&lt;br /&gt; ROKA &lt;br /&gt;Herba erucae&lt;br /&gt; SABUN OTU&lt;br /&gt;Radix Soponoriae rubrae&lt;br /&gt; SAFRAN &lt;br /&gt;Crocus stigmataciruci&lt;br /&gt; SALKIM SÖĞÜT &lt;br /&gt;Salix Aegyptiace&lt;br /&gt; SAKIZ &lt;br /&gt;Gummi mastix&lt;br /&gt; SAHLEP&lt;br /&gt;Tuber salep&lt;br /&gt; SANDOLOS SAKIZI&lt;br /&gt;Sandoraca Gummi Sandorac&lt;br /&gt; SANDAL AĞACI &lt;br /&gt;Arbutus andrachne&lt;br /&gt; SANTRAL ODUNU &lt;br /&gt;Lignum santali&lt;br /&gt; SAPARNA KÖKÜ &lt;br /&gt;Radix sarsaporillae&lt;br /&gt; SARMAŞIK&lt;br /&gt;Convulus arvensis&lt;br /&gt; SARIMSAK &lt;br /&gt;Bulbus allii sativi&lt;br /&gt; SARIMSAK OTU &lt;br /&gt;Allaria petiolata&lt;br /&gt; SARI SABIR &lt;br /&gt;Aloe ferox&lt;br /&gt; SARI HELİLE &lt;br /&gt;Terminalia citrina&lt;br /&gt; SATER&lt;br /&gt;Herba saturezea hortensis&lt;br /&gt; SEDEF OTU&lt;br /&gt;Herba rutae graveolantis&lt;br /&gt; SERVİ KOZALAĞI&lt;br /&gt;Fructus cupres saceae&lt;br /&gt; SEMİZ OTU&lt;br /&gt;Portulaca ololeracea sativa&lt;br /&gt; SIĞIR DİLİ&lt;br /&gt;Herba Anchuase&lt;br /&gt; SIRACA OTU &lt;br /&gt;Parietaria cretica&lt;br /&gt; SIĞIR KUYRUĞU &lt;br /&gt;Flos verbasci&lt;br /&gt; SIĞLA YAĞI&lt;br /&gt;Styrax liguidus&lt;br /&gt; SİNAMEKİ &lt;br /&gt;Folium sennae&lt;br /&gt; SİRKE&lt;br /&gt;Acetum&lt;br /&gt; SİNİRLİ OT&lt;br /&gt;Folium planta ginis&lt;br /&gt; SOĞAN &lt;br /&gt;Basaliye allium cepaonionoiqnon&lt;br /&gt; SOYA UNU&lt;br /&gt;Soja hispida&lt;br /&gt; SÖĞÜT KABUĞU &lt;br /&gt;Salix alba,alix caprea&lt;br /&gt; SUMAK&lt;br /&gt;Folium Rhois,coriariae&lt;br /&gt; SUSAM &lt;br /&gt;Oleum sesami&lt;br /&gt; SU TERESİ &lt;br /&gt;Herba nasturtii&lt;br /&gt; SÜNBÜL ÇİÇEĞİ&lt;br /&gt;Bulbus hyacinthi&lt;br /&gt; SÜSEN KÖKÜ &lt;br /&gt;Rhizoma iridis&lt;br /&gt; SÜTLEYEN OTU &lt;br /&gt;Herba cubhorbibrae&lt;br /&gt; SÜPÜRGE OTU &lt;br /&gt;Erica Arbaceacalluma vulparis&lt;br /&gt; SÜT OTU&lt;br /&gt;Herba Polygalae Vulgaris&lt;br /&gt; SÜT&lt;br /&gt;Milk&lt;br /&gt; ŞAHDERE OTU&lt;br /&gt;Herba fumariae&lt;br /&gt; ŞAKAYIK &lt;br /&gt;Radix paenonıae&lt;br /&gt; ŞALGAM &lt;br /&gt;Semen rapae&lt;br /&gt; ŞEBBOY ÇİÇEĞİ&lt;br /&gt;Flos chirenthi cheiri&lt;br /&gt; ŞEFTALİ AĞACI&lt;br /&gt;Persica vulgaris miller&lt;br /&gt; ŞERBETÇİ OTU &lt;br /&gt;Flos humati lupuli strobuli lupili&lt;br /&gt; ŞEYTAN TERSİ &lt;br /&gt;Gummi Asa foedita&lt;br /&gt; ŞEVKET-İ BOSTAN &lt;br /&gt;Cnicus benedictus&lt;br /&gt; ŞİMŞİR AĞACI&lt;br /&gt;Folium buxi&lt;br /&gt; TAFLAN &lt;br /&gt;Folium laurocerasi&lt;br /&gt; TARÇIN AĞACI &lt;br /&gt;Cortex cinnamoni&lt;br /&gt; TATULA &lt;br /&gt;Folium stramonii&lt;br /&gt; TARHUN &lt;br /&gt;Artemisia dracum culus tarragon&lt;br /&gt; TAVŞAN KULAĞI &lt;br /&gt;Cynoglossumn officinale&lt;br /&gt; TEKE SAKALI&lt;br /&gt;Trapagon Angusti folium&lt;br /&gt; TEREOTU VE TOHUMU&lt;br /&gt;Lepidum satium&lt;br /&gt; TİLKİ KUYRUĞU&lt;br /&gt;Amaranthus ratroflevus&lt;br /&gt; TURP TOHUMU,TURP OTU&lt;br /&gt;Semen Rophani radis,radish&lt;br /&gt; TÜTÜN YAPRAĞI&lt;br /&gt;Folium Dicotianae&lt;br /&gt; TURUNÇ&lt;br /&gt;Citrus aurantium&lt;br /&gt; TUZ&lt;br /&gt;Batrium cholorotum sodyum klorür&lt;br /&gt; ÜVEZ &lt;br /&gt;Fructus sorbi olamesticae&lt;br /&gt; ÜZERLİK &lt;br /&gt;Semen pezani&lt;br /&gt; ÜZÜM&lt;br /&gt;Fructus vitis minutae&lt;br /&gt; VANİLYA &lt;br /&gt;Fructus vanillae&lt;br /&gt; VİŞNE &lt;br /&gt;Prunus cerasus,sour cherry&lt;br /&gt; YAKI OTU&lt;br /&gt;Epilobium angustifolium&lt;br /&gt; YABAN ARMUDU&lt;br /&gt;Pyrus comminis Amygdafi formis&lt;br /&gt; YALANCI BİBER&lt;br /&gt;Fructus schini mollis&lt;br /&gt; YARPUZ &lt;br /&gt;Mentha pulegium&lt;br /&gt; YAVŞAN OTU &lt;br /&gt;Veronica officinalis&lt;br /&gt; YAPIŞKAN OTU &lt;br /&gt;Herba parietariac&lt;br /&gt; YASEMİN ÇİCEĞİ &lt;br /&gt;Flas jasmini&lt;br /&gt; YENİ BAHAR &lt;br /&gt;Fructus pimentae&lt;br /&gt; YER ELMASI&lt;br /&gt;Radix Helianthi tuberosi&lt;br /&gt; YILAN YASTIĞI &lt;br /&gt;Rhizoma Aronis&lt;br /&gt; YULAF&lt;br /&gt;Fructus avaenae&lt;br /&gt; YÜKSÜK OTU &lt;br /&gt;Folium digitalis purpureac&lt;br /&gt; YONCA &lt;br /&gt;Medicago sativa&lt;br /&gt; YOSUN &lt;br /&gt;Muscus Arboreus&lt;br /&gt; ZAKKUM&lt;br /&gt;Polium nerii&lt;br /&gt; ZAMBAK SOĞANI &lt;br /&gt;Lilium candidum&lt;br /&gt; ZIRNIK &lt;br /&gt;Sulfered Arsenie&lt;br /&gt; ZENCEFİL KÖKÜ &lt;br /&gt;Rhizoma zigniberis&lt;br /&gt; ZERDEÇAL &lt;br /&gt;Rhizoma curcumae longae&lt;br /&gt; ZEYTİN&lt;br /&gt;Rolium olivarum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-2032945456430481935?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/2032945456430481935/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=2032945456430481935' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/2032945456430481935'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/2032945456430481935'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/04/trke-latince-bitki-isimleri.html' title='TÜRKÇE – LATİNCE BİTKİ İSİMLERİ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-2582971264640640390</id><published>2008-03-30T03:04:00.000-07:00</published><updated>2008-12-12T17:04:51.743-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='atopik egzama'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sağlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='egzama'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='atopik dermatit'/><title type='text'>ATOPİK EGZAMA TEDAVİSİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R-9mEW4xT_I/AAAAAAAAAIY/xncnkmgNe0U/s1600-h/ekzema3.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R-9mEW4xT_I/AAAAAAAAAIY/xncnkmgNe0U/s200/ekzema3.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5183473921175932914" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Almanya'nın Münster Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Thomas Luger, atopik egzama tedavisinde son yıllarda yeni bir dönem başladığını belirterek, geliştirilen kortizon içermeyen, topikal kalsinörin inhibitörlerin sistemik dolaşıma geçişinin minimal olduğunu söyledi. &lt;br /&gt;Atopik egzama tedavisindeki gelişmelerle ilgili konferans vermek üzere Türkiye'de bulunan Luger, AA muhabirine yaptığı açıklamada, atopik ekzemanın derinin enflamasyonu ile oluşan kronik bir hastalık olduğunu söyledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın, derinin kızarması ve kaşıntıyla başladığını ifade eden Luger, şiddetli durumlarda kabuklanma ve sızıntı görüldüğünü bildirdi. Luger, "Ancak vakalar çoğunlukla hafif ve orta şiddettedir." dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Luger, hastalığın tedavi yöntemleriyle ilgili bir soru üzerine, hastaların her safhada nemlendirici kullanmalarının yararlı olduğunu belirterek, alevlenmelerin şiddetlenmesi halinde antienflamatuar ilaçlar alınmasının gerekli olduğunu bildirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın tedavisi için birkaç yıl öncesine kadar sadece topikal steroidlerin kullanıldığını anlatan Luger, ancak hastaların çoğunun, kortizon içeren bu ilaçların uzun dönemli kullanımında derinin incelmesi, atrofi ve taleanjektazi, yani damarların yüzeyde belirginleşmesi gibi yan etkilerden çekindiklerini kaydetti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavide Yeni Dönem&lt;br /&gt;Hastalığın tedavisinde geliştirilen yöntemlerle ilgili bir başka soruya karşılık da Luger, atopik egzama tedavisinde son yıllarda yeni bir dönem başladığını bildirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Luger, bu hastalığın tedavisi için 50 yıl boyunca kortizonlu steroidlerin kullanıldığını, ancak son yıllarda kortizon içermeyen topikal kalsinörin inhibitörlerin geliştirildiğini belirtti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Luger, bunların en büyük avantajlarından birinin, topikal steroidler kullanıldığında görülen yan etkilerin ortaya çıkmaması olduğunu söyledi. Luger, "En önemli avantajı da steroidlere oranla sistemik dolaşıma geçişi minimaldir. Böylece sistemik etkiler görülmez" diye konuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topikal kalsinörin inhibitörlerinin, "pimekrolimus" ve "takrolimus" olduğunu kaydeden Luger, Türkiye'de sadece "pimekrolimus"un bulunduğunu belirtti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atopik egzamanın alevlenmelerle seyrettiğini anlatan Luger, tam bir iyileşme sağlanamayacağını, ancak, alevlenmelerin tekrarlamasının azaltılmasının önemli olduğunu söyledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakın zamana kadar atopik egzamanın kontrol altına alınamadığını ifade eden Luger, ancak gelişmelerin bu durumu ortadan kaldırdığını söyledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Luger, "Önceki tedavi yönteminde kullanılan kortikosteroidlerin yan etkilerinden dolayı uzun dönemde kullanılmaları mümkün değildi. Geliştirilen streoid içermeyen pimekrolimus etken maddeli kremler, semptomlar başladığında uygulanmalı ve kızarıklık tamamen geçinceye kadar devam edilmelidir" diye konuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Luger, bununla ilgili klinik çalışmalarda, alevlenmelerin kontrolünün sağlanabildiğinin ve hastaların yaşam kalitesinin arttığının ortaya konduğunu bildirdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-2582971264640640390?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/2582971264640640390/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=2582971264640640390' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/2582971264640640390'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/2582971264640640390'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/03/atopik-egzama-tedavisi.html' title='ATOPİK EGZAMA TEDAVİSİ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R-9mEW4xT_I/AAAAAAAAAIY/xncnkmgNe0U/s72-c/ekzema3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-7435831584773449190</id><published>2008-03-10T03:54:00.000-07:00</published><updated>2008-03-10T03:56:29.515-07:00</updated><title type='text'>TELEFONUN İCADI</title><content type='html'>1876 yılında Alexander Graham Bell telefonu icat ettiğinde, insan iletişiminde yeni bir çığır açıldı. Bell'in buluşundan önce, bir mesajı en hızlı iletmenin yolu, Mors alfabesiyle telgraf hatlarından ulaştırmaktı. Ancak telgraf kullanımında, insan sesinin teller aracılığıyla aktarılmasına olanak yoktu. Kendi dönemine göre yeni bir yöntem sayılan telgraftan önce, acil mesajların atlı ulaklar, duman işaretleri, güvercinler ve gemiler kullanılarak iletilmesi gerekiyordu. 1870'li yıllarda pek çok insan, telgrafı geliştirmek için çaba harcıyordu. Ancak Bell, tek başına ipi göğüslemeyi başardı. Bell, tüm hayatını sağırların eğitimine adamıştı. Bir yandan da telgrafı geliştirmeye ve bu sayede para kazanmaya çalışıyordu. Deneyleri sırasında, bir odadan diğerine gerdiği telin yansıttığı ses titreşimlerini duydu. Bu zayıf sesi, diğer mucitler de duymuş olsalar bile, büyük farklılığı kavrayamadıkları hemen hemen kesindi. Bell, insan kulağının titreşimleri güçlendirmesi konusundaki derin bilgilerinin yardımı ve tel aracılığıyla insan sesinin aktarılmasının mümkün olduğunu kavradı. Böylece, telefon doğdu. On yıl içerisinde, önce Amerika'ya daha sonra da tüm dünyaya yayıldı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-7435831584773449190?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/7435831584773449190/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=7435831584773449190' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/7435831584773449190'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/7435831584773449190'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/03/telefonun-icadi.html' title='TELEFONUN İCADI'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-8778269561012366489</id><published>2008-03-03T14:13:00.000-08:00</published><updated>2008-12-12T17:04:52.080-08:00</updated><title type='text'>satranç(chess)terimlerinin ingilizce karşılıkları</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R8yBAxmdF1I/AAAAAAAAAIA/8BSYwXIEAB0/s1600-h/imagessayyyyyyy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R8yBAxmdF1I/AAAAAAAAAIA/8BSYwXIEAB0/s200/imagessayyyyyyy.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5173651922256467794" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;1-Piyon : Pawn&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-At : Knight &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Fil : Bishop&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-Kale: Rook&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-Vezir: Queen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6-Şah: King &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7-Şah çekmek: Check&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8-Şah mat: Check mate&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9-Rok yapmak: Castling&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9a- Şah kanadına rok yapmak: Kingside Castling  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9b-Vezir kanadına rok yapmak: Queenside Castling &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10-Çok önemli bir taş ya da oyunu kaybettirecek bir hamle yapmak: Blunder&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11-Merkez kareleri(e4-e5-d4-d5): Center&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12-Beraberlik: Draw&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13-İmkansız hamle: Illegal Move&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14- Eğer at tahta üzerinde bir tura başlar ve bu turu aynı noktada sonlandırırsa bu at turu olur:Knigt’s Ture&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15-GM,IM,FM gibi ünvanlar almak için oyuncaların belli bir seviyede performans göstermeleri ve bu perfmansların karşılığında(Bu perfonsmanslar seviyelerinden yüksek olmalıdır) aldıklarına norm denir.Oyuncular unvan alabilmek için 3 norm doldurmalıdır. İngilizde de norm denir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16-Piyon son sıraya geldiğinde vezir yerine başka bir taş alınması durumu: Underpromotion&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17-Önemli olduğu halde piyonlar atrafından korunamayacak halde olan Türkçe’si zayıf kare olan kare: Weak Square&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18-Hamle seçemeyeceğiniz sadece tek bir şansınızın olduğu durumlarda kullanılır.Tek bir hamle yapabiliyorsanız buna Zugzwang denir.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-8778269561012366489?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/8778269561012366489/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=8778269561012366489' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/8778269561012366489'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/8778269561012366489'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/03/satranchessterimlerinin-ingilizce.html' title='satranç(chess)terimlerinin ingilizce karşılıkları'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R8yBAxmdF1I/AAAAAAAAAIA/8BSYwXIEAB0/s72-c/imagessayyyyyyy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-6223061636369218091</id><published>2008-02-14T02:12:00.000-08:00</published><updated>2008-12-12T17:04:52.653-08:00</updated><title type='text'>YÜREĞİ SEVGİDEN GEÇEN HERKEZİN SEVGİLİLER GÜNÜ KUTLU OLSUN</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R7QUcqCzrzI/AAAAAAAAAHs/wSuQIhImsUw/s1600-h/valentine-day-main-image.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R7QUcqCzrzI/AAAAAAAAAHs/wSuQIhImsUw/s200/valentine-day-main-image.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5166777155055759154" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-6223061636369218091?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/6223061636369218091/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=6223061636369218091' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6223061636369218091'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6223061636369218091'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/02/yrei-sevgiden-geen-herkezin-sevgililer.html' title='YÜREĞİ SEVGİDEN GEÇEN HERKEZİN SEVGİLİLER GÜNÜ KUTLU OLSUN'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R7QUcqCzrzI/AAAAAAAAAHs/wSuQIhImsUw/s72-c/valentine-day-main-image.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-2419865135428823389</id><published>2008-02-14T02:11:00.000-08:00</published><updated>2008-02-27T10:47:12.166-08:00</updated><title type='text'>14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ  VE SEVGİ MESAJLARI</title><content type='html'>Sesini duysam da her an yüzünü görmek gibi değil, özlediğimi bil her an çünkü hiç bir şey seni sevmek gibi değil! Seni o kadar çok özledim ki... Sevgililer gününde yanında olup sana sarılmak için çıldırıyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana bahçeden gül değil güneşten atom koparıp getirmek istiyorum ama kalbim gibi ellerin de yanar diye korkuyorum. Sevgililer günün kutlu olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorsun her gökkuşağının bittiği yerde bir hazine saklanırmış. Eskiler böyle der. Gökkuşağını takip ettim geçenlerde sende bitti... En değerli hazinemsin benim, canımsın. Sevgililer günümüz kutlu olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni tahmin edeceğin kadar değil, tahammül edemeyeceğin kadar çok seviyorum. Sana "sevgilim!" diyebildiğim için kendimi çok şanslı görüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni yıldızlara benzetiyorum onlar kadar uzak onlar kadar erişilmezsin ama bir farkın var onlar bin tane sen bir tanesin. Sevgililer günün kutlu olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni karanlıktan aydınlığa, yalandan gerçeğe, ölümden ölümsüzlüğe götürdüğün için teşekkürler. Seni seviyorum. Daha nice günlere hep birlikte canım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasamak özlemsiz, özlem sevgisiz, sevgi sensiz olmaz! Unutma ki sevmek daima beraber olmak değil, sensizken bile seninle olabilmektir... Bu sevgililer gününde yanında değilim belki ama özlemim sevgim hep seninle. Seni seviyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni denizdeki kumlar, gökteki yıldızlar, ormandaki ağaçlar, dünyadaki insanlar, okyanustaki sular, sahildeki martılar ve güneşin ışıklarından daha çok seviyorum. Birlikte daha güzel günlere gitmemiz dileğiyle sevgililer günün kutlu olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir demet gül vermek isterim sana. Güllerden güzelsin aslında. Gülü bir gün, seni sonsuza dek seviyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer gökyüzü bir parça kâğıt, deniz bir şişe mürekkep olsaydı yine de sana olan duygularımı yazmaya yetmezdi. Seni o kadar çok seviyorum ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı rüyalar diğerlerinden daha uzun sürer. Bazıları da çok çok güzel. Benim en uzun ve en güzel rüyam şu an bu mesajı okuyor. Sevgililer günün kutlu olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen günesin doğduğu, karanlığın bittiği yerdesin sen hep kalbimde yatan tek sevgilimsin. Sevgililer günün kutlu olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana dalgalardan kalem yaptım ve kıyıya seni seviyorum yazdım, sen de inandın değil mı? Sen delisin, seni sevmedim, sana bağlandım sana taptım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün her zamankinden farklı bir şey yapayım dedim olmadı yine sana defalarca asık olup seni düşündüm... Sevgililer günün kutlu olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sevgililer gününde beyaz bir güvercin yolluyorum sana kanatlarında mutluluk, yüreğinde sevgi ve sadakat, kar beyaz tüylerinde umut ve gagasında iyi geceler öpücüğü, yanağını uzat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar tanıdım yıldızlar gibiydi, hepsi parlıyordu. Ama ben seni, güneşi seçtim, bir güneş için bin yıldızdan vazgeçtim. Sevgililer günümüz kutlu olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün mevsimleri bir günde, bütün yılları bir mevsimde yasamaya razıyım seninle... Daha nice sevgililer gününü beraber geçirmek dileğiyle..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana bir günün 24 saat, bir saatin 60 dakika ve bir dakikanın 60 saniye olduğu öğretildi ama sensiz gecen bir saniyenin sonsuzluk kadar uzun olduğu öğretilmedi. Yaşamımızın her anında birlikte olmamız dileğiyle sevgilim... Sevgililer günümüz kutlu olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadar güzelsin ki yüzüne bakamıyorum. Titriyor ellerim, ellerini tutamıyorum. Öylesine bağlanmışım ki sensiz duramıyorum. Sevgililer günün kutlu olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönlüme taht kurdun, gönlümün sultanı oldun, gece gökyüzünde parlayan yıldızım, sabah ise ruhuma doğan güneşim oldun. Sevgililer günün kutlu olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgililer gününde belki yanında değilim ama dünde, bugünde, yarında yüreğin kadar yanındayım. Kendini yalnız hissettiğinde elini kalbine koy ben hep ordayım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen dünyaya sürgün bir meleksen ve ben seni o kadar çok seveceğim ki bir daha cennetine geri dönmek istemeyeceksin... Sevgililer günün kutlu olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrılık küçük sevgileri oldurur ama büyük sevgileri güçlendirir. Tıpkı rüzgârın mumu söndürüp yangını güçlendirdiği gibi... Bizim de sevgimiz hep yasayacak ve daha da güçlenecek sevgilim. Nice sevgililer günlerinde birlikte olmak dileğiyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün gece sen uyurken kızıla boyadım denizleri, uçurumdan attım sessizliği, haber saldım rüzgârlara fısıldasınlar seni ne çok sevdiğimi ve özlediğimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana dijital bir gül yolluyorum, çünkü uzaklarda elimden ancak bu kadarı geliyor. Ama bil ki gerçeğini, gözlerinin içine bakarak vermek isterdim. Ve seni sevdiğimi fısıldamak.. Sevgililer günümüz kutlu olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen benim hayatımda olduğun surece, ne sen kimseye rakip ne de kimse sana rakiptir. Daha nice sevgililer gününde beraber olmayı diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güller anlatsın sana olan sevgimi, güller anlatsın yansızlığımı, çaresizliğimi. Yavaş yavaş eriyen yüreğimi güller anlatsın ben anlatamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öperim dudaklarından gül kokulu yanaklarından her dem gözlerimin hapsindesin kalbimin tek sahibisin... Sevgililer günün kutlu olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneşin doğduğu da bir gerçek battığı da... Kalbimin attığı da bir gerçek, günün bittiği de... Ne çıkar tüm gerçekleri saysak tek tek. Seni seviyorum, işte o en büyük gerçek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüreğimdeki tek arzu, hayalimdeki tek tutku, beni yaşatan tek duygu senmişsin bebeğim... Sevgililer gününü kutluyorum. Daha nice yıllara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni sevdiğim kadar yasasaydım olumsuzluğun adını aşk koyardım... Sevgililer günün kutlu olsun biricik aşkım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğan her günün sabahında içimde gözlerini görebilmek aşkı olmasa, inan hiç bir şeye değmezdi yasamak. Sevgililer günün kutlu olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana doğru bir kelebek uçurdum, dağları denizleri astı seni buldu, yanağına ufacık bir öpücük kondurdu. Hissettin mi? Sevgililer günün kutlu olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yudum sevgi koskoca bir okyanusa bedeldir. Simdi uzaklarda senin bir yudum sevgine hasretim sevgilim. Seni hasretimi tüketircesine kucaklıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana yıldızlar kadar yakın olmak isterdim her baktığında beni görebilmen için, sana bulutlar kadar yakin olmak isterdim üzüldüğünde gözyaşlarını yağmur olup silebilmek için, sana sen kadar yakin olmak isterdim ki beni, seni sevdiğim kadar sevebilmen için. Sevgililer günün kutlu olsun biriciğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kus olup gitsem, assam su enginleri, varsam senin yanına. Öpsem doyasıya, koklasam seni, en büyük hediye odur bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulutlara yükledim hasretimi, rüzgârlarla yolladım sevgimi, yağmurlar yağdırdım gözyaşlarımla küçük melekler gönderdim seni öpmeye! Sevgililer günün kutlu olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maviler giyer bulut olurum, yeşiller giyer bahar olurum, bakarsın bir gün beyazlar giyer senin olurum. Sevgililer günün kutlu olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgililer öpüşürken neden gözlerini kapatır bilir misin? Çünkü gözleriyle değil de kalpleriyle görmek isterler. Yanı hissetmek isterler. Ben de seni ruhumun derinliklerinde hissediyorum sevgilim çünkü seni çok seviyorum. Sevgililer günümüz kutlu olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen çöllerde serap gibisin, engin denizlerde yakamoz gibisin, ışığım sensin, güneşim sensin... Bil ki çok özlendin... Sevgililer günün kutlu olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hanı en güzel aşklar imkansız gelir ya insana, imkansız olduğun için aşığım sana!.. Sevgililer günü kutlu olsun bir tanem, seni çok seviyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerin nehir kirpiklerin köprü olsa, ben üzerinden geçerken ipler kopsa ve düştüğüm yer dudakların olsa. Sevgililer gününde bir öpücük borçlusun bana...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl ki uzaktaki yıldız parlak gelirse insana, uzakta olduğun için tutkunum sana! Hanı en güzel asklar imkânsız gelir ya insana, imkânsız olduğun için tutkunum sana. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen çöllerde serap, engin denizlerde yakamoz, ormanın derinliklerinde ki huzur gibisin, ışığım sensin, güneşimsin... Bil ki çok özlendin... Sevgililer günün kutlu olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denizi içerken maviler takıldı boğazıma, karaya vuran balık gibi çırpınıyorum. Mavi gözlerini özlüyorum. Sevgililer günün kutlu olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi gel tut ellerimi! Benimle yan! Benimle meydan oku her çaresizliğe! Benimle uyu benimle uyan. Birlikte varalım nice yıllara&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-2419865135428823389?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/2419865135428823389/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=2419865135428823389' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/2419865135428823389'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/2419865135428823389'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/02/14-ubat-sevgililer-gn-mesajlari.html' title='14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ  VE SEVGİ MESAJLARI'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-8709803126558633389</id><published>2008-02-06T13:59:00.001-08:00</published><updated>2008-02-06T13:59:43.574-08:00</updated><title type='text'>SAĞLIĞA FAYDALI BİTKİLER</title><content type='html'>&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-8709803126558633389?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/8709803126558633389/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=8709803126558633389' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/8709803126558633389'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/8709803126558633389'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/02/salia-faydali-bitkiler.html' title='SAĞLIĞA FAYDALI BİTKİLER'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-3646362545597513444</id><published>2008-02-06T13:54:00.000-08:00</published><updated>2008-02-06T13:55:30.823-08:00</updated><title type='text'>MAYDONOZ(midenuvaz)</title><content type='html'>Faydası : İdrar söktürür. İştah açar. İltihaplı yaraların iyileşmesini sağlar. Aybaşı sancılarını keser. Sürmenajda faydalıdır. Yüksek tansiyonu düşürür. Kalbin yorulmasını önler. Kansızlığı giderir. Kansere karşı korur. Karaciğer şişliğini giderir. Safra akışını kolaylaştırır. Vücuttaki zehirli maddelerin atılmasını kolaylaştırır. Vücutta biriken suyu boşaltır. Böbrek taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Romatizmada faydalıdır. Mide ve bağırsaklarda gaz birikmesini önler. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Anne sütünü azaltır ve böylelikle memelerin şişmesini önler. Cinsel istekleri artırır. Görme gücünü artırır. Böbrek iltihabı olanlar maydanoz yememelidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-3646362545597513444?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/3646362545597513444/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=3646362545597513444' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/3646362545597513444'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/3646362545597513444'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/02/maydonozmidenuvaz.html' title='MAYDONOZ(midenuvaz)'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-7573998614968505418</id><published>2008-02-06T13:53:00.000-08:00</published><updated>2008-02-06T13:54:36.780-08:00</updated><title type='text'>ISSIRGAN OTU (urtica urenus) :</title><content type='html'>Isırgangillerden ilkbaharda yetişen, her tarafı sert tüylerle kaplı bir büyük ottur. Tüylerinin içeriğinde formik asit vardır. Sürüldüğü yeri kaşındırır ve yakar. Tohumları da kullanılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faydası : Dıştan tatbik edildiği zaman, iç organlarda biriken kanı çeker. Romatizma ve mafsal ağrılarını dindirir. Burun kanamasını keser. Egzamanın şikayetlerini giderir. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Böbrek kumlarını döker. Balgam söktürür. Haricen tatbik edildiği zaman, dalak hastalıklarına ve çıbanlara da faydalıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-7573998614968505418?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/7573998614968505418/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=7573998614968505418' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/7573998614968505418'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/7573998614968505418'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/02/issirgan-otu-urtica-urenus.html' title='ISSIRGAN OTU (urtica urenus) :'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-4621105621108008493</id><published>2008-01-28T14:16:00.000-08:00</published><updated>2008-12-12T17:04:52.882-08:00</updated><title type='text'>AŞURE AŞURENİN YAPILIŞI</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R55UmIK6pBI/AAAAAAAAAHk/A5vfydHUzEI/s1600-h/images2222222222222.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R55UmIK6pBI/AAAAAAAAAHk/A5vfydHUzEI/s200/images2222222222222.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5160655237018199058" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;1,5 su bardağı aşurelik buğday &lt;br /&gt;yarım su bardağı nohut &lt;br /&gt;yarım su bardağı kurufasulye &lt;br /&gt;yarım su bardağı kuru üzüm &lt;br /&gt;10-15 adet kuru kayısı &lt;br /&gt;1 su bardağı yer fıstığı &lt;br /&gt;7-8 adet kuru incir (ben evdekiler yemediği için tercih etmiyorum) &lt;br /&gt;1 adet elma &lt;br /&gt;2 su bardağı şeker &lt;br /&gt;tuz &lt;br /&gt;1 su bardağı iri çekilmiş ceviz yada fındık içi &lt;br /&gt;tarçın&lt;br /&gt;YAPILIŞI;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nohut ve kuru fasulyeyi 1 gece önceden aynı kapta ıslatın. Daha sonra suyunu süzüp, düdüklü tencereye aktarın. Üzerini iki parmak geçecek şekilde soğuk su ilave edip 30-35 dakika kadar kaynatın. &lt;br /&gt;Buğdayları güzelce yıkadıktan sonra suyunu süzün. Sıcak su ile akşamdan ıslatın. Bir tencereye aktarın. Buğdayların üzerine dört parmak geçecek şekilde soğuk su ile yumuşayana kadar kaynatın. &lt;br /&gt;Kayısı, üzüm ve inciri güzelce çöplerini ayıklayın ve yıkaın. Kayısılar ı tavla zarı büyüklüğünde doğrayın. Bir tencereye kayısı ve  üzümleri aktarın ve bunların üzerlerini iki parmak geçen soğuk su ile 10-15 dakika kadar kaynatın. &lt;br /&gt;Büyükce bir tencereye kaynatılmış nohut ve fasulyeyi, buğdayı ve kuru meyvaları sularıyla beraber aktarın. Suyu yeterli değilse yeterince kaynamış su ilave edin.( baklagillere sonradan ilave edilen soğuk su sertleştirir.aşure piştikten 1 saat kadar sonra katılaşmaya başlıyor. Tencerenin altını orta hararetli ateşe getirin. Kaynamaya başlayınca şekerini ilave edin. Şekerin mikaterını kendi damak zevkinize göre ayarlayabilirdiniz.)10-15 dakika kadar daha kaynatın. &lt;br /&gt;Altını kapatın. Tavla zarı büyüklüğünde doğranmış elmaları, incirleri  ve yer fıstığını ilave edin. Bir çimdik tuz katın ve karıştırın. (koyu kıvamlı bir aşure isteyenler bu noktada 1 su bardağısoğuk su ile inceltilmiş 1 çorba kaşığınışasta ilave edebilirler) &lt;br /&gt;Tarçın ve cevizi servis tabaklarına koyduktan sonra üzerine serpin. Eğer cevizi tencereye karıştırırsanız aşureniz kararır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-4621105621108008493?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/4621105621108008493/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=4621105621108008493' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/4621105621108008493'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/4621105621108008493'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/01/aure-aurenin-yapilii.html' title='AŞURE AŞURENİN YAPILIŞI'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R55UmIK6pBI/AAAAAAAAAHk/A5vfydHUzEI/s72-c/images2222222222222.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-4971391161868615401</id><published>2008-01-19T17:04:00.001-08:00</published><updated>2008-01-19T17:04:43.281-08:00</updated><title type='text'>SUÇİÇEĞİ (VARİSELLA)</title><content type='html'>Suçiçeği ya da varisella, herhangi bir yaşta ortaya çıkabilirse de daha çok çocuklarda görülen bir bulaşıcı hastalıktır. Bu hastalığın tipik özellikleri ateşle seyretmesi ve deride ortaya çıkan kabartılardır. Suçiçeği adının da bu kabartıların birkaç saat içinde içi saydam sıvıyla dolu kesecikler haline gelmesiyle ilişkili olduğu söylenmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-4971391161868615401?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/4971391161868615401/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=4971391161868615401' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/4971391161868615401'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/4971391161868615401'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/01/suiei-varisella.html' title='SUÇİÇEĞİ (VARİSELLA)'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-8047827214509148310</id><published>2008-01-19T17:03:00.001-08:00</published><updated>2008-01-19T17:03:58.618-08:00</updated><title type='text'>SUÇİÇEĞİNİN NEDENLERİ</title><content type='html'>Bu hastalık özellikle on yaşın altındaki çocukları etkileyen salgınlar şeklinde ortaya çıkar. Varisella zoster virüsünden kaynaklanır ve olağanüstü bir bulaşıcılığa sahiptir. Her ne kadar bu hastalığı geçirmekle yaşam boyu bağışıklık kazanılırsa da, virüs uyku halinde bekleyip daha sonra yetişkinlik çağında kendini herpes zoster yani zona olarak gösterebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-8047827214509148310?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/8047827214509148310/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=8047827214509148310' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/8047827214509148310'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/8047827214509148310'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/01/suieinin-nedenleri.html' title='SUÇİÇEĞİNİN NEDENLERİ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-2457086190194796388</id><published>2008-01-19T17:01:00.000-08:00</published><updated>2008-01-19T17:03:17.812-08:00</updated><title type='text'>SUÇİÇEĞİNİN BELİRTİLERİ</title><content type='html'>Enfeksiyondan sonra 14 ila 21 günlük bir kuluçka devresi vardır. Daha sonra çocuk ateşlenir ya da hafif bir titreme görülür veya kusma ile sırt ve bacaklarda ağrı gibi şikayetlerle kendini daha hasta hissedebilir. Hemen hemen aynı zamanda, sırt ve göğüste, bazen de alın çevresinde. Daha nadiren kol ve bacaklarda çok sayıda kırmızı ve kaşıntılı kabartı oluşur. Bu kabartılar birkaç saat içinde saydam bir sıvıyla dolu kesecikler haline gelir. Bu keseciklerin görülmesi birkaç gün devam eder ve ikinci günden itibaren içerikleri irine dönüşüp, bir iki gün içinde patlayabilir ya da kuruyup büzüşerek tepelerinde kahverengimsi kabuklar oluşur. Bu küçük kabuklar bir haftaya varmadan pullanarak dökülür ve iyileşme tamamlanır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-2457086190194796388?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/2457086190194796388/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=2457086190194796388' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/2457086190194796388'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/2457086190194796388'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/01/suieinin-belirtileri.html' title='SUÇİÇEĞİNİN BELİRTİLERİ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-9182094533771733922</id><published>2008-01-05T11:21:00.001-08:00</published><updated>2008-01-05T11:23:52.452-08:00</updated><title type='text'>CİLT BAKIMI İÇİN BİTKİSEL YAĞLAR</title><content type='html'>Gül Yağı: Her tür cilt tipi için uygundur. Nemlendirici olarak kullanılabilir. Yumuşatıcı ve rahatlatıcı etkiye sahiptir &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayçiçeği yağı: Özellikle hassas ciltler için kullanılabilir. Nemlendirici ve besleyici özelliğe sahiptir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tatlı Badem Yağı: Tüm cilt tipleri için idealdir. Nemlendirici özelliğe sahiptir. Protein, vitamin ve mineraller açısından zengindir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biberiye Yağı: Ciltte derinlemesine temizlik sağlar ve mikrop kırıcı özelliğe sahiptir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buğday Yağı: Yıpranmış ciltleri besleyici özelliği vardır. E vitamini yönünden oldukça zenginolmakla beraber D vitamini, A vitamini, protein ve mineraller içerir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardıç Yağı: Yağlı ciltlerin temizliğinde ve sivilcelerin giderilmesinde etkilidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bergamot Yağı: Yağlı cilde sahip olanlar için idealdir. Hassas cilde sahip olanlara önerilmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keten yağı : Cilt bakımında kullanılır. Cildi parlatıcı etkisi vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havuç  Yağı: Bütün cilt tipleri için uygundur. Özellikle cilt temizliği için idealdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jojoba Yağı: Tüm cilt tipleri için uygundur. A vitamini açısından zengindir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hindistancevizi Yağı: Cildi nemlendirir ve besler. Bütün cilt tiplerine uygundur &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avokado Yağı : Kuru ve pul pul olmuş ciltler için birebirdir. A vitamini, B vitamini, E vitamini ve D vitamini içerir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lavanta Yağı: Hassas ciltler besleyici olarak, yağlı ciltler sivilce tedavisinde kullanabilirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Limon Yağı: Yağlı cilde sahip olanlar sivilcelerin ve siyah noktaların tedavisinde kullanabilirler. Hassas cilde sahip olanlar seyrelterek kullanmalıdırlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayısı  Çekirdeği Yağı: Tüm cilt tipleri için uygundur. Sivilcelerin tedavisinde ve cilt temizliğinde kullanılır. A vitamini ve mineraller yönünden zengindir. NOT:Kayısı yağı cilt için kullanılmaz. Cilt için kullanılacak yağ kayısı çekirdeği yağıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mandalina Yağı: Vücudumuzdaki çatlakların ve gevşemelerin tedavisinde faydalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır Yağı : Tüm ciltler için uygundur.Fazla miktarda E vitamini içerdiğindencilt bakımında idealdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nerolin Yağı : Günlük cilt bakımımızı yaparken nemlendirici olarak kullanabiliriz. Özellikle olgun kuru ve narin ciltler için idealdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasemin : Kuru ciltler için uygundur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Papatya Yağı: Hassas ve kuru ciltler için idealdir. Yumuşatıcı ve rahatlatıcıdır. Ayrıca sivilcelerin giderilmesinde kullanılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Susam yağı : Cildi besleyici etkisi vardır.. E vitamini yönünden zengindir. Protein, mineral ve amino asitler içerir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Portakal Yağı: Kuru ciltler için idealdir. Ayrıca kırışıklık için kullanılabilir. İyi bir cilt temizleyicidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeytinyağı : Cildi besleyici ve nemlendirici özelliği vardır. &lt;br /&gt;YAZILAR İNTERNETTEN ALINTIDIR &lt;br /&gt;ng&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-9182094533771733922?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/9182094533771733922/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=9182094533771733922' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/9182094533771733922'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/9182094533771733922'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2008/01/cilt-bakimi-iin-bitkisel-yalar.html' title='CİLT BAKIMI İÇİN BİTKİSEL YAĞLAR'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-3023195401420283590</id><published>2007-12-09T14:30:00.001-08:00</published><updated>2007-12-09T14:30:32.532-08:00</updated><title type='text'>KEMOTERAPİ NEDİR</title><content type='html'>Kemoterapinin kelime anlamı "ilaçla tedavi"dir. Bir çok kişi onkolojik hastalıkların  (vücudunuzun herhangi bir yerinde oluşan tümör ya da ur gibi hastalıklar) tedavisi için kemoterapi almaktadır. Bu nedenle onkolojik hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar sıklıkla "kemo-terapötikler" ya da "antineoplastik ilaçlar" olarak adlandırılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemoterapi tek başına kullanılabileceği gibi radyoterapi ile birlikte, ameliyattan önce ya da sonra uygulanabilmektedir. Kemoterapide bir çok değişik ilaç kullanılmaktadır. Tedavinizde tek bir ilaç kullanılabileceği gibi bir kaç ilaç birlikte de kullanılabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-3023195401420283590?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/3023195401420283590/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=3023195401420283590' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/3023195401420283590'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/3023195401420283590'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2007/12/kemoterapi-nedir.html' title='KEMOTERAPİ NEDİR'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-9007410710347519779</id><published>2007-12-09T14:29:00.001-08:00</published><updated>2007-12-09T14:30:01.623-08:00</updated><title type='text'>KEMOTERAPİ İLAÇLARI NASIL ETKİLER</title><content type='html'>Vücudumuzdaki normal hücrelerin gelişmesi kontrollü bir şekilde oluşurken, tümör hücrelerinde ise hücre çoğalması ve büyümesinin kontrolü bozulmuştur. Kemoterapi ilaçlarının hemen hepsi kan yoluyla vücuda dağılır ve tümörlü hücrelerin bölünüp çoğalmalarını engeller.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemoterapi ilaçları tümörlü hücreleri öldürürken vücudun normal hücrelerini de etkileyebilir. Bu durum çoğunlukla geçici olan yan etkilere neden olabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücudumuzdaki saç kökü, mide barsak sistemi ve kemik iliği hücreleri gibi hızlı bölünen normal vücut hücreleri kemoterapiden en çok etkilenen hücrelerdir. Ancak bu hücrelerin etkilenme düzeyi ilaçlara ve kişiye göre değişiklik gösterir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-9007410710347519779?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/9007410710347519779/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=9007410710347519779' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/9007410710347519779'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/9007410710347519779'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2007/12/kemoterapi-ilalari-nasil-etkiler.html' title='KEMOTERAPİ İLAÇLARI NASIL ETKİLER'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-3023886047824716550</id><published>2007-12-02T12:08:00.001-08:00</published><updated>2007-12-02T12:08:37.263-08:00</updated><title type='text'>KANSER KANSERİ ÖNLEMEDE YARDIMCI YİYECEKLER</title><content type='html'>&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-3023886047824716550?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/3023886047824716550/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=3023886047824716550' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/3023886047824716550'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/3023886047824716550'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2007/12/kanser-kanseri-nlemede-yardimci.html' title='KANSER KANSERİ ÖNLEMEDE YARDIMCI YİYECEKLER'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-2251263025670403780</id><published>2007-12-02T12:07:00.002-08:00</published><updated>2008-12-12T17:04:53.261-08:00</updated><title type='text'>MİDE KANSERİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R1MR4ShhusI/AAAAAAAAAG8/JSUfUFk281s/s1600-R/sebze_resimleri.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R1MR4ShhusI/AAAAAAAAAG8/QDDeT2Zg2vg/s200/sebze_resimleri.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5139471258502675138" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Brokoli, Brüksel lahanası, lahana, bakla, sarımsak, yeşil çay, kara lahana, soğan, portakal ve diğer narenciye meyveleri, domates ve domates ürünleri, tam tahıllar&lt;/strong&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-2251263025670403780?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/2251263025670403780/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=2251263025670403780' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/2251263025670403780'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/2251263025670403780'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2007/12/mide-kanseri.html' title='MİDE KANSERİ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R1MR4ShhusI/AAAAAAAAAG8/QDDeT2Zg2vg/s72-c/sebze_resimleri.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-7687930338049346325</id><published>2007-12-02T12:07:00.001-08:00</published><updated>2007-12-02T12:07:38.386-08:00</updated><title type='text'>PROSTAT KANSERİ</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Brezilya fındığı, Brüksel lahanası, brokoli, lahana, kanola yağı, karnabahar, kara lahana, az yağlı süt ürünleri, zeytinyağı, fıstık yağı, soya ürünleri, domates ve domates ürünleri&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-7687930338049346325?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/7687930338049346325/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=7687930338049346325' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/7687930338049346325'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/7687930338049346325'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2007/12/prostat-kanseri.html' title='PROSTAT KANSERİ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-6580542712181352536</id><published>2007-12-02T12:06:00.002-08:00</published><updated>2008-12-12T17:04:53.498-08:00</updated><title type='text'>PANKREAS KANSERİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R1MSUihhutI/AAAAAAAAAHE/srR0Pze6OPc/s1600-R/images22.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R1MSUihhutI/AAAAAAAAAHE/0mbn2XEj7Ss/s200/images22.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5139471743833979602" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Baklagil, çay, domates ve domates ürünleri&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-6580542712181352536?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/6580542712181352536/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=6580542712181352536' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6580542712181352536'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6580542712181352536'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2007/12/pankreas-kanseri.html' title='PANKREAS KANSERİ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R1MSUihhutI/AAAAAAAAAHE/0mbn2XEj7Ss/s72-c/images22.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-2005216420422527080</id><published>2007-12-02T12:06:00.001-08:00</published><updated>2007-12-02T12:06:36.283-08:00</updated><title type='text'>YUMURTALIK KANSERİ</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Brokoli, Brüksel lahanası, lahana, karnabahar, kara lahana ve diğer yeşil yapraklı sebzeler, sarı-turuncu sebzeler. &lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-2005216420422527080?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/2005216420422527080/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=2005216420422527080' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/2005216420422527080'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/2005216420422527080'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2007/12/yumurtalik-kanseri.html' title='YUMURTALIK KANSERİ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-6590584434539303577</id><published>2007-12-02T12:05:00.002-08:00</published><updated>2007-12-02T12:06:08.121-08:00</updated><title type='text'>AKCİĞER KANSERİ</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Brezilya fındığı, brokoli, Brüksel lahanası, lahana, havuç ve diğer sarı turuncu sebzeler, karnabahar, acı biber, kara lahana, düşük yağlı süt ürünleri (kaymağı alınmış süt hariç), soğan, portakal, ıspanak, diğer yeşil yapraklı sebzeler, domates ve domates ürünleri&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-6590584434539303577?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/6590584434539303577/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=6590584434539303577' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6590584434539303577'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6590584434539303577'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2007/12/akcier-kanseri.html' title='AKCİĞER KANSERİ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-145098346353216055</id><published>2007-12-02T12:05:00.001-08:00</published><updated>2008-12-12T17:04:53.709-08:00</updated><title type='text'>KARACİĞER KANSERİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R1MTFChhuuI/AAAAAAAAAHM/1VyRo_gZz7w/s1600-R/imagess.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R1MTFChhuuI/AAAAAAAAAHM/nJDchcSSykQ/s200/imagess.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5139472577057635042" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sarımsak, yeşil çay&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-145098346353216055?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/145098346353216055/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=145098346353216055' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/145098346353216055'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/145098346353216055'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2007/12/karacier-kanseri.html' title='KARACİĞER KANSERİ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R1MTFChhuuI/AAAAAAAAAHM/nJDchcSSykQ/s72-c/imagess.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-7994234438727984641</id><published>2007-12-02T12:04:00.003-08:00</published><updated>2007-12-02T12:04:53.967-08:00</updated><title type='text'>YEMEK BORUSU KANSERİ</title><content type='html'>Yeşil çay, domates, domates ürünleri&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-7994234438727984641?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/7994234438727984641/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=7994234438727984641' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/7994234438727984641'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/7994234438727984641'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2007/12/yemek-borusu-kanseri.html' title='YEMEK BORUSU KANSERİ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-4668697451060747906</id><published>2007-12-02T12:04:00.001-08:00</published><updated>2007-12-02T12:04:24.567-08:00</updated><title type='text'>KOLON KANSERİ</title><content type='html'>Brezilya fındığı, brokoli, Brüksel lahanası, lahana, havuç, karnabahar, sap kereviz, yağlı balıklar, sarımsak, üzüm ve üzüm suyu, kara lahana, baklagiller, kıvırcık, düşük yağlı süt ürünleri, kabuklu yemişler, yulaf kepeği, tam tahıllar, yoğurt ve diğer fermente süt ürünleri&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-4668697451060747906?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/4668697451060747906/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=4668697451060747906' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/4668697451060747906'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/4668697451060747906'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2007/12/kolon-kanseri.html' title='KOLON KANSERİ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-57769479796955421</id><published>2007-12-02T12:02:00.001-08:00</published><updated>2007-12-02T12:02:51.704-08:00</updated><title type='text'>GÖĞÜS KANSERİ</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Yüzde 1 yağlı süt, elma, buğday kepeği, Brezilya fındığı, baklagiller ve fasulyeler, brokoli, Brüksel lahanası, küçük mantarlar, lahana, havuç ve havuç suyu, kiraz, vişne, yağlı balık (somon, ton), keten tohumu, keten tohumu yağı, sarımsak, kök lahana, düşük yağlı süt ürünleri, kabuklu yemişler, kırmızı turp, soya ürünleri, ıspanak, tam tahıllar, sarı-turuncu sebzeler, yoğurT&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-57769479796955421?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/57769479796955421/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=57769479796955421' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/57769479796955421'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/57769479796955421'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2007/12/gs-kanseri.html' title='GÖĞÜS KANSERİ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-8057598687548697392</id><published>2007-12-02T12:01:00.001-08:00</published><updated>2008-12-12T17:04:53.936-08:00</updated><title type='text'>MESANE KANSERİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R1MTYihhuvI/AAAAAAAAAHU/pQQSP0285-U/s1600-R/images.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R1MTYihhuvI/AAAAAAAAAHU/KiIjbINa8vY/s200/images.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5139472912065084146" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt; Sarımsak, yeşil yapraklı sebzeler, soya ürünleri, çay (yeşil ya da siyah), sarı-turuncu sebzeler, yoğurt ve diğer fermente süt ürünleri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;bu bilgiler internetten alıntıdır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-8057598687548697392?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/8057598687548697392/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=8057598687548697392' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/8057598687548697392'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/8057598687548697392'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2007/12/mesena-kanseri.html' title='MESANE KANSERİ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R1MTYihhuvI/AAAAAAAAAHU/KiIjbINa8vY/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-3866293663896907941</id><published>2007-11-25T04:20:00.001-08:00</published><updated>2007-11-25T04:20:48.590-08:00</updated><title type='text'>ALERJİ NEDİR</title><content type='html'>Allerji günlük konuşmalarda en sık kullanılan tıbbi terimlerden biridir. Pek çok tıbbi problemde allerjiyi sorumlu tutulmaktadır. İyi tanımlanmış allerjik hastalıkların yanında, baş ağrısı, mide ağrısı, hiperaktivite gibi çok değişik belirtiler de bazen allerjiye bağlanmaktadır. Allerjilerin gerçekten yaygın olmasına rağmen, allerji denen çoğu şey aslında allerji değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allerji kelimesi Yunanca'da diğer anlamına gelen allos'dan köken alır. Bu terim bağışıklık sistemi içindeki herhangi bir "değişmiş reaksiyon"u tanımlamak üzere kullanmıştır. Günümüzde allerji, çoğu kişinin sorunsuzca kabul edebileceği bir maddeye karşı olan anormal duyarlılık olarak tanımlanmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişinin allerjik olup olmaması genetik ve çevresel faktörlere bağlıdır. Güçlü bir ailesel allerji öyküsü olan bir kişinin allerjik olma olasılığı, böyle bir öyküsü olmayana göre daha fazladır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalıtıma ek olarak çevrenin de allerji gelişiminde önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Tek yumurta ikizleriyle ilgili çalışmalar bu "genetik olmayan" faktörlerin güçlü rolünü çok iyi ortaya koymaktadır. Genetik yapılarının aynı olmasına rağmen tek yumurta ikizlerinin sadece % 25-50'sinde aynı allerjiler veya aynı allerjik hastalıklar gözlenmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belli bir zaman süresince belli bir allerjenle yüksek düzeyde karşılaşan bir kişinin o allerjene karşı duyarlılık kazanma şansı, daha az karşılaşan kişiye göre daha fazladır. Örneğin, erken yaşlarda yüksek miktarda ev tozu akarıyla karşılaşmanın, daha sonra ev tozu akarına allerjik olma riskini dramatik olarak arttırdığı kesin olarak gösterilmiştir. Ayrıca, özellikle sigara dumanı başta olmak üzere bazı irritanlara maruziyet allerjenlere duyarlılaşmada önemli rol oynamaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-3866293663896907941?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/3866293663896907941/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=3866293663896907941' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/3866293663896907941'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/3866293663896907941'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2007/11/alerji-nedir.html' title='ALERJİ NEDİR'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-983826706005876740</id><published>2007-11-25T04:10:00.000-08:00</published><updated>2008-12-12T17:04:54.391-08:00</updated><title type='text'>ALLERJEN NEDİR ? ALLERJEN NELERDİR?</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R0lmpK40_8I/AAAAAAAAAGs/2IOZh8hfnhA/s1600-h/polen1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R0lmpK40_8I/AAAAAAAAAGs/2IOZh8hfnhA/s200/polen1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5136749707476139970" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R0lmiK40_7I/AAAAAAAAAGk/gfCTZ5ZFfo0/s1600-h/mite2.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R0lmiK40_7I/AAAAAAAAAGk/gfCTZ5ZFfo0/s200/mite2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5136749587217055666" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Organizmada kendisine karşı özgün antikor oluşturan maddeye antijen denir. Bu antijen, allerjik bir durum geliştirirse, o zaman antijene allerjen adı verilmektedir. &lt;br /&gt;. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;POLENLER: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polen bitkilerin erkek tohumudur. Çıplak gözle görülemeyen taneciklerdir. Bu tanecikler genellikle rüzgar yolu ile geniş alanlara dağılırlar. Polenler, çayır-ot (grass) polenleri, ağaç (tree) polenleri ve yabani ot (weed) polenleri olmak üzere genel olarak üçe ayrılır. Bu polenlerin bahar mevsimi içinde belli bir  dağılımları vardır. Polen allerjisi olan hastaların şikayetleri de genellikle bu dağılımla uyumlu olmaktadır (Şekil 1).  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kelp kuyruğu otu&lt;br /&gt; Kelp kuyruğu poleni&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel olarak polenler günün erken saatlerinde atmosfere yayılırlar (Saat 04.00-08.00 arası). Bu yayılışta meteorolojik şartlar da  rol oynar. Yağmur, polenlerin hem sayısı, hem antijenik gücünü artırır. Arkasından gelen açık ve güneşli hava, polen taşıyan keseciklerin açılıp içindekilerinin atmosfere yayılmasını sağlar.&lt;br /&gt;. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MANTAR SPORLARI: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mantarların sporları allerjeniktir. Genellikle orta ısıda ve bol rutubetli yerlerde çoğalırlar. Ev dışında (bitkiler, hayvan artıkları ve toprak üzerinde) ve ev içinde (ıslak zeminler, duşlar, banyo örtüleri, klima ve nemlendirici cihazlar üzerinde) bulunabilirler. Bunların kesin bir mevsimsel periyodu olmamakla birlikte ilkbaharda sıcakların artmasıyla çoğalırlar ve ilk soğuklarla kaybolurlar. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EV TOZU AKARLARI (MITE):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akarlar gözle görülemeyen, çevre koşullarına oldukça dayanıklı olan, sıcak ve nemli ortamlarda kolaylıkla çoğalabilen, ev tozu içinde yaşayan canlılardır. Akarların vücut proteinleri ve dışkıları allerjenik özelliktedir. Akar allerjenleri yastık, yatak, halı ve kumaş kaplı mobilya gibi toz tutan ev eşyalarında yüksek oranda bulunmaktadır. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu allerjenlerin solunum yolu ile alınması, hastada allerjik yakınmaların başlamasına neden olmaktadır. Akarlar insan deri döküntüleri ile beslenmektedir ve insanların bulunduğu ortamlarda yaşarlar. Akarlar insanları ısırmaz, hastalık bulaştırma ve taşınmasına neden olmaz ve genellikle insanların üzerinde barınmazlar. Sadece kişi akarlara karşı duyarlı ise sorun oluşturan canlılardır. Klasik ev haşare ilaçları akarları öldürmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gram ev tozu içinde 100-500 adeti canlı olmak üzere, yaklaşık olarak 19.000 adet akar bulunmaktadır. Yetişkin akarlar ortalama 6 hafta yaşarlar. Dişi akarlar bu süre içinde 40-80 yumurta bırakır. Bir akar yumurtası 4 hafta içinde yetişkin akara dönüşür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAYVAN ORİJİNLİ ALLERJENLER:&lt;br /&gt;Önceleri hayvanlara ait allerji vakaları daha çok kırsal kesimlerde görülürken, evde hayvan besleme alışkanlığında artış nedeniyle bugün şehirlerde yaşayan insanlarda da hayvan orijinli allerjenlere duyarlılık önemli ölçüde artmıştır. Kedi ve köpek allerjenleri en sık karşılaşılan allerjenlerdir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayvan orijinli antijenlerinden en önemlisi kedi allerjenleridir. Kedi beslenmeyen evlerde bile bu allerjenler yaygındır. Kedi allerjenleri asıl olarak hayvanın salyasında bulunmakta ve tüyleri üzerinde taşınmaktadır. Bu allerjenler oldukça yapışkan özelliktedir ve ev içinde duvarlarda ve diğer yüzeylerde bol miktarda bulunabilirler. Hayvanın uzaklaştırılmasından aylar sonra bile allerjenlerin etkileri devam etmektedir &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuş tüyü allerjilerinin bir zaman çok önemli olduğu sanılıyordu. Ancak kuşlar daha çok tüyleri arasında mantarlar ve akarlar için uygun üreme ortamları sağladıkları için allerji gelişimine ve şikayetlerin ortaya çıkmasına neden olurlar. Kuş tüylerine ait olan allerjenik vasıf tüyler eskidikçe kaybolmaktadır. Yoğun kuş kalabalığı olan yerlerde saf kuş tüyü allerjisinin gelişme olasılığı artar. Bu ihtimal kuş yetiştiricilerinde sıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceleri at kılına allerji sıkça rastlanmaktaydı. Ancak günümüzde bu olay sadece at binenlerde veya at bakıcılarında gelişmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAMAMBÖCEĞİ ALLERJENLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle eski binalarda ve birden fazla ailenin yaşadığı apartman türü yapılarda hamamböceği allerjenlerinin bulunması kaçınılmaz bir gerçektir. Hamamböceklerinin tamamen ortadan kaldırılması da çoğu kez mümkün olmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamamböceği allerjenleri ile duyarlılaşmış bir kişi hamamböceklerinin yaşadığı bir ortama girdiğinde  allerjik şikayetleri ortaya çıkmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu haşarelerin yaşamlarını sürdürmelerinde iki temel gereksinim ortamda nem ve gıda artıklarının bulunmasıdır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Organizmada kendisine karşı özgün antikor oluşturan maddeye antijen denir. Bu antijen, allerjik bir durum geliştirirse, o zaman antijene allerjen adı verilmektedir. &lt;br /&gt;. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;POLENLER: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polen bitkilerin erkek tohumudur. Çıplak gözle görülemeyen taneciklerdir. Bu tanecikler genellikle rüzgar yolu ile geniş alanlara dağılırlar. Polenler, çayır-ot (grass) polenleri, ağaç (tree) polenleri ve yabani ot (weed) polenleri olmak üzere genel olarak üçe ayrılır. Bu polenlerin bahar mevsimi içinde belli bir  dağılımları vardır. Polen allerjisi olan hastaların şikayetleri de genellikle bu dağılımla uyumlu olmaktadır (Şekil 1).  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kelp kuyruğu otu&lt;br /&gt; Kelp kuyruğu poleni&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel olarak polenler günün erken saatlerinde atmosfere yayılırlar (Saat 04.00-08.00 arası). Bu yayılışta meteorolojik şartlar da  rol oynar. Yağmur, polenlerin hem sayısı, hem antijenik gücünü artırır. Arkasından gelen açık ve güneşli hava, polen taşıyan keseciklerin açılıp içindekilerinin atmosfere yayılmasını sağlar.&lt;br /&gt;. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MANTAR SPORLARI: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mantarların sporları allerjeniktir. Genellikle orta ısıda ve bol rutubetli yerlerde çoğalırlar. Ev dışında (bitkiler, hayvan artıkları ve toprak üzerinde) ve ev içinde (ıslak zeminler, duşlar, banyo örtüleri, klima ve nemlendirici cihazlar üzerinde) bulunabilirler. Bunların kesin bir mevsimsel periyodu olmamakla birlikte ilkbaharda sıcakların artmasıyla çoğalırlar ve ilk soğuklarla kaybolurlar. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EV TOZU AKARLARI (MITE):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akarlar gözle görülemeyen, çevre koşullarına oldukça dayanıklı olan, sıcak ve nemli ortamlarda kolaylıkla çoğalabilen, ev tozu içinde yaşayan canlılardır. Akarların vücut proteinleri ve dışkıları allerjenik özelliktedir. Akar allerjenleri yastık, yatak, halı ve kumaş kaplı mobilya gibi toz tutan ev eşyalarında yüksek oranda bulunmaktadır. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu allerjenlerin solunum yolu ile alınması, hastada allerjik yakınmaların başlamasına neden olmaktadır. Akarlar insan deri döküntüleri ile beslenmektedir ve insanların bulunduğu ortamlarda yaşarlar. Akarlar insanları ısırmaz, hastalık bulaştırma ve taşınmasına neden olmaz ve genellikle insanların üzerinde barınmazlar. Sadece kişi akarlara karşı duyarlı ise sorun oluşturan canlılardır. Klasik ev haşare ilaçları akarları öldürmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gram ev tozu içinde 100-500 adeti canlı olmak üzere, yaklaşık olarak 19.000 adet akar bulunmaktadır. Yetişkin akarlar ortalama 6 hafta yaşarlar. Dişi akarlar bu süre içinde 40-80 yumurta bırakır. Bir akar yumurtası 4 hafta içinde yetişkin akara dönüşür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAYVAN ORİJİNLİ ALLERJENLER:&lt;br /&gt;Önceleri hayvanlara ait allerji vakaları daha çok kırsal kesimlerde görülürken, evde hayvan besleme alışkanlığında artış nedeniyle bugün şehirlerde yaşayan insanlarda da hayvan orijinli allerjenlere duyarlılık önemli ölçüde artmıştır. Kedi ve köpek allerjenleri en sık karşılaşılan allerjenlerdir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayvan orijinli antijenlerinden en önemlisi kedi allerjenleridir. Kedi beslenmeyen evlerde bile bu allerjenler yaygındır. Kedi allerjenleri asıl olarak hayvanın salyasında bulunmakta ve tüyleri üzerinde taşınmaktadır. Bu allerjenler oldukça yapışkan özelliktedir ve ev içinde duvarlarda ve diğer yüzeylerde bol miktarda bulunabilirler. Hayvanın uzaklaştırılmasından aylar sonra bile allerjenlerin etkileri devam etmektedir &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuş tüyü allerjilerinin bir zaman çok önemli olduğu sanılıyordu. Ancak kuşlar daha çok tüyleri arasında mantarlar ve akarlar için uygun üreme ortamları sağladıkları için allerji gelişimine ve şikayetlerin ortaya çıkmasına neden olurlar. Kuş tüylerine ait olan allerjenik vasıf tüyler eskidikçe kaybolmaktadır. Yoğun kuş kalabalığı olan yerlerde saf kuş tüyü allerjisinin gelişme olasılığı artar. Bu ihtimal kuş yetiştiricilerinde sıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceleri at kılına allerji sıkça rastlanmaktaydı. Ancak günümüzde bu olay sadece at binenlerde veya at bakıcılarında gelişmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAMAMBÖCEĞİ ALLERJENLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle eski binalarda ve birden fazla ailenin yaşadığı apartman türü yapılarda hamamböceği allerjenlerinin bulunması kaçınılmaz bir gerçektir. Hamamböceklerinin tamamen ortadan kaldırılması da çoğu kez mümkün olmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamamböceği allerjenleri ile duyarlılaşmış bir kişi hamamböceklerinin yaşadığı bir ortama girdiğinde  allerjik şikayetleri ortaya çıkmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu haşarelerin yaşamlarını sürdürmelerinde iki temel gereksinim ortamda nem ve gıda artıklarının bulunmasıdır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-983826706005876740?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/983826706005876740/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=983826706005876740' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/983826706005876740'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/983826706005876740'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2007/11/allerjen-nedir-allerjen-nelerdir.html' title='ALLERJEN NEDİR ? ALLERJEN NELERDİR?'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R0lmpK40_8I/AAAAAAAAAGs/2IOZh8hfnhA/s72-c/polen1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-6476000696295377095</id><published>2007-11-24T13:34:00.000-08:00</published><updated>2008-12-12T17:04:54.626-08:00</updated><title type='text'>VENEDİK(VENEDİC)</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R0iaLq40_4I/AAAAAAAAAGM/JZLDpJsB4wA/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R0iaLq40_4I/AAAAAAAAAGM/JZLDpJsB4wA/s200/images.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5136524900297932674" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dünya üzerinde görebileceğiniz en sihirli mekanlardan biridir VENEDİK. Denizin ortasına kondurulmuş muhteşem yapılardan oluşan ve üzerinden geçen yüzyıllardan etkilenmeden günümüze gelen bu güzel şehir , insanın görmeden ve içinde yaşayıp o nemli havasını solumadan gözünde canlandırabileceği bir yer değildir.&lt;br /&gt;Venedik ; kuzey İtalya'nın doğusunda Adriyatik denizi kıyılarında karaya 4 kilometre uzunluğunda kara ve demir yolu köprüsü ile bağlanan , yaklaşık 118 adacık üzerine kurulu bir ada şehirdir.Venedik'te adacıkları birbirinden ayıran 170 kanal ve birbirine bağlayan 400 köprü bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;venedik ; tarih boyunca Avrupanın en önemli ticaret başkentlerinden biri olmuştur. Venedikliler, Türklerden ve Araplardan öğrendikleri sayı sistemi ile ticaret aritmetiğini en üst düzeye çıkarmışlar ve bu nedenle bütün Avrupalı tacirler bu aritmetiği öğrenebilmek için Venedik'te açılan birçok oklula gelerek eğitim almışlardır. Venedik nüfusu o dönemlerde 300.000 civarında iken günümüzde 72.000'e kadar düşmüş ve halen azalmaktadır.Yaşlı nüfusun yoğunlukta olduğu Venedik , artık anakarada bulunan Mestre adı verilen yeni şehre doğru kaymaktadır. Venedik'te yaşayanların %50'den fazlası geçimlerini turizmden sağlamaktadırlar.Bugüne kadar ki rekor bir günde 150.000 turisttir.Bu kadar turistik olması ve herşeyin deniz yoluyla taşınması sonucu fiyatlar İtalya'nın geneline göre %10 daha pahalıdır&lt;br /&gt;Grand Kanal:&lt;br /&gt;Grand kanal Venedik'e geldiğinizde öncelikli olarak görmeniz gereken , Venadik'in ana cadddesidir.Venedik'in karaya bağlandığı noktadan kalkan Vaporetto lardan birine bindiğinizde sizi , bu harikacaddeden sürprizlerle dolu bir rüyaya taşıyacaktır . Evet , Grand kanalda suların üzerinde süzülürken aklınızdan sıkça geçecek bir sorudur bu , acaba rüyada mıyım ? Vapurunuz ilerdeçikçe ne tarafabakacağınızı şaşırırsınız ; bu durumda en iyisi bir gidiş bir de yukarı dönüş turu yapmaktır ki hiçbirşeyi kaçırmayasınız.Öncelikle , Venedik'in kendine has ev mimarisi sizi gülümsetir.Hepsi birbirinden güzel renklere boyanmış suların içinde yüzyıllardır solmayan çiçekler gibidirler ve sanki bunun farkındaymış gibi hepsinin cam içlerinde yine rengarenk çiçekler sizi karşılar.Bir an duraksarsınız bu evlerin kapılarının suya açıldığını farkedince. Grand kanaldan turunuza devam ederken buraya açılan küçük kanalcıklarıgörürsünüz , bazıları sadece gondolların girebileceği genişliktedir.Yolunuz her iki yakasında kimisi baston şekerler gibi boyanmış kimi de ham kütük kazıklar görürsünüz ki bunlar teknelerin park yerleridir.&lt;br /&gt;Sular , gondollar , köprüler derken birden bire karşınıza çıkan San Marco meydanı , katedral , kiliseler , Campanelli , Dükler sarayı ve diğer ihtişamlı binalar Venedik'in bitmeyen güzellikleri olarak kendilerini gösterir.  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;          Rialto Köprüsü:  &lt;br /&gt;Venedik kentinin en renkli mekanlarından biridir Rialto köprüsü . Yalnız iki yakayı birbirine bağlamakla kalmaz ; aynı zamanda cıvıl cıvıl bir alış veriş mekanıdır.Rialto köprüsünün üzerinde , girişinde ve çıkışında birbirinden güzel cam eşyalar , maskeler , kuklalar , ayakkabı-çanta ve meyve sebzeden tutunda şekerleme ve çöreklere kadar satın alabilecek her şeyi bulabilirsiniz.Bütün bu alışveriş keyfinin ötesinde Rialto köprüsünün üzerinden grand kanal manzarası bir harikadır.Altınızdan geçen gondollar,vaporettolar ; içinizi ısıtan güneş veya gecenin içinde ışıl ışıl akan sular, hele bir de binalardan yankılanan gür sesiyle aria söyleyen gondolcular ; işte Venedikte mutlu olmak bu kadar kolay.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-6476000696295377095?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/6476000696295377095/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=6476000696295377095' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6476000696295377095'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/6476000696295377095'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2007/11/venedik.html' title='VENEDİK(VENEDİC)'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R0iaLq40_4I/AAAAAAAAAGM/JZLDpJsB4wA/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-282081339813232692</id><published>2007-11-22T12:41:00.000-08:00</published><updated>2008-12-12T17:04:55.125-08:00</updated><title type='text'>FOTOSHOP SEN NELERE KAADİRSİN ;)</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R0Xr2a40_2I/AAAAAAAAAF8/jZ2NJ5SSMaI/s1600-h/dnmemu7.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R0Xr2a40_2I/AAAAAAAAAF8/jZ2NJ5SSMaI/s200/dnmemu7.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5135770270249058146" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R0Xrt640_1I/AAAAAAAAAF0/D3Ow9ELJKNg/s1600-h/dnme2rs8.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R0Xrt640_1I/AAAAAAAAAF0/D3Ow9ELJKNg/s200/dnme2rs8.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5135770124220170066" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-282081339813232692?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/282081339813232692/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=282081339813232692' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/282081339813232692'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/282081339813232692'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2007/11/fotoshop-sen-nelere-kaadirsin.html' title='FOTOSHOP SEN NELERE KAADİRSİN ;)'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R0Xr2a40_2I/AAAAAAAAAF8/jZ2NJ5SSMaI/s72-c/dnmemu7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-2745487552032589790</id><published>2007-11-18T11:15:00.000-08:00</published><updated>2008-12-12T17:04:55.580-08:00</updated><title type='text'>FAS</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R0CTh640_tI/AAAAAAAAAFA/XS2Ar0ayZBw/s1600-h/fas.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R0CTh640_tI/AAAAAAAAAFA/XS2Ar0ayZBw/s200/fas.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5134265786154942162" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R0CTY640_sI/AAAAAAAAAE4/6jNycQeOcy0/s1600-h/198979.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R0CTY640_sI/AAAAAAAAAE4/6jNycQeOcy0/s200/198979.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5134265631536119490" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlılar’ın Afrika’da ulaşamadıkları tek yer olan Fas; Marakeş, Fez ve Meknes gibi dünyanın en iyi korunmuş ortaçağ şehirleri ve İslamiyet’in görkemli eserleriyle bezenmiş yerleşim birimleriyle ziyaretçilerini hayal kırıklığına uğratmayan, egzotik bir diyar.&lt;br /&gt;Akdeniz ve Atlas Okyanusu’na sahili olan bu ülkede plajlarda güneşin tadını çıkarabilir, çöl safarileri ve dağ köyleri gezilerinde görüntüleri hafızalarınıza ve kameralarınıza kaydedebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Portakal ağaçlarıyla süslü bulvarları, renkli Suk’larıyla (Pazar yeri) meşhur olan Marakeş, Fas Sultanlığı’nın ilk başkenti ve 1062 yılında kurulmuş. Sahra Çölü’ne açılan kervan yollarının bu kuzey kapısına, binalardan yKokluların dışarıya taştığı baharatçılar, halıcılar, kuyumcular, seramikçiler, bakırcılar, tahta oymacıları gün boyu müşterilerini bekliyor. Fas’ta pazarlık etmeden alışveriş yapmayın. Fiyatın dörtte birini ya da yarısını teklif edin. Para biriminin dirhem olduğu ülkede bir dolar yaklaşık olarak 8,6 dirhem civarında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marakeş’in ünlü meydanı Cema ül Fena, zamanın durduğu bir ortaçağ panayırı gibi. Gündüz de hareketli olan meydanda perde akşamüstü 5 gibi iniyor ve ortaya Spielberg’in film platolarını anımsatan bir görüntü çıkıyor. Her türlü yemeği pişirip satan satıcılar, müzisyenler, falcılar, akrobatlar, şifalı ot satıcıları, yılan oynatıcıları, sokak bahisçileri baş aktörler olarak sahnedeki yerlerini alıyorlar. Her gösterinin bir bedeli var. Bahşişleri hazırlayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marakeş’in sembolü olan ve 67 metrelik görkemli minaresiyle dikkat çeken Kutubiye Camii ise yaklaşık 800 yıldır dimdik ayakta. 19. yüzyılda inşa edilmiş olan Bahya Kraliyet Sarayı, Fas’ın en çok fotoğraflanan yerlerinden olan Menara Bahçeleri ve Ahmet El Mansur tarafından 1602’de yaptırılan El Badi Sarayı şehrin mutlaka görülmesi gereken yerlerinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fas’ın kültürel başkenti olan Fez, Arap dünyasındaki en iyi korunmuş ortaçağ şehrinin de merkezi. Eski Fez (Fez ül Bali) dar sokakları, camileri, medreseleri, çarşıları ve atölyeleriyle ünlü. 1357 yılından kalma Bou İnania Medresesi Fas’ta Müslüman olmayanların girebildiği nadir dini eserlerden biri. Çatıdan şehrin güzel manzarasını kaçırmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni Fez’deki (Fez Cedid) başlıca tarihsel yapılar ise renkli minaresiyle ünlü Büyük Cami ve bitişiğindeki Kraliyet Sarayı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Peki Kazablanka’ya ne oldu?” diye soracak olursanız, tavsiyem onu filmlerde bırakmanız. Bu şehir, Mekke’den sonra dünyanın ikinci en büyük camisinin (Kral Hasan) bulunduğu yer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vaktiniz varsa Fas’ta görülecek çok yer var. Bir yandann bembeyaz zirvelere ev sahipliği yapan, kayak pistleriyle süslenmiş Atlas Dağları, diğer taraftan gizemiyle büyüleyen ve büyüklüğüyle insanda hiçlik duygusu yaratan Sahra Çölü. Fas’a gidip de bu yerleri görmezseniz çok şey kaybetmiş olursunuz. ollara, duvarlardan toprağa kadar her yer kızıl olduğundan “Kızıl Şehir” deniyor.&lt;br /&gt;Kokularının dışarıya taştığı baharatçılar, halıcılar, kuyumcular, seramikçiler, bakırcılar, tahta oymacıları gün boyu müşterilerini bekliyor. Fas’ta pazarlık etmeden alışveriş yapmayın. Fiyatın dörtte birini ya da yarısını teklif edin. Para biriminin dirhem olduğu ülkede bir dolar yaklaşık olarak 8,6 dirhem civarında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marakeş’in ünlü meydanı Cema ül Fena, zamanın durduğu bir ortaçağ panayırı gibi. Gündüz de hareketli olan meydanda perde akşamüstü 5 gibi iniyor ve ortaya Spielberg’in film platolarını anımsatan bir görüntü çıkıyor. Her türlü yemeği pişirip satan satıcılar, müzisyenler, falcılar, akrobatlar, şifalı ot satıcıları, yılan oynatıcıları, sokak bahisçileri baş aktörler olarak sahnedeki yerlerini alıyorlar. Her gösterinin bir bedeli var. Bahşişleri hazırlayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marakeş’in sembolü olan ve 67 metrelik görkemli minaresiyle dikkat çeken Kutubiye Camii ise yaklaşık 800 yıldır dimdik ayakta. 19. yüzyılda inşa edilmiş olan Bahya Kraliyet Sarayı, Fas’ın en çok fotoğraflanan yerlerinden olan Menara Bahçeleri ve Ahmet El Mansur tarafından 1602’de yaptırılan El Badi Sarayı şehrin mutlaka görülmesi gereken yerlerinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fas’ın kültürel başkenti olan Fez, Arap dünyasındaki en iyi korunmuş ortaçağ şehrinin de merkezi. Eski Fez (Fez ül Bali) dar sokakları, camileri, medreseleri, çarşıları ve atölyeleriyle ünlü. 1357 yılından kalma Bou İnania Medresesi Fas’ta Müslüman olmayanların girebildiği nadir dini eserlerden biri. Çatıdan şehrin güzel manzarasını kaçırmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni Fez’deki (Fez Cedid) başlıca tarihsel yapılar ise renkli minaresiyle ünlü Büyük Cami ve bitişiğindeki Kraliyet Sarayı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Peki Kazablanka’ya ne oldu?” diye soracak olursanız, tavsiyem onu filmlerde bırakmanız. Bu şehir, Mekke’den sonra dünyanın ikinci en büyük camisinin (Kral Hasan) bulunduğu yer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vaktiniz varsa Fas’ta görülecek çok yer var. Bir yandann bembeyaz zirvelere ev sahipliği yapan, kayak pistleriyle süslenmiş Atlas Dağları, diğer taraftan gizemiyle büyüleyen ve büyüklüğüyle insanda hiçlik duygusu yaratan Sahra Çölü. Fas’a gidip de bu yerleri görmezseniz çok şey kaybetmiş olursunuz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-2745487552032589790?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/2745487552032589790/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=2745487552032589790' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/2745487552032589790'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/2745487552032589790'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2007/11/fas.html' title='FAS'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/R0CTh640_tI/AAAAAAAAAFA/XS2Ar0ayZBw/s72-c/fas.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-1239998266741132339</id><published>2007-11-15T10:16:00.002-08:00</published><updated>2008-12-12T17:04:56.117-08:00</updated><title type='text'>İLK BİLGİSAYARIN İCADI KİM NASIL BULMUŞ</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/RzyN3640_oI/AAAAAAAAAEY/3GLnRTU_2Jw/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/RzyN3640_oI/AAAAAAAAAEY/3GLnRTU_2Jw/s200/images.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5133133667135454850" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İnsanlığın ilk günlerinden beri hesap yapmaya her zaman ihtiyaç duyulmuştur. İlk insanlarda hesaplama; varlıkları başka bir grubun elemanlarıyla eşleştirme yapılarak yapılmıştır. ÖR: Bir sürüdeki koyunları çakıl taşları temsil ediyordu ve bu taşlar bir torbada saklanıyordu. Bir koyun eksilirse bu çakıl taşlardan taş çıkarılıyordu, ya da taş ekleniyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların hesaplama yöntemi ilk kez Abaküsle düzenlenmiştir. Böylece, Pozisyona bağlı sayı gösterimine başlandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşlemler sembolik gösterimlerle ifade edildikten sonra Papirüs denen kağıtlar ve hayvan derileri depolama aracı olmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başta Taşkentli alim Muhammed İbni Musa el Harezmi olmak üzere bazı isimler bilgisayar ve parçalarını bir araya getirmiştir. Günümüzdeki adını El Harezmiden almıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Algoritma bilgisayar programının alt adımlarının gösterimidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1642’de Blaise Pascal eldeki toplama yapan oyuklu makine geliştirdi. 1673’de Gattfried Leibniz çarpma yapan makine geliştirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1801’de Jasoph - Marie Tacguard otomatik dokuma tezgahı icat etti. Bu makine, insan yerine makine kullanımına geçtiği için Fransa’da isyana neden oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1802 yılında Charles Bobboge çalışmaları yetersiz buldu ve Fark Makinesini icat etti. Bu makine için İngiliz Hükümetinden yardım istediği için tarihe geçti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1833’te ise Bobbege Analitik makineyi icat etti. Bu yüzden Babbage’a “Bilgisayarın Babası” dendi. &lt;br /&gt;1925’te Vannevar Bush integral ve diferansiyel alabilen bir analiz makinesi icat etti. 1930’da nihayet dünyanın en büyük hesaplama aygıtı yapıldı. 1935’te Alman Konrad Zuse elektrikli ikili tabanda işlem yapan Z-1 adlı bilgisayarı geliştirdi. 1938’de Z2 tasarlandı. Konrod 2. Dünya savaşından sonra Zürih üniversitesinde Z-4 adlı bilgisayarı geliştirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Dünya Savaşı boyunca uçaksAvarlar için bilgisayara ihtiyaç duyuldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk geniş ölçekli otomatik, elektromekanik bilgisayar Howard Aiku ve Messrs tarafından 1944’te gerçekleştirilen MARK I’dır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1943’te başlanan ENIAL bilgisayarı değişik üniteleri bağlayan, programlanabilen, paralel hesaplama yapan dev bilgisayardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1947’de transistör icat edildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Transistör bilgisayara güvenilirlik ve hız getirdiğinden bir devrim oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1960’da Gene amdahl kesirli sayılarda işlem yapan, ilk TİCARİ BİLGİSAYARI yaptı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1957’ye kadar bilgisayarda bellekler kısaydı. 1957’de RAMAL hard diske sahip ilk bilgisayarı üretti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1958’de elektronik dönem tam anlamıyla başladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun yıllar süren çalışmalardan sonra General Electric Firması, bankacılık işlemlerini son derce kolaylaştıran 32 ERMA adlı bilgisayarı geliştirdi. İlk defa bir bankacılık otomasyonu gerçekleşmişti. Bu olay, daha sonra bankamatikler ve elektronik kişisel bankacılık gibi modern teknolojiler için ilk adım niteliğindeydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ticaret ve işletme sektörlerinin ihtiyacı olan programların yazılması için FORTRAN gibi matematiksel amaçlı geliştirilmiş bir dilin kullanılamayacağı, bunun yerine doğal dile yakın komut ifadeleri olan programlama dillerinin daha kullanışlı olacağı düşüncesiyle 1952 yılından itibaren çalışan Grace Murray Hopper 1960 yılında iş hayatı için gerekli programların yazımı için kullanılabilecek FLOWMATIC adlı programlama dilini üretti. Aynı yıl IBM firması da COMMERCIAL TRANSLATOR (Ticari Çevirmen) adlı bir programlama dilini satışa sundu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1950’li yıllarda bilgisayarlar için yazılan işletim sistemleri programların hızlı bir biçimde sonlanmasını temel ilke olarak alıyor, kullanıcı için hiçbir kolaylık öngörmüyordu. 1961 yılında ilk interaktif (etkileşimli) işletim sistemi olan CTSS (Compatible Time Sharing System), Fernando Corbato tarafından IBM 7090/94 serisi bilgisayarlar için geliştirildi. Bu işletim sistemi, Stibitz’in geliştirdiği uzaktan kumandalı silahlar sayılmazsa, uzaktan erişimi sağlayan ilk bilgisayarların piyasada boy göstermesini sağlamış oldu. &lt;br /&gt;IBM, 1964 yılında ilk geniş ölçekli ve gerçek zamanlı rezervasyon sistemini, Amerikan Havayolları için gerçekleştirdi. Aynı yılın 7 Nisan’ında yine IBM, bilgisayar alanında yeni bir dönemin başlamasını sağlayan, IBM uyumlu bilgisayar ailesinin ilk ferdi olan System/360 adlı makineyi piyasaya sundu. Aynı yıl içinde BASIC programlama dili, John Kemeny ve Tom Kurtz tarafından geliştirildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek çok firma daha büyük ve daha hızlı bilgisayarlar üretmeye çalışırken, Digital Equipment Şirketi, ilk gerçek minibilgisayar olan PDP-8 adlı bilgisayarı geliştirdi. PDP-8’in küçük bir komut seti, ilkel bir mikroprogramlama dili ve harika bir arayüz yeteneği vardı. Bu yüzden, bu bilgisayarlar, telefon hatlarını kullanarak proses kontrol yapabilen çok kullanıcılı sistemler olarak kullanılmıştır. Aynı yıl içinde MIT ile AT&amp;T Bell Laboratuvarları’nın ortak çalışması sonucu, genel amaçlı, ortak bellekli ve çok kullanıcılı bilgisayarlar olan GE 600 seris ilk makine üretilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fairchild Firması’nın 1961 yılında ilk silikon tabanlı entegre devreleri piyasaya sunmasından yaklaşık 7 yıl sonra, 1967 yılında o teknoloji kullanılarak üretilen üçüncü kuşak bilgisayarlar ortaya çıkmaya başladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1969 yılında, internete atalık yapacak olan ARPA net çalışmalarına askeri haber alma amacıyla başlandı. Aynı yıl içinde Rıtchie ve Thompson, günümüzün vazgeçilmez işletim sistemlerinden UNIX üzerine çalışmaya başladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1971 yılında ortaya çıkan iki önemli ürün, kişisel bilgisayar döneminin başlamasına öncülük etti. Bu ürünler, ticari olarak piyasaya sürülen mikroişlemciler ile floppy disketlerdi. Intel Firmasının hesap makinelerinde kullanılmak üzere Japon Busicom Firması için ürettiği 4004 mikroişlemcisi ve IBM mühendislerinden Alan Shugart’ın ürettiği 8 inch floppy disket kişisel bilgisayar çağının başlamasına neden olan gelişmeler olmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1972 yılında ilk kişisel bilgisayar olan MITS 816 üretilmiştir. Bu bilgisayarın ne ekranı, ne klavyesi vardı. Fakat meraklı amatörler için son derece ilgi çekiciydi. Aynı yıl içinde, NASA bilgisayar kontrolü ilk uzay uçusu gerçekleştirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1974 yılında Intel, trafik ışıklarının kontrolü için 8080 mikroişlemcisini üretti. Bu işlemci daha sonra Altair adlı bilgisayarda kullanıldı. Intel’e rakip olarak ortaya çıkan Zilog firması Z80 mikroişlemcisini üretti. Gary Kildall, bilgisayar mimarisinden bağımsız olarak her platformda çalışabilen CP/M adlı işletim sistemini yazdı. Aynı yıl içinde, ilk ATM (bankamatik)’ler kullanılmaya başlandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1975 yılında 375 dolara satılan, klavyesiz ve ekransız ALtair 8800 adlı bilgisayar üretildi. Microsoft firmasının kurucusu Bill Gates ile Paul Allen, bu bilgisayar için bir BASIC derleyicisi yazdılar. Bu yıl içinde, IBM firması 5100 adlı ilk kişisel bilgisayarını üretti. Seymour Cray, Cray I adını verdiği ve bugün de hala vazgeçilmez süperbilgisayarlar olan Cray’lerin ilkini tasarladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1976 yılında, ekran ve klavyeye sahip bilgisayar olan Apple II adlı bilgisayar, Steve Jobs ve Steve Wozniak tarafından üretildi. Apple II, kıa sürede ortaokullara ve liselere girdi ve ilk “bilgisayar” derslerinde kullanılmaya başlandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1978 yılında, Daniel Bricklin ve Bob Fransston tarafından yazılan Visicale, günümüzde kullandığımız Excel gibi gelişmiş yazılımlara öncülük yapacak tablolama programı olarak ortaya çıktı. 1979 yılında is eMicropro International Firması ilk kelime işlem programı olan Wordstar’ı piyasaya sürdü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1981 yılında, Microsoft firmasıyla anlaşan IBM önceki makinelerinde kullandığı işletim sistemi olan CP/M’in yerine DOS işletim sistemini yazdırarak, bu yeni işletim sistemi kullanan IBM PC’yi üretti. Aynı yıl Commodore firması VIC-20’yi üreterek, 1 milyon adet satmayı başardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1982 yılından itibarin bilgisayarlar film sektöründe kullanılmaya başlandı. Disney Stüdyoları’nda yapımı gerçekleştirilen Tron adlı filmin tüm karakterleri bilgisayar tarafından canlandırılmış ve özel efektler bilgisayar aracılığıyla üretilmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1983 yılında Mitch Kapor, Lotus 1-2-3 adlı tablolama programını yazarak Visicalc’in elinden liderliği aldı. 1978 yılında, Amerikan Savunma Bakanlığı’nın çalışmalarına başladığı “modern” yüksek seviyeli bir programlama dili geliştirme çalışmaları bu yıl içinde tamamlandı. Bu yeni dile “ADA” ismi verildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1986 yılında, Intel Firması 1980’de ürettiği 80806 işlemciler ve 1994 yılında ürettiği Pentium işlemciler arasında bir geçiş olarak nitelendirebileceğimiz 80386 mikroişlemcisini üretti. Aynı yıl içinde süperbilgisayarlarda da çok önemli gelişmeler yaşandı. CRAY X-MP adlı 4 paralel mikroişlemcili bilgisayar saniyede 713 milyon kesirli sayı işlemi yapabiliyordu. İlk süper bilgisayar olan IBM STRETCH ise saniyede 5 bin kesirli sayı işlemi yapıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1990’lı yıllara geldiğimizde ise, 10 yıl öncesinin süper bilgisayarlarında kullanılan mikroişlemcilerin gücüne sahip işlemcilerin kişisel bilgisayarlarda kullanılmaya başlandığını görüyoruz. Yaygın olarak genellikle Intel’in Pentium serisi mikroişlemcilerini içeren bu bilgisayarlar ile yüksek hız gerektiren grafik programları, gelişmiş görsel programlar ve ses ile görüntü ağırlıklı çokluortam (multimedya) programları oldukça iyi performanslarla çalıştırılabilmektedir. Yaptıkları işleme göre fiyatları oldukça tatminkar olan bu bilgisayarlar, hemen her alanda kullanılmaktadır.&lt;br /&gt; bu bilgiler internetten alıntıdır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-1239998266741132339?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/1239998266741132339/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=1239998266741132339' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/1239998266741132339'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/1239998266741132339'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2007/11/ilk-bilgisayarin-icadi-kim-nasil-bulmu_15.html' title='İLK BİLGİSAYARIN İCADI KİM NASIL BULMUŞ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/RzyN3640_oI/AAAAAAAAAEY/3GLnRTU_2Jw/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-604609164822753065</id><published>2007-11-11T05:36:00.000-08:00</published><updated>2008-12-12T17:04:56.447-08:00</updated><title type='text'>GÜZELLİK FORMÜLLERİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/RzcHWvk0VrI/AAAAAAAAAD4/GnACpJecEdU/s1600-h/imagesCA9ZZ6SA.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/RzcHWvk0VrI/AAAAAAAAAD4/GnACpJecEdU/s200/imagesCA9ZZ6SA.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5131578387721377458" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/RzcHN_k0VqI/AAAAAAAAADw/-tOHZm92LDc/s1600-h/imagesCA3ICD9B.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/RzcHN_k0VqI/AAAAAAAAADw/-tOHZm92LDc/s200/imagesCA3ICD9B.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5131578237397522082" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Naomi, selülite karşı kahve masajı yapıyor&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın en güzel modellerinden olan Naomi Campell, sütün mucizesine inanan ünlülerden. Kusursuz bir fiziğe sahip olan Campell, cildinin güzelliğini süte borçlu olduğunu söylüyor. Ilık süt banyosundan asla vazgeçemediğini söyleyen 33 yaşındaki model selülitlere karşı kahve ile savaşıyor. Vücudunda selülitlerin yerleşmeye müsait olan kısımlarını kahve ile ovan Campbell, aynı zamanda bu bölgeyi üzerine kahve serpiştirdiği folye kağıtları ile kaplıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Loren'in gençlik aşısı domates&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eylül ayında 70 yaşına girecek olan dünyaca ünlü İtalyan film yıldızı Sophia Loren'in güzelliğinin sırrı ise domateste gizli. Domatesleri soyup püre haline getirdikten sonra içine bir kaşık bal ve zeytinyağı katan Loren, bu karışımı yüzüne sürdükten sonra bir saat bekliyor. Botox'a karşı olduğunu söyleyen Loren, bu yöntemle cildinin kırışmaya karşı direnç ve ışıl ışıl bir görünüm kazandığını belirtiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Salatalık maskesi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alman oyuncu Iris Berben de 53 yaşında olmasına rağmen hala 40'lı yaşlarına yeni girmiş gibi görünüyor. Genç kızlığından bu yana annesinden öğrendiği güzellik maskesini uyguladığını söyleyen Berben, salatalığın mucizesine inanıyor. Salatalığı püre haline getirdikten sonra biraz sütle karıştıran sanatçı bunu yüzünde 20 dakika bekletiyor. Daha sonra yüzünü sadece suyla yıkayan Berben, bu maskeyi her gün uyguladığını söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Patatesle bronzlaşıyor&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çılgın pop yıldızı Aguilera ise çiğ patatesin cildi dinlendirdiğine ve doğal bir bronzluk kazandırdığına inananlardan. Her gün çiğ patates dilimlerini ciltte gezdiren 23 yaşındaki sanatçı bunun hem sivilceye iyi geldiğini, hem de parlaklık ve bronzluk kazandırdığını söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Parker'ın tercihi kuşburnu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerinin etrafındaki morluk ve mimiklerden oluşan kırışıklıklardan yakınan Hollywood'un seksi yıldızı Sarah Jessica Parker da bu bölgeye kuşburnu yağı ile masaj yapıyor. Bunun dışında günde en az 4-5 bardak kuşburnu çayı içen Parker bu poşetleri atmayarak gözlerinin üzerine yerleştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Siegel, Aspirin kullanıyor&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;36 yaşında olmasına rağmen hala yüzündeki sivilcelerle mücadele etmek zorunda kaldığını söyleyen Alman yıldız Dagmar Siegel bunun için Aspirin kullanıyor. Sivilceli bölgeye hafif suyla ezdiği Aspirin'i süren Siegel bu yöntemin çok işe yaradığını savunuyor. Ancak yine de açık yaralara Aspirin sürülmemesi gerektiğini unutmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Cindy Crawford'ın kırışıklığa karşı doğal çözümü &lt;/strong&gt;Top model Cindy Crawford, fotoğraf çekimlerinden bir gece önce gözlerindeki şişin inmesi için bu bölgeye çiğ patates dilimleri yerleştiriyor. İki çocuk annesi 38 yaşındaki Crawford patates dilimlerinin aynı zamanda kırışıklıklara da iyi geldiğini söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Cameron Diaz'ın losyonu süttozu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç kızken akne sorunu olan Cameron Diaz, yüzündeki ufak tefek izleri mükemmel bir mak- yajla kapatıyor. Cildini te- mizlerken hırpalanmamasına özen gösteren sarışın yıldız, peelingler yerine süt tozunu tercih ediyor. Süttozunu hafif ıslatarak yüzüne halkalar şeklinde masaj yapan Diaz, bu sayede cildinin yumuşak ve taze olduğuna inanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Elma dopingi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel sanatçı Bullock, elmayı adeta bir güzellik doktoru olarak tanımlıyor. Günde en az iki elma yediğini söyleyen 39 yaşındaki Sandra Bullock, bu meyvenin hem bağırsakları çalıştırdığına, hem de cildi güzelleştirdiğine inanıyor. Hollywood'un aranılan aktristi, aynı zamanda elmaların kabuklarını yüzüne yerleştirerek içindeki asitlerin peeling etkisi yaptığını ve hücre yenilemesinde etkili olduğunu belirtti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-604609164822753065?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/604609164822753065/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=604609164822753065' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/604609164822753065'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/604609164822753065'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2007/11/nl-yildizlarin-gzellik-sirlari.html' title='GÜZELLİK FORMÜLLERİ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/RzcHWvk0VrI/AAAAAAAAAD4/GnACpJecEdU/s72-c/imagesCA9ZZ6SA.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-5190056205222353966</id><published>2007-11-09T13:29:00.001-08:00</published><updated>2008-12-12T17:04:56.637-08:00</updated><title type='text'>PARFÜMÜN TARİHİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/RzTSIPk0VpI/AAAAAAAAADo/l_ObbSH1eWk/s1600-h/LO-25028270_b.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/RzTSIPk0VpI/AAAAAAAAADo/l_ObbSH1eWk/s200/LO-25028270_b.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5130956914543580818" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Parfüm aslında insanlığın tarihi kadar eski. Latince “per fumum” yani dumanın içinden anlamına geliyor ve antik çağlardan beri insanları etkiliyor. Kokuların çeşitli güçleri olduğuna inanan sihirbazlar ve büyücüler tarih boyunca hep gelip geçmiştir. Koku düşkünü olan Kleopatra tören alanına girmeden önce herkesin koklaması için bolca parfüm sürermiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Modern anlamda ilk parfüm 14. Yüzyılda Macar Kraliçesi Elizabeth zamanında üretilmiş. Araplar’ın egzotik kokularını da parfümün gelişmesine katkısı olmuş. Parfüm, gerçek kimliğini ise 17. yüzyılda Fransa’da Grasse’da bulmuş. 15. Louis’nin sarayıo devirlerde “la cour parfumee” yani koku sarayı olarak bilinirmiş. O yıllarda, sarayda banyo yapılmadığı ve sadece parfüm sürüldüğü de tarihi dedikodular arasında yer alır. Yine o dönemde 15. Louis’in metresi Madame Pompadour’un koku hastası olduğu, saray bahçesinden toplanan kokulu çiçeklerin bile üzerine parfüm sıktırdığı söylenir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel kokular, 18. yüz İngiltere’sinde moda olur. Ancak 1774’de Britanya Parlementosu, kocalarını güzel kokularla etkileyen kadınların bunu “büyü” amacıyla yaptığı hükmüne varır. Tabi ki bu da parfümün gelişimini etkiler. 1804’de İmparator Napoleon Bonoparte ve İmparatoriçe Josephine parfüm kullanımının öncüleri arasında yer alır. Almanya seferinden dönen askerlerin getirdiği lavanta, biberiye, bergamut ve portakal çiçeği karışımını “eau de cologne” olarak sürekli kullanırlar. 1800’lü yılların sonlarına doğru, vanilya, menekşe, gül, nergis gibi çiçek kokularının sentetik taklitleri yapılır. 19. Yüzyılda ise lavanta popüler kokular arasında yer alır. Bu dönemde kadınlar ve erkekler aynı kokuları da sürmeye başlarlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20. üzyılda ise parfümde Doğu’nun etkisi ağır basar. Parfüm kokuları kadar şişeleri de önem kazanır. Her bir şişenin, kokuyla girift olan kendine özgü bir anlamı ortaya çıkar. Hafif çiçek kokuları ve baharatlı kokular en yoğun tercih edilenler arasına girer. Şimdilerde ise parfümler öylesine özgür ki! Fresh, hafif, serin, kışkırtıcı, kadınsı...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-5190056205222353966?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/5190056205222353966/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=5190056205222353966' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/5190056205222353966'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/5190056205222353966'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2007/11/parfmn-tarihi.html' title='PARFÜMÜN TARİHİ'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/RzTSIPk0VpI/AAAAAAAAADo/l_ObbSH1eWk/s72-c/LO-25028270_b.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-4005459313824313269</id><published>2007-11-09T12:52:00.000-08:00</published><updated>2008-12-12T17:04:57.091-08:00</updated><title type='text'>PARFÜM KULLANMANIN PÜF NOKTALARI</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/RzTKM_k0VoI/AAAAAAAAADg/1SMOYQR6Xas/s1600-h/m-by-mariahcarey-bottle.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/RzTKM_k0VoI/AAAAAAAAADg/1SMOYQR6Xas/s200/m-by-mariahcarey-bottle.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5130948200054937218" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/RzTKG_k0VnI/AAAAAAAAADY/MsKfswLLIeU/s1600-h/3711_2253_1.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/RzTKG_k0VnI/AAAAAAAAADY/MsKfswLLIeU/s200/3711_2253_1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5130948096975722098" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kadınlar parfüm kullanmanın en önemli etkisinin karşı cins üzerinde olduğunu düşünür ve parfümleri cinsel bir silah olarak kabul ederler. Oysa geçtiğimiz aylarda, A.B.D. Duke Üniversitesi Tıp Merkezi'nde yapılan bir araştırma parfüm kullanmanın karşı cinsi çekmek dışında yararları da olduğunu ortaya çıkarmış. Bunlardan en başta geleni, pafüm sürmenin özgüveni arttıran bir etkisi olduğu. Özgüveni arttıran ve moralin yükselmesini sağlayan doğru seçilmiş bir parfüm iş yerindeki performansı da olumlu bir şekilde etkiliyor. Tıpkı aromaterapi seanslarında olduğu gibi, günlük hayatta da güzel bir şeyler koklamak insanın kendisini çok daha iyi hissetmesini sağlıyor. Yalnız burada kullandığınız parfümün çok kuvvetli olmamasına dikkat etmek gerek. İş yerinde kullanmak için en uygun olan hafif çiçek, meyve ve sabunsu kokular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;script type="text/javascript"&gt;&lt;!--&lt;br /&gt;google_ad_client = "pub-7467639983356333";&lt;br /&gt;//728x15, oluşturulma 09.11.2007&lt;br /&gt;google_ad_slot = "3049198054";&lt;br /&gt;google_ad_width = 728;&lt;br /&gt;google_ad_height = 15;&lt;br /&gt;//--&gt;&lt;/script&gt;&lt;br /&gt;&lt;script &lt;br /&gt;src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type="text/javascript"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/script&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SPORDA &lt;br /&gt;Spor sırasında taze, canlandırıcı kokular kullananlar kendilerini daha zinde hissettiklerini belirtiyorlar. Yapılan bir araştırmada 10 kişiden dokuzu yeşil limon kokusunun temizliği ve ferahlığı simgelediğini belirtmiş. Bunun diğer bir nedeni de, vanilya ve lavanta gibi kokulara kıyasla, ten üzerinden daha hızlı bir şekilde uçan limon kokusunun bu sırada tende bir serinlik hissi yaratması. Limon kokusunun daha hızlı buharlaşmasının nedeniyse moleküler yoğunluk açısından diğer kokulardan daha hafif olması. Özellikle yaz aylarında bu kokular oldukça işe yarıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GECE &lt;br /&gt;Gece için parfüm seçerken en ağır kokuları bile tercih etmek mümkün. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var; eğer ölçüyü biraz fazla kaçırırsak etrafımızdakiler parfümle banyo yaptığımızı düşünüp bundan çok rahatsız olabilir. Peki gece için hangi kokular daha uygun ? Estee Lauder'ın "koku stilist'lerinden Karyn Khoury, gece için en uygun kokuların baharatlı ve odunumsu, oryantal kokulardan oluştuğunu belirtiyor. Zevkinize göre seçeceğiniz kadınsı bir koku, daha önce de belirttiğimiz gibi çok fazla kullanmamak kaydıyla, partnerinizin başını döndürebilir&lt;br /&gt;Parfüm seçerken &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Parfüm denemek için en uygun zaman akşam üzeri; çünkü bu saatlerde koku alma duyusu güçlü çalışıyor. Ayrıca kış mevsiminde de - tabii burnumuz tıkalı değilse- yaz mevsimine göre daha güçlü koku alıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Parfümü sıktıktan sonra en az bir saat teninizde olgunlaşması için beklemeniz gerek. Bu zaman sırasında parfümdeki alkol uçacak ve parfüm teninizdeki kimyasal maddelerle etkileşime girerek gerçek kokusunu verecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Dergilerde parfüm ilanlarının kenarlarında kart üzerine denemeniz için sürülen koku örnekleri o parfüm hakkında iyi bir fikir verebilir. Ancak yine de sizin teninizde tam olarak nasıl durduğunu öğrenmek için bir parfümeride parfümü sıkarak denemeniz şart.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Parfüm denemeye gitmeden önce yediklerinize biraz dikkat etmeniz gerekiyor. Niye mi? Çünkü baharatlı, acı ve yağlı yiyecekler teninizin kimyasını biraz değiştiriyor, bu da parfmünü kokusuna yansıyarak sizi yanıltabilir. &lt;br /&gt;Daha dayanıklı parfümler için&lt;br /&gt;İyi şaraplar gibi parfümler de havayla temas ettikten sonra bozulabiliyor. Ama iyi baktıktan sonra parfümünüzün bir yıl ve onsekiz ay arası dayanmasını sağlayabilirsiniz. Nasıl mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Dökme değil spreyli şişeleri tercih edin. Bunun en önemli nedeni, ellerinizle temas eden parfümün bakterilere açık hale gelmesi ve daha kısa zamanda bozulması. Ayrıca spreyli parfümleri kullanması çok daha ekonomik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Parfümünüzü kutusunda saklamanız onun ışığa maruz kalmasını önleyecektir. Işık parfümün hem kokusunu hem de rengini bozan bir etken. Bu nedenle parfümü kutusunda ya da kutusu yoksa karanlık bir yerde saklamak en iyisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sıcak ve nemli ortamlarıyla banyolar parfümleri saklamak için pek de uygun mekanlar değiller. Buradaki sıcaklık ve nem parfümlerin kısa zamanda bozulmalarına neden olabilir. Yatak odaları parfüm saklamak için çok daha uygun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman çok fazla?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parfüm kullanmayı sevenlerin yaptığı en büyük hata bunu biraz abartmak. Peki ne zaman az, ne zaman çok? İşte bunu anlamanızı sağlayacak birkaç ipucu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Parfüm kullanırken en ideal sayı, parfümü değişik bölgelere iki ya da üç kez püskürtmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Parfümün tipi de miktarını belirlemede önemli bir etken; Eau de Parfum kuvvetli olduğu için her zaman daha az kullanılmalı. Eau de Toilette ise daha hafif ve uçucu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Burnunuzda kokuya duyarlı alıcılar bir süre sonra etkisiz olacağı ve kokuyu hissetmeyeceği için parfümü az mı, çok mu sıktığınıza karar vermeniz zor olabilir. Yakın birisine bunu sormaktan çekinmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Cilt tipi de kokunun kalıcığılığını etkileyen bir unsur. Eğer yağlı cildiniz varsa koku daha yoğun ve uzun süre kalacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Eğer fazla kaçırdığınızı fark ederseniz, nemli bir havluyu teninize dokundurarak parfümün fazlasını alabilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neresi doğru, neresi yanlış?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilek içi ve kulak arkası: Bilek içleri ve kulak arkası parfüm uygulamasındaki klasik bölgeler. Bunun nedeni bu bölgelerin vücudun her yerine kıyasla daha sıcak olması ve parfümün yayılmasını kolaylaştırması. Oysa bu aynı zamanda parfümün uçup gitmesine de neden oluyor. Yani aslında bu bölgeler parfüm sıkmak için pek de ideal değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüz: Parfümde bulunan alkol özellikle hassa ciltlere zarar verebileceği için yüze parfüm sıkmak hiç doğru değil. Sadece bazı alkolsüz parfümler yüze sürülebilir. Erkeklerse tıraştan sonra after-shave uygulmasını yüzlerine değil, göğüslerine sürebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göğüs, kalça kemiği ve bacak üstleri: Bu bölgeler parfüm sürmek için en ideal bölgeler. Havayla temas etmedikleri için parfümünüz teninize hapsoluyor ve kalıcılığını çok uzun süre koruyarak, koku yaymaya devam ediyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-4005459313824313269?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/4005459313824313269/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=4005459313824313269' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/4005459313824313269'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/4005459313824313269'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2007/11/parfm-kullanmanin-pf-noktalari.html' title='PARFÜM KULLANMANIN PÜF NOKTALARI'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/RzTKM_k0VoI/AAAAAAAAADg/1SMOYQR6Xas/s72-c/m-by-mariahcarey-bottle.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-165161675643658862</id><published>2007-11-04T13:36:00.000-08:00</published><updated>2008-12-12T17:04:57.577-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TATİL'/><title type='text'>ÜRGÜP</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/Ry48PB6YCxI/AAAAAAAAADM/Z_Y-7358R_I/s1600-h/41992319_Urguparoundkale6365.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/Ry48PB6YCxI/AAAAAAAAADM/Z_Y-7358R_I/s200/41992319_Urguparoundkale6365.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5129103254530558738" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/Ry48FR6YCwI/AAAAAAAAADE/4SEyhiNTWhU/s1600-h/54788546_Urgup_1002.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/Ry48FR6YCwI/AAAAAAAAADE/4SEyhiNTWhU/s320/54788546_Urgup_1002.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5129103087026834178" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/Ry47_x6YCvI/AAAAAAAAAC8/xAaDUQOgVV4/s1600-h/41992279_Urgup6982.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/Ry47_x6YCvI/AAAAAAAAAC8/xAaDUQOgVV4/s320/41992279_Urgup6982.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5129102992537553650" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ürgüp is the place where I always stay when I am in Cappadocia. Its bus station has good connections, Kayseri is one stop to the East, and the other Cappadocian places are all within easy reach. A minibus leaves for Nevsehir (with Orthisar, Ak Tepe or Üçhisar a twenty minutes walk from where they let you get off on the main road) every hour, and for Avanos, Göreme every second hour. And in case of necessity one can walk there (if you don't mind a two hour's strenuous walk to Avanos). The place itself is a bit larger than most of the others, has a bit less of their old character, but maybe I like that. Here are some of the many pictures I took there, some others may be added to complete the somewhat haphazard image they now provide. I was told that whereas there is Ortahisar (Middle Fortress) and Üçhisar (Third Fortress, a viewer thinks "Three fortresses" would be correct) there seems to be a "First Fortress" missing. That would be a former name for Ürgüp &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yazılar ve resimler internetten alıntıdır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-165161675643658862?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/165161675643658862/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=165161675643658862' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/165161675643658862'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/165161675643658862'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2007/11/rgp.html' title='ÜRGÜP'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_-lmzS_niT6Y/Ry48PB6YCxI/AAAAAAAAADM/Z_Y-7358R_I/s72-c/41992319_Urguparoundkale6365.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-1379736379060010736</id><published>2007-11-04T12:29:00.000-08:00</published><updated>2007-11-04T12:29:34.650-08:00</updated><title type='text'>YABANCI DİLLERDE SENİ SEVİYORUM</title><content type='html'>Almanca Seni Seviyorum: Ich liebe dich&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransızca Seni Seviyorum: Je t'aime&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rusça Seni Seviyorum: Ya tebya lubliu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Japonca Seni Seviyorum: Kimi o ai shiteru&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtalyanca Seni Seviyorum: Ti amo&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Afrika Seni Seviyorum: Ek Het Jon Leef&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İspanyolca Seni Seviyorum: E'Estimo&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kantoca Seni Seviyorum: Ngor Oi Ley&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fince Seni Seviyorum: Mina Rakastan Sinua&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik Yunanca Seni Seviyorum: Se Erotao&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbranice Seni Seviyorum: Ani Ohev Otach&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hintçe Seni Seviyorum: Mai Tumaha Pyar Karta Hu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Litvanyaca Seni Seviyorum: As Tave Myliu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lehçe Seni Seviyorum: Kocham Cie&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Portekizce Seni Seviyorum: Eu Te Amo&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romence Seni Seviyorum: Te İubesch&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsveççe Seni Seviyorum: Jag Alkskar Dig&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arapça Seni Seviyorum: Ana behibek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermenice Seni Seviyorum: Ves kez sirumen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulgarca Seni Seviyorum: Obicham te&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çekçe Seni Seviyorum: Miluji te&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hırvatça Seni Seviyorum: Volim te&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çince Seni Seviyorum: Ngo oiy ney a&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bangladeşçe Seni Seviyorum: Aame tuma ke bhalo aashi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arnavutça Seni Seviyorum: Te dua&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-1379736379060010736?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/1379736379060010736/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=1379736379060010736' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/1379736379060010736'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/1379736379060010736'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2007/11/dnya-dillerinde-seni-seviyorum.html' title='YABANCI DİLLERDE SENİ SEVİYORUM'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9158832290417610990.post-1162777122109346280</id><published>2007-10-24T01:10:00.000-07:00</published><updated>2007-10-26T15:30:55.446-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TATİL'/><title type='text'>LİZBON</title><content type='html'>Lizbon (Portekizce: Lisboa), Portekiz’in başkenti ve en büyük şehridir. Lizbon bölgesine bağlı Büyük Lizbon altbölgesinin belediyelerinden biridir. Tejo Nehri’nin oluşturduğu haliç üzerine kurulu olan Lizbon, Atlantik Okyanusu kıyısındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2001 yılında 564.477 nüfusa sahip olan Lizbon şehrinin içinde bulunduğu "Lizbon Metropolitan Alanı"nın nüfusu 2005 yılında yaklaşık 2.700.000 civarındadır. Lizbon bölgesi Avrupa Birliği ortalamasının üzerindeki refah düzeyi ile Portekiz’in en zengin bölgesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa’nın en renkli başkentlerinden birisi olan Lizbon Roma ve İstanbul gibi yedi tepe üzerine kurulmuştur. [1] 1260 yılından beri Portekiz’in başkenti olan şehir 16. yüzyılda Portekiz İmparatorluğu zamanında en ihtişamlı dönemini yaşamıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9158832290417610990-1162777122109346280?l=hazan06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hazan06.blogspot.com/feeds/1162777122109346280/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9158832290417610990&amp;postID=1162777122109346280' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/1162777122109346280'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9158832290417610990/posts/default/1162777122109346280'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hazan06.blogspot.com/2007/10/lizbon.html' title='LİZBON'/><author><name>HÜMEYRA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18277776404185820917</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
